DUYURULAR

lotta-feministanin-arsivlerinin-acilmasi-icin-kampanyaİtalyan otonomist feministlerinden Mariarosa Dalla Costa’nın, başta İtalya’da 70’lerdeki kadın hareketinin önemli...
no-tav-hareketi-yine-saldiri-altinda Kimden: Silvia Federici silvia.federici@hofstra.edu   Lütfen bu bildiriyi imzalayın, olabildiğince...
her-seyi-istiyoruz Vicdanı ve utancı olmayan onursuz insanlar!.. Dini imanı para olmuş patronlar ve köleler! El pençe divan...
otonom-27-sayi-merhaba  Merhaba,Dünyanın bütün dilerini bilseydik… Balıkların, denizlerin; kuşların, gökyüzünün, bulutların;ağaçların,...
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Makaleler
Gösterim: 2199
Yazdır

Bu yazıda Otonomist Marksist gelenek tarafından ortaya atılan ve Marksist çevrelerde çokça tartışmaya neden olan maddi olmayan emek kavramı üzerine düşünmeye ve hangi kavram ve kategorilerle ilişkilendirilerek düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaya çalışacağım. Böylece kavramın, günümüzde kapitalist toplumsal ilişkiler bağlamında sermaye ve emek arasında yeni bir antagonizmanın politik kuruluşu ve işleyişi bakımından sunduğu olanakları anlaşılır kılmayı umuyorum.

Her şeyden önce maddi olmayan emek kavramının köksüz olmadığını ve Marksist kavram ve kategorileri günümüzdeki devrimci mücadeleler ve hareketler açısından işler hale getirmeyi öncelediğini belirtmem gerek. Dolayısıyla kavram, emeğin toplumsal ve politik mücadeleleriyle alakasız olmadığı gibi tarihsiz de değildir.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Gösterim: 1640
Yazdır

Feminizm teorisi içinde modernizm ve postmodernizm paradigma tartışmaları uzun süredir devam ediyor. Bu paradigma tartışmaları 80’ler ve 90’lar kadar sert ve belirgin geçmese de, izleri feminist politik mücadele alanında bugün de hissediliyor. Bu anlamda feminizmin, karşıtlığa dayanan ve tepkisel olarak kalan paradigma tartışmalarında sürüklenip gittiğini söyleyebiliriz. Modernizmin öznesine tepkisel eleştirisiyle nihilizme varan, kurucu olmadığı düşünülen postmodernizm ile kurucu ama bir o kadar da özcü ve hümanist görülen modernizm, tekleştirmelerle okunuyor. Bu yazı, paradigmaların altına sıkıştırılan teorileri feminizmin içinde eriterek özgürleştirmek ve feminizmi yeni bir düzlem içerisinden okuyabilmek için araçlar sağlamayı amaçlamaktadır. Bu anlamda Kathi Weeks’in Feminist Öznelerin Kuruluşu adlı kitabını önemseyerek, Marx, Nietzsche ve Judith Butler’ın kavramlarının içinden geçerek, aralarındaki ilişkisellikleri ve ortak olanları ortaya çıkararak okumaya çalışacağım.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Gösterim: 2499
Yazdır

“Sol” kavramı bir “bakış açısıdır”. “Bakış açısı” kurucu bir kavramdır ve varlığın, kudretin varoluşuna içkin bir hakikatidir; soyut bir düşünce düzlemi değil somut ve etik-politik bedensel pratik ve değişime içkin, varlıkta kalma gücüdür.

Sol, varlıkta kalma gücü olarak “bakış açısı”nı, yaşamdaki farkları ve farklanmaları okuyabilme ve kendini reforme etme kudretini yitirmiş görünüyor. Modernist Sol, “bakış açısı”nı, “idea”lar ve değişmez, evrensel, mutlak “apriori”ler olarak dondurmuştur. Modernist Sol içkinliği ve deneyimin içinden düşünmeyi terk etmiş; apriori “idea”ları yaşama dayatarak aşkınlaşmıştır. Bu durum sol “akıl”ın bir fetişizmi ve idealizmidir. Sol’un bu fetişizm ve idealizmi üzerine düşünülmesi gerekiyor.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Gösterim: 1562
Yazdır

Rönesans öncesi egemenlik, tanrıya aitti. Krallar, sultanlar korku imparatorluğunun yeryüzündeki temsilcileriydiler. Yeryüzü dünyası lanetliler şehriydi. Cennetten sürülmüş Âdem peygamberden beri insanoğlu günahkârdı. Suçluyduk; suçluluk korkusu içinde tam bir köleydik. “Yapmanız gereken şunlardır” diye yukardan buyuran ahlakın kutsal politik kılıcı altında insan, toplumsal bir kurbandı. İtaat ve teslimiyet kutsallıktı. Bir Ortaçağ böyle geçti. Rönesans ön-modernitedir, aydınlanma ve modernizm ile karıştırılmamalıdır. Bu bağlamda Rönesans Ortaçağ’a bir itiraz, günahkâr ve suçlu insan söylemine karşı çokluğun özgürlük çığlığıydı. Rönesans ile birlikte özgürlük; beden, duygu, aklın ve insanın keşfi, icadı ve yaratımı oldu. Aynı zamanda Rönesans Batı düşünme tarihinin içinden bir arayıştı. Yeniden doğuş, Antik Yunan politik değerlerinin seküler güncellenmesini ifade ediyordu.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Otonomist Marksizm
Gösterim: 3987
Yazdır

Kavram. Kavram üzerine düşünmek!... Kavram, yaşamın akışında “fark”lanmayı, “farklılaşma”yı ve “başka”laştırmadan “başkalaşım”ı yakalamaktır. Kavram, tekillik ve farktır; tekilliklerin zenginliğinde oluşan kurucu elbirliğidir. Kavram aşkınlık, temsil ve evrensellik değil; içkinlik, olay ve ifadedir. Kavram yaşamı anlama ve anlamlandırmadır, kurulan ve kurucu olandır ve bir öznellik pratiğidir.

Bir öznelliğin kurucu, yaşamın akışında bir hayat, bir gelecek olup olmadığına bakmak istiyorsanız bu öznelliğin ürettiği kavram zenginliğine bakınız. Kavram üretmek varlığın zenginliği, canlılığı ve devrimciliğidir. Politik bir öznelliğin kavram üretimi durmuş ise o öznellik devrimciliğini yitiriyor demektir. 

Sol kavram üretemiyor. Modernist solun kavram üretimi durmuş ve donmuştur. Modernist solun kullandığı kavram seti 1789 ve 1917’de kalmış, hatta kalmakla da kalmamış, 1917 kavram setine tek bir kavram ekleme üretkenliğini gösteremediği için solun varlık düzlemini de dondurmuş görünüyor. Bu bağlamda Modernist sol kendini yenileme, reforme etme, kendinde devrim yapma zenginliğini ve esnekliğini yitirmiş, yaşamın akışını kesen bir muhafazakârlığa dönüşmüştür.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Otonomist Marksizm
Gösterim: 2994
Yazdır

İktidar kavramı üzerine düşünmek egemenlik kavramı üzerinden düşünmektir. “İktidar” ve “egemenlik ” kavramları üzerine düşünme, bizleri “politik olan” nedir sorusuna götürmektedir. Genel olarak Sol düşünce “politik olanı” sınıf, iktidar ve egemenlik kavramlarına indirgeyerek “aşkınlık” ile sınırlar. Sınıflaşmaya karşı sınıfsızlaşmayı ve komünalizmi, bir başka deyişle içkinlik pratiğini politik olanın içinden okumaz. Bu sınırlama içinde “politik olan”; sınıfsal ilişkiler, iktidar ve devlettir. Sol düşüncenin kadim krizi, politik olanı aşkınlığın sınırları içinde hapsetmesinden kaynaklanmaktadır. Bu bakış açısı “komünizm” kavramını politik olanın dışına çıkartır ve komünizmin, politik olanın içinden düşünülmesini engeller. Doğal olarak politik olanın aşkınlığında yalnızca sosyalizm düşünülebilir.

Bu durumun altında yatan en önemli problem, “politik olan”ın felsefesinin, burjuva egemenlik felsefesi “aşkınlık” içinde kalıp oradan çıkamamasıdır. Burjuva egemenlik felsefesiyle antagonist bir yerden hesaplaşılamamıştır. Sermaye öznelliğinin “politik olan” felsefesi aşkınlık ile emeğin politik öznellik felsefesi içkinlik arasındaki fark antagonisttir. Sol’un krizi “politik olan” üzerinden bu antagonist farkıkuramamasıdır. “Sosyalizm” kavramının krizi burada yatar.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Otonomist Marksizm
Gösterim: 2696
Yazdır

Sınıf kavramı güç istenci düzlemindeki bir politik söylemdir ve toplumsal ilişkileri politik olanın içinden okumanın nosyonudur. Peki bir söylem olarak sınıf kavramının düzlemi nedir? Sınıf kavramının düzlemi, değer teorisine içkin üretici güçlerle üretim ilişkileri kuvvetlerinin taşıdığı güç istençlerinin ölçülemez akışkanlığı ve virtüelliğidir. Sınıf kavramı, tarihsel dönemlerin kuvvetlerine ve genel zekâsına göre işleyen bu düzleminin başkalaşımlarına içkin işler ve çalışır. Bu bağlamda sınıf kavramı dinamik bir kavramdır ve politik pratiğin virtüelliğinde farklanarak yeniden kurulur.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Gösterim: 3013
Yazdır

DEVLET BİR SINIF ÜRETME İLİŞKİSİDİR.

İktidar kavramı üzerine düşünmek egemenlik kavramı üzerinden düşünmektir. “iktidar” ve “egemenlik ” kavramları üzerine düşünme bizleri  “politik olan” nedir sorusuna götürmektedir. Genel olarak Sol düşünce “politik olanı” sınıf, iktidar ve egemenlik kavramlarına indirgeyerek sınırlar. Sınıflaşmaya karşı sınıfsızlaşmayı ve komünalizmi politik olanın içinden okumaz. Bu sınırlama içinde “politik olan” sınıfsal ilişkiler, iktidar ve devlettir. Sol düşüncenin kadim krizi politik olanı bu sınırlama içinde hapsetmesinden kaynaklanmaktadır. Bu bakış açısı “komünizm” kavramını politik olanın dışına çıkartır ve komünizmi, politik olanın içinden düşünülmesini engeller. Doğal olarak politik olanın içinden yalnızca sosyalizm düşünülebilinir.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Felsefe
Gösterim: 5648
Yazdır

Marx’tan sonraki Marksist geleneğin önemli bir bölümü, diyalektiği sınıflar mücadelesinin yasası, ücretli emeğin sermaye karşısındaki yıkıcılığının politik felsefesi olarak yorumlamıştır. Buna göre diyalektikte varlığı harekete geçiren dinamik, kendi içindeki çelişkidir. Diyalektik, bu çelişki biçimindeki olumsuzluğun olumsuzlanmasının hareketidir. Kapitalizm altında kendiyle çelişkili bu varlık, toplumsal koşulların üreticisi ve öznesi olduğu halde sermaye tarafından nesneleştirilmiş olan ücretli emektir. Ücretli emek ancak kendiyle çelişkisinin nesnelleşmiş biçimi, yani karşıtı olan sermayeyi olumsuzlayarak kendisini olumlayabilir. Oysa bu yaklaşım emeği ücretli emeğe indirgeyerek, ücretli emeğin sermayeleştirilmiş emek olduğunu görmez.

Devamını oku...