Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Makaleler
Yayınlanma: 18 Şubat 2015 Gösterim: 2706
Yazdır

Bu yazıda Otonomist Marksist gelenek tarafından ortaya atılan ve Marksist çevrelerde çokça tartışmaya neden olan maddi olmayan emek kavramı üzerine düşünmeye ve hangi kavram ve kategorilerle ilişkilendirilerek düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaya çalışacağım. Böylece kavramın, günümüzde kapitalist toplumsal ilişkiler bağlamında sermaye ve emek arasında yeni bir antagonizmanın politik kuruluşu ve işleyişi bakımından sunduğu olanakları anlaşılır kılmayı umuyorum.

Her şeyden önce maddi olmayan emek kavramının köksüz olmadığını ve Marksist kavram ve kategorileri günümüzdeki devrimci mücadeleler ve hareketler açısından işler hale getirmeyi öncelediğini belirtmem gerek. Dolayısıyla kavram, emeğin toplumsal ve politik mücadeleleriyle alakasız olmadığı gibi tarihsiz de değildir.

Bu yüzden kavramı sırf sosyolojik veya sırf ekonomik bakış açısından okuyan ve onu tarihsizleştiren akademik çalışmalardan ve yaklaşımlardan uzak durmak, kavramı hem tarihsel hem de toplumsal akışkanlığı ile düşünmek, mümkünse zenginleştirmek gerekiyor. Kavramın tarihselliğini Marx’ın ilksel birikim, biçimsel boyunduruk ve gerçek boyunduruk analiziyle ilişkisi içinde, benzer şekilde toplumsallığını da yine Marx’ın genel zekâ kavramı ilişkisi içinde yakalayabiliriz. Bu tür bir yaklaşım bize hem kapitalist değer üretme ilişkilerinin tarihselliği ve toplumsallığı temelinde sermaye ve emek arasındaki değişen antagonizma düzlemlerini hem de bu antagonizma düzlemlerinde emeğin sermayeden bağımsız ya da ona içerilmeden deneyimleyebileceği devrimci politikaları algılama olanağı sağlayacaktır.

 

Üretken ve Üretken Olmayan Emek

Maddi emek ve maddi olmayan emek kavramlarının temelinde Marx’ın üretken ve üretken olmayan emek ayrımı yatar. Kabaca tanımlamak gerekirse, Marx’a göre üretken emek, artı değer üreten ve ücreti, kârdan ödenen emektir. Üretken olmayan emek ise artı değer üretmeyen ve ücreti, kârdan ödenmeyen emektir. Bu ayrım, biçimsel boyunduruk dönemi ile gerçek boyunduruk döneminin ilk aşamasına özgüdür ve değerin ölçüsü olarak niceliksel emek zamanı temel alır. Fabrika zamanında ve mekânında ücretli emek biçimi altında sınıflaştırılan üretken emek, niceliksel emek zamanın metalaşmasını ifade eder ve bu, maddi olan emek üzerinden gerçekleşir. Biçimsel ve gerçek boyunduruk dönemlerinin emek biçimi olan maddi emek, verimliliğin ve üretkenliğin işçilerin fiziksel yakınlığına bağlı olduğu, emeğin elbirliğinin dikey örgütlenme biçimleriyle kurulduğu merkezi ya da büyük ölçekli üretim birimlerinde, niceliksel emek zaman üzerinden tahakküm altına alınır. Kafa ve kol emeği arasındaki ayrım, kavrama ve uygulama arasındaki ayrım, rutin emek faaliyetleri ve yaratıcı emek faaliyetleri arasındaki ayrım, iş zamanı ve boş zaman ayrımı maddi emeğin işletilmesi ve verimli kılınmasının tahakküm mekanizmaları olarak işlev görür. Yeniden üretim alanındaki kadın emeğinden hizmet sektöründeki emeğe, üretim sürecini düzenleyen ve gözetleyen emek biçimlerine kadar diğer bütün emek biçimleri, maddi emeğin hegemonyası altındadır. Toplumsal olarak gerekli emek zamanın karşılığı olan ücret ile artı emek zamanın karşılığı olan artı değerin toplumsallaşmış biçimi olan kâr arasındaki diyalektik işleyiş, emeğin ücretli emek biçiminin politikliğini kurar. Ücret mücadelesi yürüten sendikaların gücü, ücretli emeğin ekonomik talepleri etrafında kurulur ve ancak üretkenlik anlaşmaları yoluyla sürdürülür.

Fordist üretim tarzından post-Fordist üretim tarzına geçişle birlikte, aynı zamanda gerçek boyunduruktan biyo-politik boyunduruk dönemine geçilir. Bu geçişi niteleyen temel dönüşüm ise niceliksel emek zamanın metalaştırılmasına dayalı değer üretim ilişkilerinden niteliksel emek zamanın metalaştırılmasına dayalı değer üretim ilişkilerine geçilmiş olmasıdır. Böylece üretim ve yeniden üretim arasındaki, üretken ve üretken olmayan emek arasındaki, üretim ve dolaşım arasındaki ayrımları ortadan kaldıran bir birikim sürecinin önü açılır. Biyo-politik boyunduruk ve üretim döneminde, fabrika zamanında ve mekânında maddi emeğin hâkimiyetinde gerçekleşen değer üretim ilişkileri yerini üretim zamanı ile yaşam zamanı arasındaki ayrımın ortadan kalkmasıyla birlikte maddi olmayan emeğin hâkimiyetinde gerçekleşen değer üretim ilişkilerine bırakır. Maddi emekle maddi olmayan emek arasındaki fark, niceliksel emek zamanla niteliksel emek zaman arasındaki farktır ve bugün biyo-politik üretim döneminde bu fark, maddi emeğin ortadan kaldırılması veya tasfiyesi olarak değil, maddi olmayan emek tarafından harekete geçirilmesi ve üretken kılınması olarak görülmelidir.

 

Maddi Emeğin Kuruluşu: Niceliksel Emek Zamanın Metalaştırılması

Marx, emeğin boyunduruk altına alınmasının tarihsel uğraklarını ilksel birikim, biçimsel boyunduruk ve gerçek boyunduruk olarak niteler.[1] Her bir uğrak, hem belli emek biçimlerini hem de belli sermaye türlerini tasfiye ederek sermayenin değer üretme ilişkilerini dönüştürür. Marx bu dönüşümü canlı emekle ölü emek arasındaki ilişkiyi niteleyen sermayenin teknik ve organik bileşimi temelinde açıklar. İlksel birikim dönemi, emeğin, kendini değerli kılabileceği maddi üretim koşullarından zor yoluyla koparılmasını ve ücretli emek biçimi altında sınıflaştırılmasını ifade eder. Değer üretimi açısından emeğin emek gücüne dönüştürülerek metalaştırılmasının önünü açarken, politik olarak aslen değişim değerlerinin eşitlenmesi temelinde kurulan bireyci özgürlük söylemi içinde özneleştirilir. Özetle kapitalizmden önceki üretim tarzlarının ve politik egemenlik biçiminin tasfiye edilmesinin uğrağıdır.

Biçimsel boyunduruk dönemi, toplumsal değer üretiminin değeri emek zamanla ölçülen emeğe dayalı hale geldiği dönemdir. Mutlak artı değere dayalı üretimin hâkim olduğu, kapitalist değişim değeri üretiminin genelleştiği uğraktır. Sermaye, işinde nitelikli ama artık emek aletlerinin sahibi olmayan emeğin elbirliğini fabrika zamanına ve mekânına tabi kılarak artı değer üretimi gerçekleştirir. Değer üretiminin belirleyeni, fabrika zamanının gerekli emek-artı emek arsındaki diyalektiğine dayalı ölçüdür. Mutlak artı değer üretimine dayalı biçimsel boyunduruk döneminde işgününün uzatılması yoluyla emek, tahakküm altına alınır. Emek ve sermaye arasındaki mücadelenin ekseni, emek açısından gerekli emek zamanın artırılması, sermaye açısından ise artı emek zamanın artırılmasıdır.

Gerçek boyunduruk dönemi, nispi artı değer üretimi ve emek aletlerinin yerini makinelerin almasıyla nitelenir. Böylece emek sürecinin kendisi de dönüştürülmüş olur. İşçi, emek süreci üzerindeki bütün hâkimiyetini kaybeder ve “makinelerin uzantısı” haline gelir. Marx’ın ifadesiyle “toplumsal emeğin üretici güçleri sermayenin üretici güçleri olarak görünür.” Bu, sermayenin organik ve teknik bileşiminin artması temelinde emeğin verimli kılınması anlamına gelir ve mutlak artı değere dayalı emek zamanını tasfiye eder. Sermaye, emeği verimlileştirerek tahakküm altına alır.

Marx’ın yukarıda ana hatlarıyla ifade edilen ve emeğin tahakküm altına alınmasının tarihsel uğrakları, yine emeğin toplumsallaşma derecesinden ve buna bağlı olarak dönüşen değer üretme ilişkilerinden ayrı düşünülemez. Her bir tarihsel uğrak, emeğin toplumsallaşma derecesinin giderek artışını, değer üreten emek biçimlerinin dönüşümünü ve politik yönelimlerini de ifade eder. Bir boyunduruk döneminden diğer boyunduruk dönemine geçiş, artı değerin üretilmesi ve gerçekleşmesi önündeki engellerden doğan ve emeğin tahakküm altına alınamamasından kaynaklanan krizlere sermayenin verdiği yanıtlarla nitelenir. Bu anlamıyla Marx’ın bu süreçleri “boyunduruk” terimiyle ifadelendirmiş olması, Marx’ın sermaye analizini ekonomik bir analize indirgeyen Marksistlerin aksine, sermayeyi sadece bir şey olarak değil, politik bir tahakküm ilişkisi olarak gördüğünün göstergesidir. Bu tahakküm ilişkisinin politikliğini kuran sermayenin gerekli emek zaman ve artı emek zaman arasındaki diyalektik işleyişidir. Bu açıdan Otonomist Marksist gelenek Marx’ın boyunduruk süreçlerine dair analizini politik olarak yorumlayan önemli bir katkı sunar. Bu katkının en dikkate değer yanı, Marx’ın sermayenin organik ve teknik bileşimindeki dönüşümler temelinde analiz ettiği “boyunduruk” süreçlerini sınıfın politik bileşimindeki dönüşümler ile birlikte yorumlamaları ve her bir uğrağın politik sınıf bileşimini, sermayeyi krize sokan bir öznellik üretimi olarak görmeleridir. Bu okumaya göre biçimsel boyunduruk döneminde sınıfın politik bileşimi “profesyonel işçiler”den, yani emek aletlerine sahip olmayan ama nitelikli emek gücünden oluşur. Bu dönemde “profesyonel işçi”nin gerekli emek zamanın değerini genişletme yönündeki politik mücadelesi, sermayenin artı değer üretimini genişletmeye yönelik politik öznelliğinin tahakkümünü reddetmek ve onu krize sokmak demektir. Gerçek boyunduruk döneminde ise sınıfın politik bileşimi “toplumsal işçi”den, yani makineleşme ve sermayenin organik bileşiminin artmasıyla birlikte emek süreci üzerindeki hâkimiyetini kaybetmiş olan emek gücünden oluşur. Bu anlamıyla “toplumsal işçi”nin, üretim bandına dayalı rutin emek süreçlerinin, yaşamın boş zaman ve çalışma zamanı biçiminde ayrılmış olmasının getirdiği yabacılaşma duygusunu parçalama yönündeki arayışları, bir yandan daha yüksek ücret ve daha yaygın sosyal güvence uygulamaları talep ederek, öte yandan ise Fordist emek sürecini ve ücret politikalarını tümden terk etme eğilimine girerek sermayeyi krize sokar. 1960’ların sonunda yükselen ve 68 Mayısında zirveye ulaşan hareketin politik öznelliğini, bu özgürleşme arayışı oluşturur. Üstelik söz konusu olan sadece artı değer üreten maddi emeğin mücadelesi değil, artı değer üretmeyen emek kesimlerinin, kadınların, gençlerin vb. mücadelesi de yükselme eğilimine girer.

 

Maddi Olmayan Emek: Niteliksel Zamanın Metalaştırılması

Fordist dönemden post-Fordist döneme ya da maddi emekten maddi olmayan emeğe nasıl geçildiği, Marx’ta muazzam bir öngörü olarak bulabileceğimiz, gerçek boyunduruk döneminin ötesine işaret eden ve birbiriyle sıkı sıkıya ilişkili iki kavram üzerinde yeniden düşünmeyi zorunlu kılar. Birincisi sermayenin organik bileşimindeki sabit sermaye, diğeri de genel zekâ kavramıdır. Sabit sermaye kavramı, maddi emeğin niceliksel emek zaman üzerinden verimli kılınmasıdır ve değerin maddi emek üzerinden gerçekleştirilmesini ifade eder. Genel zekâ kavramı ise maddi olmayan emeğin niteliksel zamanının metalaştırılmasını ifade eder. Marx’ın şu ifadesinde, kendi çağının ötesine geçen muazzam öngörüsünde niteliksel zamanın metalaşmasına dair nüveleri bulmak mümkündür:

 

Canlı emeğin nesneleşmiş emek karşılığında değişimi; yani toplumsal emeğin sermaye ve ücretli emek karşıtlığı halinde konumu –değer ilişkisinin ve değere dayalı üretimin son gelişmesidir. Bunun koşulu, doğrudan emek zamanı kitlesi, zenginlik üretiminin kesin etkeni olarak uygulanmış emeğin niceliğidir. Bununla birlikte, büyük sanayinin gelişmesi ölçüsünde, gerçek zenginliğin yaratılması, emek zamanından ve kullanılmış emek niceliğinden daha çok emek zamanı boyunca harekete geçirilen aracıların gücüne bağlıdır. Bu aracıların gücünün –onların etkili gücünün- onları üretmek için harcanan doğrudan emek zamanı ile hiçbir ilişkisi yoktur; daha çok bilimin genel düzeyine ve teknolojinin gelişmesine ya da bilimin üretime uygulanmasına bağlıdır.[2]

 

Marx’ın bu öngörüsü, değer üretiminde niceliksel emek zaman diyalektiğinden niteliksel emek zaman diyalektiğine geçiş olarak yorumlandığında ön açıcı olabilir ve maddi olmayan emeğin kuruculuğunu ortaya çıkarabilir: Niceliksel emek zaman diyalektiği, maddi emeğin ürünü olan ve artı değer üretiminin aracısı haline gelen cansız emeğin, yani sabit sermayenin canlı emek üzerindeki tahakkümü ile işletilir. Niteliksel emek zaman diyalektiği ise emek sürecinde emeği verimli kılan aracıların gücünün, emek zaman niceliğinden koparak maddi olmayan emeğin üretken gücüne dönüşen maddi emeği tahakküm altına almasıyla işlemektedir. Sabit sermayenin maddi olmayan emeğin ürünü haline gelmesi, hatta bizzat maddi olmayan emeğin sabit sermayeye dönüşmüş olması, değer üretimini yaşamın bütününe yaymış, fabrika zamanında ve mekânında ölçülmesini olanaksız hale getirmiştir. Dolayısıyla üretim artık sadece maddi emeğin ürünü olan metaların üretimi değil, bunların üretimini harekete geçiren öznelliklerin üretimidir. Değer üretiminde maddi olmayan emeğin hegemonik hale gelmesine dair ilk tartışmalar, üçüncü ya da hizmet sektörü olarak adlandırılan sektörün yaygınlaşmasıyla birlikte başlamıştır. Bu sektörün yaygınlaşmasını sadece niceliksel açıdan yani bu sektördeki emek gücünün niceliksel artışından yola çıkarak açıklamak maddi olmayan emeğin anlaşılması için yeterli değildir. Mesele daha ziyade hizmet sektörünün diğer bütün sektörlerdeki değer üretimini harekete geçirme gücü üzerinden anlaşılmalıdır. Marx’ın “dolaşım zamanı, sadece emek zamanın gerçekleştirilmesinin önünde doğal bir engel olarak ortaya çıktığı ölçüde değeri belirler”[3] derken kastettiği bu açıdan yorumlanmaya açıktır. Dolayısıyla hizmet sektöründeki emek gücünün, artı değer üretip üretmemesi bakımından değil, zamansal ve mekânsal olarak dolaşım zamanı ve üretim zamanı arasındaki orantısızlıkları, yani artı değerin üretilmesi ve gerçekleşmesi önündeki zamansal ve mekânsal engelleri ortadan kaldırması bakımından değerlendirilmelidir.

 

Küresel Fabrikada Maddi Olmayan Emek

Peki üretim ve dolaşım, yaşam zamanı ve iş zamanı, üretim ve yeniden üretim ayrımlarının ortadan kalktığı biyo-politik üretim sürecinde maddi olmayan emek nasıl boyunduruk altına alınıyor? Niteliksel emek zamanın metalaşmasından yola çıktığımızda her şeyden önce ücret ilişkilerinin parçalanmasından ve yaşam zamanı/iş zamanı ayrımının ortadan kalkmasından söz etmeliyiz. Bu anlamıyla, maddi olmayan emeğin ücret ilişkisi ile değil, borçlanma ilişkisi ile boyunduruk altına alındığını belirtmeliyiz. Maddi olmayan emeğin en belirgin özelliği, yaşam zamanı ile iş zamanı arasındaki ayrımın ortadan kalkmasıyla nitelenen esnek üretim koşullarında işe koşuluyor olmasıdır. Maddi olmayan emeğin ne çalışma zamanı, ne boş zamanı; ne çalışma mekânı ne yaşam mekânı vardır. Yaşam zamanının bütünü iş zamanına, bulunduğu her mekân üretim ve iş zamanına dönüşmüştür. Dolayısıyla, ücretinin belirlenmesi, niceliksel emek zaman diyalektiği, yani gerekeli emek zaman/artı emek zaman diyalektiği ile belirlenemez hale gelmiştir. “Duvarsız küresel fabrika” içinde boyunduruk altına alınmaktadır. Katı ücret politikalarına ve sosyal güvence uygulamalarına dayalı Fordist üretimin hâkimiyetini yitirmesiyle birlikte, post-Fordist üretimde yaygınlaşmış olan “güvencesizlik” maddi olmayan emeğin yaşam biçimidir. Esnek üretim, taşeronlaştırma, toplu iş sözleşmelerinin hükmünü kaybetmesi, sosyal güvenlik sistemlerinin bireyselleştirilmesi olarak tanımlanabilecek güvencesizlik, bir istihdam ve ücret sorunu olmanın ötesinde, yaşam sorunu haline gelmiştir. Sermaye, maddi olmayan emekten, ekonomik anlamda “işçi” ya da politik anlamda “yurttaş” olmasını değil, bu ayrımları ortadan kaldırarak “şirketleşmesini” talep etmektedir. Maddi olmayan emek öylesine yoğunlaşmış bir tahakküm altındadır ki, ücretini patrondan talep etmek yerine finanstan “borç” almaktadır. Emeğin yeniden üretimi, geçmiş emeğinin karşılığı olan ücretle değil, gelecekteki emeğinin karşılığı olan borçla gerçekleşmekte, yani emek geleceğini ipotek altına almaktadır. Böylece emeğin finansal ilişkilere içerilmesi yoluyla sermaye, emeğin elbirliğinden gelen kudretiyle yarattığı zenginliği mülkleştirerek tahakküm altına almaktadır. Emeğin sermayeye içerilmesindeki bu dönüşüm, ürünü emek zamanla ölçülemeyen maddi olmayan emeğin öznellik üretiminin zeminin oluşturmaktadır. Emek zamanın niceliğinin ötesinde “emek zamanı boyunca harekete geçirilen faktörlerin gücü” maddi olmayan emeğin üretkenliğini ifade eder. Değer üretiminde canlı emeğin cansız emek yoluyla üretken kılındığı gerçek tahakküm sürecinden farklı olarak, canlı emeğin canlı emek tarafından üretken kılınması söz konusudur. Maddi olmayan emeğin nitelikleri olan iletişimsellik, bilişsellik ve duygulanımsallık, bütün emek üretim ve emek biçimlerini boydan boya kesmekte ve verimli kılmaktadır. Maddi olmayan emek, canlı emeğin sabit sermayeleşmiş biçimidir.

 

Maddi Olmayan Emeğin Politik Düzlemi

Niteliksel emek zamanın metalaşması üzerinden boyunduruk altına alınan maddi olmayan emek, değer üretiminde ve gerçekleşmesinde emeğin toplumsallaşma derecesinin ne kadar artmış olduğunu ve mücadele olanaklarının da ne kadar genişlediğini gösterir. Maddi olmayan emekte somutlaşan bu toplumsallık derecesinde, artık emeğin kendi kudretini olumlamasının politik düzlemi de değişir. Bundan böyle emeğin politik düzlemi, ne ücret mücadelelerine dayalı ekonomik talepler etrafında ne de temsili demokrasinin türlü biçimlerine içerilmesine dayalı politik talepler etrafında kurulabilir. Emek açısından politikliğin düzlemi, emeğin sermayeyi olumsuzlayarak yabancılaşması üzerinden değil, kendini olumlayarak gerçekleştirme kudretini açığa çıkarması üzerinden kurulabilir. Burada Marx’ın genel zekâ kavramı, maddi olmayan emeğin politik düzlemi açısından yorumlanmalıdır. Bu kavram hem emeğin toplumsallaşma derecesinin kudretini hem de elbirliğinin otonomluğunu işaret eder. Maddi olmayan emeğin niteliksel zamanının metalaştırılmasına dayalı sermaye ilişkilerinin reddi, emek açısından, ölçü olarak sermayenin zamanından kaçma ve emeğin elbirliğinden gelen kudretinin kendini olumlama pratiklerini deneyimleme olanağının yolunu açar. Maddi olmayan emekte somutlaşmış olan genel zekâ, emeğin virtüelliğinin, yani aşkın güç sermaye tarafından tahakküm altına alınamayacak olan içkin eyleme kudretidir.

 



[1] Karl Marx, “Dolaysız Üretim Sürecinin Sonuçları,” Kapital I, çev. Mehmet Selik ve Nail Satlıgan, Yordam Kitap, 2011.

[2] Karl Marx, Grundrisse C. 2, çev. Arif Gelen, Sol Yayınları, 2003, s. 174.

[3] a.g.e. s. 11.