Merhaba,

Hiç farklanmayan, sürekli kendini tekrarlayan selefi bir toplumsal coğrafyanın içinde yaşıyoruz. Akıl yüzü öne ve geleceğe bakmayan ve geçmişe tapan fetiş ve şoven bir genel zekânın üretildiği faşist bir coğrafya…

Biat, kul ve tebaa kültürü içinde hiyerarşiye, Reislere ve devlete tapan bir toplumuz. Bu toplum faşizmi arzuluyor; bu gerçeklikle yüzleşmek zorundayız. Bu toplum dört kavramın düzleminde düşünüyor: Din, Türklük, Devlet ve Para… Ve bu “millet”, sorunlarını şiddet dışında çözmesini bilmiyor.

Evet Devlet ile Millet barıştı. Bu barışma gittikçe derinleşiyor. Siyasal İslam politik bloğunu oluşturdu. Şimdi bu blok, İslam-Türk sentezinin tarihsel bloğuna doğru ilerliyor. Başkanlık sistemi bu tarihsel bloğun siyasal birliğidir. Turanizm ile Panislamizm’in tarihsel bloğuyla karşı karşıya olduğumuzu görmek gerekiyor. Başkanlık sisteminin kurulmasının siyasal stratejisi bu tarihsel bloğun oluşturulması ile örgütleniyor.

Başkanlık sistemi bir restorasyon sürecidir ve anayasal monarşiyi hedeflemektedir. 1908 devrimi öncesine, sultan ve vezir-i azam ilişkisine geri dönüyoruz. Kürtler, 1923, Aleviler ve Sol bu süreçte ezilerek yok edilmek isteniyor. Bütün koşullar örgütlendi. Bütün özgürlükçü ve demokratik muhalefet bastırıldı. Meclis tasfiye edildi. Referanduma gitmenin zamanı örgütlendi. III. Dünya Savaşı’nın krizi, başkanlık sistemi için önemli bir fırsata dönüştürülmüş görünüyor. Geriye dönüşü olmayan sert bir süreç ülkemizi bekliyor.

Özgürlük ve demokrasi güçleri bu süreci “geçit yok” diyerek durdurabilecek bir politik ağırlık oluşturabilecek mi? Sol, İslam-Türk siyasal bloğuna karşı özgürlük ve demokrasi bloğu oluşturabilecek mi? Toplumun aklını, bilincini değil, bedenindeki duyguları, arzuyu harekete geçirebilecek ve arzu üretebilecek mi? Hep birlikte göreceğiz…

NO PASARAN!

Sayfa 1 / 3