Kategori: Politik Teori
Yayınlanma: 17 Şubat 2012 Gösterim: 2625
Yazdır

Kapitalizmin bütün toplumsal öğeleri kuşatarak birleştiren işleyiş sürecindeki toplumsal çelişkilerin nasıl açığa çıkartılacağı ve bu çelişkilerin nasıl çatışkının konusu haline getirileceği sorunu, bu tarihsel dönemin devrim kuramının nasıl yapılandırılacağı sorusuna denk düşüyor.

Kapitalizmi bütünlükçü olarak belirleyen bir iktidar işleyişi olarak tarif etme ve bu işleyişi tarihselleştirerek anlama bu sorunun çözümünün temel referans noktasını oluşturuyor.
Kapitalizmin coğrafi sınırlarla belirlenmiş ulusal pazarlar temelinde örgütlendiği tarihsel dönemde ulus devletler, burjuvazinin iktidarının politik güvencesini oluşturma işleviyle yapılandırılan siyasal iktidarlar olarak ortaya çıktı. Bu siyasal iktidar farklı coğrafyalarda refah devleti ya da kalkınmacı devlet gibi farklı biçimler alsa da temel olarak siyasal alanla toplumsal alanın, kamusal alanla özel alanın ayrı olduğu söylemi üzerinden yapılandı. Bu söylem içinden kurulan politika ve mücadale tarzları, toplumsal alanla siyasal alan arasındaki aracılık ilişkisini kurma işlevini üstlenerek temsiliyet ilişkilerine hapsoldu. Temsiliyet ilişkilerinin meşruiyeti bağımsız bir siyasal aktör olarak devletin açtığı kamusal alanda temellendirildi. İkilikler üzerinden kurulan bu söylem ve bu söylemle yapılanan toplumsal pratikler toplumsal olanı parçalayarak kapitalizmin bütünlükçü işleyişini görünmez kıldı.
Aynı dönemde sol; kapitalizmin iktidar işleyişinin söyleminin ürettiği bu ikilikleri kendi söylemine içselleştirerek yeniden ürettiği için karşıdan bir iktidarın kurucusu olamadı. Siyasal alan ve toplumsal alan ayrımını temel alarak toplumsal alanın kendiliğindenci hareketini siyasal alana taşıyacak özne olarak kendini konumlandırdı. Bu konum, burjuvanın kendi çıkarını toplum çıkarı olarak örgütleme sürecinin içinde doğallaşan bu ayrımlardan ve bu ayrımlar temelinde devleti tek iktidar odağı olarak tanımlayan paradigmadan kopuşu engelledi. İktidar sorununu devlete indirgeyen bu bakış, bütün bir toplumsal alanı kendi karşıdan iktidarının zemini olarak tanımlayamadı ve iktidarının siyasal güvencesini ‘devlet’e devretti. Toplumsal mücadeleye kitlelerin ekonomik-demokratik ve/veya akademik-demokratik talepler için verdiği mücadele olarak baktı. Toplumsal dinamiklerin kendi söylem ve eylemlerini özgürleştirme temeline oturtulmuş bütünlükçü bir toplumsal demokrasi perspektifiyle hareket edemedi.
Kapitalizmin günümüzde girdiği yeniden yapılanma döneminde -tarihsel şüreçte ikilikler üzerinden tanımlanan- bütün alanların, piyasa sürecinin işleyişi içinde bütünselleştirildiğini görüyoruz. Kamusal alan ticarileşerek piyasaya içselleştirilirken devletin işlevi kural koyuculuktan ulus aşırı düzeyde belirlenen kuralları uygulamaya dönüşüyor. Sermayenin küresel sınırlarda işleyişine uygun olarak egemenlik ve meşruiyet kaynakları yeniden tanımlanıyor. Bütün toplumsal öğeleri piyasa sürecine eklemleyerek birleştiren bu iktidar işleyişini dağıtıcı karşıdan bir iktidar nasıl kurulabilir? Bugün sol hareketin söylemini ve eylemini yeniden yapılandıracak olan soru budur.
Kapitalizmin hayatın her alanını, bütün toplumsal ilişkileri kuşatıcı işleyişinde siyasal olanla toplumsal olan arasındaki ayrım ortadan kalkıyor. Bu anlamda toplumsal dinamiklerin kendi kendilerini yönetmesi, kendi yaşamlarına sahip çıkması üzerine kurulacak olan toplumsal demokrasi; kapitalizmin iktidar işleyişini tehdit edebilecek bir toplumsal iktidar perspektifini anlatır. Toplumsal dinamikler, ancak kendi yaşam alanlarının iktidarını ele almakla kapitalizmin piyasa ve devlet üzerinden kurduğu toplumsallıktan bağımsız bir varoluşu kurabilirler. Karşıtın olumsuzlanması kendi söylem ve eyleminin olumlaması üzerinden gerçekleşecektir. Devlet iktidarın toplumsallaştırılmasıyla dağıtılabilir. Paris Komününde, Rusya sovyetlerinde, İspanya İç Savaşında ve bugün Chiapas’ta Zapatistalarla oluşan devrimci durum budur. Kapitalizmin belirlediği sınırları yıkıp –Zapatistaların deyişiyle- oyunun sahasını ve kurallarını kendimizin belirlediği durumu yaratabilmektir devrimci olan:
‘Oyunun sahasını değiştirelim. Kapitalist sistemin altın kuralının işlemediği, yani amacın karşıtın denetimi ya da yenilgisi olmadığı; aksine karşıtların ya da yenilenin olmadığı bir oyun.’ Şimdi oyun başladı!

Sinem Özer