Kategori: Politik Teori
Yayınlanma: 18 Haziran 2013 Gösterim: 3766
Yazdır

 

1 Haziran, temsil’in politik olanına karşı, ifadenin politik olanıdır. 1 Haziran, zamanın mekanlaştırılarak ölçülmesi olan “olgu” değil, ölçülemez olan tekil sürelerin akışı ve kesişimi olan “olay”dır. 1 Haziran, aklın, öznenin yaşamı nesneleştiren pratiği değil, bedenin, duyguların akışı, bir olay olarak yaşam, fikri olan duygunun bir ifadesi, bir oluş’tur. 1 Haziran, tümelin, temsilin ve öznenin hiyerarşisiyle işleyen çalışan bir ulus, bir halk değil, tekilliğin, bedenin, duyguların, yaşamın bilinç dışı vürtüelliğiyle işleyen arzu makinesi çokluktur.

 

Yeni bir politik olanın düzlemi kuruluyor. Temsilin, öznenin, aklın ve hiyerarşinin düzlemi modernizmin fay hatları harekete geçti. Ölçülemez olan vürtüellikte bu edim bir depremdir. Temsilin  politik olanı, yerini, bedenin politik olanı “ifade”nin düzlemine bırakıyor. Bu yeni politik olan düzlemin söylemi, temsilin her türlü sınıflaştırmalarına karşı sınıfsızlaşmanın beden ifadesi “Onur”dur. 1 Haziran haysiyetin, ahlaka karşı etiğin, vicdanın çığlığıdır. Kavramların, bilincin hareketlerine göre düzenlenen duyguların yerine duyguların akışı, keşişimi ve fark ve farklanmalara göre oluşan kavramların düzlemine geçmiş bulunuyoruz. Anlamın, anlamlandırmanın politik olan düzlemi değişmiş görünüyor. Temsilin “Sol” dili kırıldı; yeni bir “sol” dil kuruluyor. Politik olan, temsil’in dilinden ifadenin diline doğru akışa geçmiş bulunuyor. Temsil’in dili solun politik olan düzlemini artık anlamlandırmakta yetersiz ve kudretsiz görünüyor.

1 Haziran temsil dışı, parlemento dışı politik olandır. İktidar olmadan dünyayı değiştirmenin ifadesidir. Politik olan ahlak düzlemi “ yapmanız gereken şunlardır” diye emreder. İyi ve kötü olan evrenseldir. Devlete, temsil’e ve Erdoğan’a göre “iyi” uyulması gereken tümellik, zorunluluk ve kibirdir. “Etik” ise tekillikten, bedenden, mütevazilikten ve özgürlükten yola çıkarak “Kudretim nedir, kudretim kadar tamım ve kudretime göre ne yapabilirim?” sorusunu sorar ve evrensel bir “iyilik” ve “kötülük” yoktur. Tekilliğin “iyi”si ve “kötü”sü vardır. 1 Haziran ahlaka karşı etik olanın politikliğidir. Evrensel “iylik”e karşı benim “iyi”me karışma çığlıdır. “Benim yaşamıma karışma, benim hayatıma saygı duy!” çığlığıdır. Tekillikler ve Farklar arası niteliği ortadan kaldıran niceliksel eşitlenmeye karşı, yeğinlik derecelerine içkin farklar arası özgürlük isteğidir. Gezi, temsilsiz, bir özneye bağlı olmadan bir hayatın kurulduğunu bize yaşattı. 1 Haziran, bir temsil’de kişilikleşmemiş bir olay olarak Paris Komünü, 1848 Devrimi, 1968 ve Kronstadt’dır. 1 Haziran, “onuruma dokunma” hareketidir. Politik olanın düzlemi  diyalektik olan çıkara dayalı olmaktan çıkmış; başka bir etik-politik düzleme kaymıştır. Etik-politik olan yaşamdır, kültürel olandır ve bir etkinlik olarak yaratım,  sanat ve estetiktir. Çıkarlara dayanan onursuz bir kazanıma karşı onurlu bir yenilgiyi erdemi olarak gören, etik olandır.

 

1 HAZİRAN ANCAK GURNDRİSSE ÜZERİNDEN OKUNABİLİR

1 Haziran, Kapital üzerinden değil Grundrisse üzerinden kapitalizmi okumaktır. Kapital ile ancak Fordizm’i okuyabiliriz. Oysa Post-fordizm  Grundrisse üzerinden okunabilir. Emek- değer üretiminde “zaman” kavramı yeni bir boyut kazanmıştır.  Kapital, Fordizm’de olduğu gibi “zaman”ı fabrika üzerinden mekânlaştırarak ölçer. Fabrika üzerinden mekânlaştırılmamış bir değer üretimini yok sayar. Post-fordizm ise bir bütün olarak yaşamı değer üretiminin mekânı haline getirmektir. Post-fordizm, toplumsal fabrikada yaşamın metalaştırılmasıdır. Tüketmeden dinlenebileceğiniz eviniz dahil bir yer artık yoktur. “Zaman” kavramı ölçülebilir fabrika mekânından ölçülemez olan toplumsal fabrika mekânına dönüşmüştür. Kapitalizm biçimsel tahakküm ve gerçek tahakkümden bio-politik tahakküm aşamasına geçmiştir; bu durum görülmesi gerekiyor. Artık, Artı-değer bio-politik tahakküm içinden üretilmektedir. Mekan artık zamanın akışında oluştur. “Olay” artık zamandır; akışlar ve kesişmelerdir. Sermaye,  mekandan kopmuş değer üretiminin ve yaşamın metalaştırılmasını finans üzerinden rant olarak kurmaktadır. Post-fordizm mekandan kopmuş değer üretimini rant üzerinden mekanlaştırarak ölçmeye çalışmaktadır. Gezi direnişi rant üzerinden yaşamın metalaştırılmasına ve yaşamın sınıflaştırılmasına bir başkaldırıştır. 1 Haziran sınıfsaldır ve anti-kapitalisttir. Anti-kapitalizmin politik olanı, hayata karşı hayat ve etik-politiktir.

Demokrasi kavramı ve politik olan yer değiştiriyor. Politik olan, Özne’nin, temsil’in demokratikleştirilmesinden, kişilikleşmiş öznenin hayatı nesneleştirerek mülkleştirilmesinden çıktı. Artık hayatın, olayın, virtüelliğin devrimciliğinden ve demokratikleştirilmesinden bahsedebiliriz. Çokluk tekilliklerin ortak olanıdır. 1 Haziran, Sermayenin metalaştırdığı hayatı, ortak olan olarak geri istemenin çığlığıdır.

1 Haziran, tekilliğin etik-politikliği çokluktur. Çokluk, tekilliklerin, bedenlerin akış ve kesişiminin vürtüelliğidir. Yeni bir örgütlenmeyle karşı karşıyız. Öznenin ve temsilin hiyerarşisinin istikrarı üzerinden pratiğin örgütlendiği bir örgütlenmeden çıkmış bulunuyor. Asıl olan sürekli tekillik, kip ve ifade üretiminin istikrarıdır.  Çokluk bu istikrarın vürtüel düzlemdir; tekilliklerin sürekli ifadesini üreten virtüellik, eğilimlere içkin edimler, farklar ve farklanmalardır. Tekilliklerin akışlarını “olay”da kesiştiren ve sonra dağılan ve yeniden kesişen kolektif örgütlenmeler düzlemi bizleri bekliyor.

 

Cengiz Baysoy