Kategori: Politik Teori
Yayınlanma: 04 Haziran 2013 Gösterim: 3355
Yazdır

 

 

1 Haziran 2013… “Vicdan” ve “Onur” çığlığıyla yeni bir siyasal gün yarattı. Bu çığlık, bu toprakların devrimci direniş tarihine sunulan bir onur, bir neşe, bir şenlik, devrime sunulmuş bir hediyedir. 1 Haziran yalnızca bu toprakların vicdanın, onurunun ve adaletinin bir çığlığı değil, dünyanın bir yerlisi olarak küresel direniş şenliğinin bir parçası olmuştur. Şenliğimiz kutlu olsun.

 

1 Haziran, sol açısından tarihsel bir kırılmadır. Solun, “tarihsel kırılmalar” üzerine düşünme konusunda pek olumlu bir sınav vermediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda sol, bu fırsatı kaçırmamalıdır. Sol, özneler üzerine düşünmekten dolayı yaşam ve yaşamın direnişi üzerine düşünmeyi ıskalamıştır. 1 Haziran’da görüldüğü gibi yaşamı aşan, özneler değil pratiktir. Sol, öznesiz ve özneleri aşan bir pratiği, her hangi bir özneye ait olmadan düşünmeyi denemelidir.

Bizim coğrafyamızda solun tarihini dört döneme ayırarak düşünebiliriz. Mustafa Suphi’den 1968’e kadarki süreç birinci dönem. 1968 ve 12 Eylül 1980 arası ikinci dönem. 12 Eylül’den 2013 1 Mayıs’ına kadar Kürt siyasal hareketinin damgasını vurduğu üçüncü dönem ve 2013 1 Mayıs’ıyla ve çözüm süreciyle virtüelleşen, 1 Haziran’la birlikte açığa çıkan yeni bir sol dalganın içine girmiş bulunduğumuz dördüncü dönem. 1 Haziran direnişi, dördüncü dönemin başlangıcıdır. Bu dördüncü dalganın virtüelliğindeki devrimci eğilimi görmek ve üzerine düşünmek kaçınılmazdır.

Dördüncü dönem sol dalganın, İkinci Cumhuriyetin tam göbeğinde başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. İkinci Cumhuriyet, hukuksal olarak tamamlanmasa da siyasal olarak tamamlanmıştır. Üçüncü Cumhuriyet, İkinci Cumhuriyetin göbeğinde patlayan yeni bir sol dalganın kendisidir. 1 Haziran, Üçüncü Cumhuriyettir.

Birinci Cumhuriyet, üç temel karşıtlık üzerine kuruldu: Siyasal İslam, Kürt halkı ve anti-komünizmdir. I. Cumhuriyet doğası gereği anti-demokratik ve siyasal bir gericiliktir. I. Cumhuriyet, toplumsal konsensüsü kuramamış ve toplumsal sözleşmeyi oluşturamamıştır. Anadolu coğrafyasını İslamlaştırmaya ve Türkleştirmeye dayalı siyasal hat, uluslaşma sürecini tıkamıştır. I. Cumhuriyet tıkandı; II. Cumhuriyet bunun ürünüdür. AKP, küresel sermaye ittifakı ve parçası olarak II. Cumhuriyeti kurmuş, imparatorluğun küresel hiyerarşisinde yerini almıştır. Fakat AKP ve II. Cumhuriyet, uluslaşmayı “Din” ve “Para” üzerinden satın almaya çalıştığı için siyasal olarak zayıftır. Bu bağlamda AKP, Kürt siyasal hareketini, II. Cumhuriyetinin siyasal gücüne dönüştürmeye ve II. Cumhuriyeti güçlendirmeye çalışmaktadır. Yeni bir toplumsal konsensüs ve yeni bir toplumsal sözleşme arayışı içindedir. II. Cumhuriyetin geleceği Kürt siyasal hareketine bağlıdır.

 

Modernizm, Hayatı Özne’nin Hiyerarşisi Üzerinden Okumaktır

 

Modernizmin politik teorisinin arkasında felsefi bir kırılma yatar. Bedenin, duygunun ve pratiğin tanrıya en yakın yeteneği akıldır. Modernite aklın sekülerleştirilmesi, özne üzerinden aklın hiyerarşisinin yeniden kurulmasıdır. Deneyimlemenin, yaşantılamanın ve hayatın koşulu öznedir. Özne, yaşamın ölçüsüdür. Özne, yaşamın nesneleştirilmesine içkindir. Özne, nesneleştirmediği hayatı yok sayar. Asıl olan devrimcilik, Özne’nin yok saydığı hayatlardadır.

Modernitenin öznesi, iktidar ve ulus devlettir. Modernite, hayatı değil “İktidar”ı olumlar. Ulus devlet, coğrafyayı ve yerliliği nesneleştirerek yersiz-yurtsuzlaştırır ve iktidarın yeri-yurdu haline getirir. Yaşamın değerlerini, ulus devletin değerleri olarak özneleştirir. Hayatın kendisi olan demokrasi ve özgürlüğü, iktidarın, öznenin değerlerine dönüştürür. İktidar, demokrasiyi ve özgürlüğü iktidar için ister. “Devrimci iktidar”, “demokratik iktidar”, “Devrimci ya da demokratik bir ulus devlet” söylemleri modernizmin söylemleridir.

Bu söylemi tersine çevirmeliyiz! 1 Haziran, dördüncü sol dalga, III. Cumhuriyet, modernitenin bu söylemini tersine çevirmektir. Demokrasi ve özgürlüğün, asıl sahibi olan, herhangi bir özneye ait olmayan öznesiz hayata devredilmesidir. III. Cumhuriyetin söylemi, devrimci, demokratik özneden, iktidar ve devletten, hayatın devrimcileştirilmesine ve demokratikleştirilmesine geçmektir. Hayatı aşan, öznenin devrimcileştirilmesi değil, hayatın etik-politikleştirilmesi, devrimci ve demokratikleştirilmesidir. Devrim kavramının devrimcileştirilmesi komünalizmdir.

Kürt siyasal hareketi, modernizmin krizine müdahaledir. Dünyanın yerlileri olarak dünyanın ulussuzlaştırılması pratiğidir. Küresel vicdan ve onur hareketidir. Kürt siyasal hareketi yeni bir söylemin eşiğinde durmaktadır: Demokrasinin Ulussuzlaştırılması!...

Kürt siyasal hareketi, zor bir siyasal süreçten geçiyor. Zorluk, yalnızca ulus devletsiz bir ulusal hareketi sürdürmesinden kaynaklanmıyor. Dünya devrimci hareketinin teorik-pratik bütün sorunlarının üzerine yıkılmış olmasından kaynaklanıyor. Türkiye solundaki hakim ruh ise, bırakın Kürt siyasal hareketini anlamayı, I. Cumhuriyetin çocukları olarak davranıyor.

Yol ikiye ayrılmıştır; ya demokrasiyi uluslaştırmak ya da demokrasiyi ulussuzlaştırmak. I. Cumhuriyetçi ulusal sol, III. Cumhuriyetin demokrasisinin ulussuzlaştırması önünde en büyük engeldir. Üçüncü sol dalgada devrimcilerin politik krizini aşacak olan, demokrasinin ulussuzlaştırılması ve yaşamın etik-politik olarak devrimcileştirilmesidir. Kürt siyasal hareketi II. ve III. Cumhuriyetin tam ortasından geçiyor. Bu süreçte Türkiye sol’una tarihsel bir rol düşüyor. Dördüncü sol dalga Türkiye solunun yıllardır hesaplaşamadığı “Kemalizm” ile hesaplaşmasının bir sınavıdır. 1 Haziran’ın, çözüm sürecine karşı bir konuma girmesine asla izin verilmemeli tam tersi çözüm süreci, demokrasinin ulussuzlaştırılmasıyla birleştirilmelidir.

Zafer, şenliğini kutlarken göstereceği etiği ile erdemdir. “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganını atanlar, zaferi kutlarken gösterdikleri etik ile sınıfta kaldılar. 1 Haziran’ı lümpenleştirme eğilimi gösterdiler. Devrimciler, 1 Haziran’ın etiğine sahip çıkmalı ve erdemini korumalıdır. Demokrasi ortak olanın erdemidir.

Şenliğimizin sofrası bol ve kadim olsun!...

 

OTONOM