Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Yayınlanma: 11 Ağustos 2014 Gösterim: 3007
Yazdır

“Sol” kavramı bir “bakış açısıdır”. “Bakış açısı” kurucu bir kavramdır ve varlığın, kudretin varoluşuna içkin bir hakikatidir; soyut bir düşünce düzlemi değil somut ve etik-politik bedensel pratik ve değişime içkin, varlıkta kalma gücüdür.

Sol, varlıkta kalma gücü olarak “bakış açısı”nı, yaşamdaki farkları ve farklanmaları okuyabilme ve kendini reforme etme kudretini yitirmiş görünüyor. Modernist Sol, “bakış açısı”nı, “idea”lar ve değişmez, evrensel, mutlak “apriori”ler olarak dondurmuştur. Modernist Sol içkinliği ve deneyimin içinden düşünmeyi terk etmiş; apriori “idea”ları yaşama dayatarak aşkınlaşmıştır. Bu durum sol “akıl”ın bir fetişizmi ve idealizmidir. Sol’un bu fetişizm ve idealizmi üzerine düşünülmesi gerekiyor.


Sol yitirdiği “bakış açısı”nı varoluş hakikati” içinden, deneyimden ve etik-politik bir pratiğin içinden yeniden kurmalıdır. “Sol ve “devrim” kavramlarının, bu fetişizm içinde etik-politik olarak devrimciliği dondurulmuş görünmektedir. Bu bağlamda “sol” ve “devrim” kavramları içkinlikte yeniden devrimcileştirilmelidir. HDP, komünalist Sol olarak Sol’un bu tarihsel krizine ve fetişizmine etik-politik bir müdahaledir ve Sol’un “bakış açısı”nı politik pratik içinden yeniden kurmanın gücüdür. HDP, yitirilmiş “sol” düzlemin kuruluşu ve devrimcileştirilmesinin deneyimidir.

Tarihsel olarak Sol düzlemi kuran ve Sol’un toplumsal meşruiyetini sağlayan üç dalgadan bahsedebiliriz: 1848 devrimleri, Ekim Devrimi ve İkinci Dünya Savaşı’na içkin anti-faşist mücadele. 1848 devrimleri işçi sınıfının politik olarak enternasyonal bir tarihsel güç olarak sahneye çıkışıdır. 1848 devrimlerinde sınıfsallığı ve enternasyonalizmi kuran etik-politik pratik ise, 8 saatlik işgünü, yurttaşlık ve buna bağlı genel oy hakkı talebidir. Başka bir deyişle, 1848’de Sol’un düzlemini kuran politik talepler eşit yurttaşlık, genel oy hakkı ve sekiz saatlik işgünüdür. Bu politik taleplerin toplumsal bir değere dönüşmesiyle birlikte sol ve sınıf kavramı meşru bir politik güce dönüşmüştür.

Ulus devlet paradigmasının burjuvazinin feodalizme karşı vermiş olduğu mücadelenin bir sonucu olduğu düşüncesi, politik hakikatten tamamen uzak yanlış bir okumadır. Ulus devlet paradigması, burjuvazinin 1848 sınıf mücadelesinde işçi sınıfının enternasyonalist politik gücüne vermiş olduğu karşıdevrimci bir yanıttır. Ulus devlet, işçi sınıfının enternasyonalist politik gücünün parçalanmasıdır. Ulus devlet, 1848 politik pratiğinin ürünüdür ve sınıfın ulusal sınırlar altında çitlenmesi, emeğin, ücretli emek altında sınıflaştırılması ve sınıfın burjuvazinin siyasi mülkiyeti altına alınarak uluslaştırılmasıdır.

İkinci sol dalga, Ekim Devrimi’dir. Birinci Dünya Savaşı emperyalizmin bir ürünüdür. Ekim Devrimi emperyalizmin bir ürünü olan Birinci Dünya Savaşı’nın politik bir sonucudur. Ekim Devrimi emperyalizme devrimci bir itirazdır. Rusya’da bu itirazın politik talebi “barış, toprak ve sekiz saatlik işgünü”dür. Bu itiraz ikinci bir sol dalganın düzlemini kurmuştur. Ekim Devrimi sonrası “sol bakış açısı” kendisini anti-emperyalist ulusal bağımsızlık ve toprak talebi düzleminde kurmuş ve oluşturmuştur.

Üçüncü sol dalga, anti-faşizmdir. İkinci Dünya Savaşı’na içkin sol bakış açısının düzlemi ise, faşizme karşı siyasal demokrasidir.

1848, Ekim Devrimi ve anti-faşist mücadele bizlere miras kalmış olan üç sol dalgadır. Sol, bu üç dalga üzerinden politik talepleri toplumsal bir değere dönüştürerek toplumsal meşruiyetini kazanmıştır. Bu üç sol dalga da “burjuva özlü” talepler üzerinden kurulmuştur.

Sınıf kavramı, politik gücünü ve toplumsal meşruiyetini “burjuva özlü” talepler üzerinden oluşturmuştur. Bu bağlamda HDP’yi anti-emperyalist, Siyasal İslam’a karşı modernist, Birinci Cumhuriyetçi, sosyalist olarak görmedikleri için eleştirenler ve HDP’yi küçük burjuvaziyle oluşturulmuş sınıf ittifakına dayalı bir cephe olarak görenler, kendi savundukları devrimci tarihin, “burjuva özlü” pratikler olduklarını görmeyecek kadar trajedinin içindeler. Tarihi kuran apriori idealar değil etik-politik pratiklerdir. Amaç-araç ikiliği yoktur; amaç pratiğe içkin kurulan güçtür. Bu eleştiriyi yönelten modernist Sol kendi krizini ve fetişizmini devrimci pratiğe yansıtarak nasıl bir yabancılaşma içinde olduğunu görememektedir. Modernist Sol’un tarihsel krizi, “emperyalizm” ve “faşizm”in modernizmin bir krizi olduğunu görememesi ve emperyalizm ve faşizmin eleştirisini modernizmin eleştirisi üzerinden kuramamasıdır. Tam da bundan dolayı, modernizmin içinden gelen bir eleştirel güç olarak, burjuva “bakış açısı”nın içinden çıkamamış ve emperyalizm ve ulusal bağımsızlık ikiliği üzerinden sınıflar mücadelesini modernizmin diyalektiğinin reformizme gömmüştür.

HDP, dördüncü sol dalgadır; modernizm ve post-modernizmin eleştirisi ve demokratik modernite olarak alter-modernitedir; “sol bakış açısı”nı burjuva egemenlik teorisinden çıkartan komünalist demokrasinin devrimci çıkışıdır. HDP, Zapatistalar’dan, Seattle, Occupy, Mezopotamya ve Rojava’dan, Gezi’den gelen dördüncü sol dalganın yeryüzü kardeşidir. Bu bağlamda HDP komünalist demokrasi bağlamında temsillerin, sınıfların ittifakı, cephesi değil, farkların elbirliği ve ortak olanıdır. HDP çokluktur.

Tarihsel bir fırsatın içinden geçiyoruz. Sol, bu topraklarda politik taleplerini toplumsal değere dönüştürerek meşruiyetini oluşturamadı. Şimdi HDP pratiği ile bu meşruiyeti sağlamanın tarihsel ve toplumsal politik imkânını yakalamış bulunuyoruz. Kürt Özgürlük Hareketi, müzakere sürecini HDP üzerinden Sol’un mücadelesine dönüştürmüştür. Bu önemli bir politik stratejidir. Bu bağlamda HDP sol siyasal söylem ve taleplerin toplumsal değere dönüşerek bu topraklarda Sol’un meşruiyetinin kurulmasıdır. Bu fırsatı, kudretsizliğin kudreti fetişizmin iktidar çekişmeleriyle heba edemeyiz. Cumhurbaşkanlığı seçimleri önemli bir imkândır; müzakereyi Sol’un mücadelesine dönüştürerek güce dönüştürmenin tam zamanı içinden geçiyoruz. Sol, bu toprakların ortak olanının kurucu gücü olabilir. Kürt Özgürlük Hareketi, Sol’un ortak olanının kurucu gücüdür.

Birinci Cumhuriyet bu coğrafyanın toplumsal konsensüsü olacak ortak olanı kuramadı. Birinci Cumhuriyet ve CHP kurucu güç olmaktan çıkmış yeniden kurulacak bir güç haline gelmiştir. Siyasal İslam, tarihsel bir kriz içindedir, kurucu güç olma imkânını yitirmiştir. Her iki egemen güç de kendi toplumsal dinamiklerini kendi krizlerine gömmektedir. Bu toprakların kurucu gücü, ezilmişler ve dışlanan tekilliklerdir. HDP, sol olarak bu kurucu gücün ifadesidir.

İktidar toplumsal sınıf üretme ilişkisidir ve organik bir stratejidir. İktidar uzamsal ve toplumsal bir ağ ilişkisi üzerinde işleyen ve çalışan bir düzenektir. İktidar biyo-politik bir yaşamdır. Bu bağlamda komünalist Sol açısından demokrasi bir üstyapı, bir egemenlik biçimi değil politik bir altyapı sorunudur. Demokratik özerklik, bu bakış açısının ürünüdür. Demokratik özeklik soldur ve dördüncü sol dalganın bizim coğrafyamızdaki kavramsal düzlemidir. Demokratik özerklik bu coğrafyanın politik sorunlarına müdahale eden devrimci ortak olanımızdır.

Üç sol dalganın da ortak sol “bakış açısı”, “dünyayı uluslaştırın!” ve “demokrasiyi uluslaştırın!” düzlemindeydi. Dördüncü sol dalganın sol “bakış açısı”nın düzlemi ise “dünyayı ulussuzlaştırın”, “demokrasiyi ulussuzlaştırın”dır. Dördüncü sol dalganın söylemi olan “demokratik özerklik” üzerinden devletsiz komünalist demokrasi, bir düş değil burnumuzun önündeki hakikatimiz, toplumsal konsensüsümüz ve ortak olan zenginliğimizdir. Yolumuz açık, neşemizin sofrası bol olsun!..

Cengiz Baysoy

02.08.2014 tarihinde Özgür Gündem gazetesinde ve internet sitesinde yayınlanmıştır.