Kategori: Politik Teori
Yayınlanma: 04 Şubat 2013 Gösterim: 4054
Yazdır

Politik kriz, iki antagonist kavramı birlikte üretiyor: tahakküm ve özgürlük. Kapitalizm aşkınlık düzlemi ve sonsuz bir tahakkümdür. İçkinlik düzlemi özgürlük ise kapitalizm için sonsuz bir kriz pratiğidir. Bu bağlamda tahakküm, özgürlük kavramını diyalektik içinde tutarak işliyor ve çalışıyor. Tahakküm bu nedenle krizin diyalektiğinde kendini olumluyor. Özgürlük, politik pratiğini tahakkümün olumsuzlaması üzerinden kurdukça nihilizmin diyalektiği içinden çıkamıyor ve böylece tahakkümü reforme ederek yeniden üretiyor.



Diyalektik, tahakkümün içeriden ve aşağıdan üretimidir. Evet, bir kriz içindeyiz. Bu kriz, özgürlük kavramının politik krizidir; özgürlük, politik olarak tahakkümün diyalektiği içinden çıkamıyor. Kriz, özgürlüğün tahakküm diyalektiğinden çıkamama krizidir. Bundan dolayı özgürlük, diyalektiğin içinden politik olarak çıkmalıdır: Olumsuzlayarak kendini olumlamadan, kendini olumlamaya içkin olumsuzlamaya geçmesi gerekiyor. Bir devrimci paradigma olarak kuruculuğa içkin yıkıcılık bunu gerektiriyor.

Kürt siyasal hareketi, özgürlük mücadelesinin politik krizine devrimci bir müdahaledir ve özgürlüğü tahakkümün diyalektiğinden çekip çıkarma pratiğidir. Mezopotamya, kendisini ve dünyayı ulussuzlaştırmanın yeni bir devrimci paradigmasını kuruyor. Tahakkümün emeği sınıflaştırmasına karşı emeğin sınıfsızlaşması paradigmasının yanına, “toprağın” ve “coğrafya”nın uluslaştırılmasına karşı ulussuzlaştırılmasını antagonist bir politik pratik ve devrimci bir katkı olarak üretiyor. Bu kuruculuğa içkin yıkıcı politikayı önemsemek ve üzerine düşünmek gerekiyor. Uluslaştırmaya karşı dünyanın “ulussuzlaştırılması” yeni bir devrimci paradigmadır; bu paradigma devlet karşıtlığı, anti-kapitalizm, özgürlük ve komünalizmdir. Zapatistalar, Kürt siyasal hareketinin kardeşidir.


Modernizmin krizi ve Kürtler

Kapitalizm tarihsel bir krizin içinden geçiyor. Kriz yok-yerde, bir başka deyişle her yerde işliyor. Kapitalizm, Üçüncü Dünya Savaşı olarak bu krizini Orta Doğu’ya yıkmaya çalışıyor. Bu krizi iyi okumak gerekiyor. Ulus devletler yerini, küresel sermayeye bağlı şirket devletlere bırakıyor.

Bu kriz modernizmin krizidir: 1789 Fransız devrimi ve modernizmin diyalektiği içinde kalan modernist sol kriz içindedir ve çözülüyor. Modernizm, kapitalizmin egemenlik biçimidir. Modernizm ve ulus devlet; coğrafyanın, yerliliğin, yurtluluğun ve toprağın yersiz-yurtsuzlaştırılması, toprağı ve coğrafyayı uluslaştırarak aşkınlığın siyasal mülkü altında yurtlaştırılmasıdır.

Kürt siyasal hareketi, modernizmin, coğrafya, toprak, yerlilik, kadimlik ve yurt kavramlarını ulus kavramının tahakkümü altında yurtlaştırarak yersiz-yurtsuzlaştırmasına devrimci bir itirazdır. Kürt siyasal hareketi, coğrafya, toprak, yerlilik, kadimlik ve yurt kavramlarını “ulus” kavramının tahakkümü altından çekip çıkarmanın devrimci politik pratiğidir.

Okuyucudan özür dileyerek ara bir açıklamaya ihtiyaç duyuyorum. Kısa da olsa bir alan temizliği yapmak zorunlu görülüyor. “Yersiz-yurtsuzlaşma” kavramı 21. yüzyılın devrimci pratiğinin politik felsefesini kuran Deleuze’e ait (Ali Akay’ın katkılarıyla) bir kavramsallaştırmadır. Ne yazık ki “yersiz-yurtsuzlaşma” kavramı “göçebeler” kavramında olduğu gibi yanlış anlaşılarak kullanılmaktadır. “Yersiz-yurtsuzlaşma” kavramı yer-yurt kavramına karşıymış gibi “göçebe” kavramı da yersizlik ve yurtsuzluk olarak anlaşılmaktadır. Deleuze’de “göçebelik” göçmenlik olmadığı gibi “yersiz-yurtsuzlaşma” da yer-yurt ilişkisi içinde kurulur. Bunların arasında bir diyalektik değil bir uyum vardır. Bu bağlamda yersiz-yurtsuzlaşmayı, Deleuze adına, her türlü “yer-yurt”luluğun nihilist bir reddiyesine tabi kılmak Deleuze’de yoktur. Deleuze için “göçebe” ve “yersiz-yurtsuzlaşma” kavramlarının anlamı, yer-yurt’u aşkınlık ve aşkınsallık alanın yersiz-yurtsuzlaştırmasından ya da yurtlaştırmasından çekip çıkarmak ve içerisi ve dışarısı olmayan içkinlik düzleminde yeniden konumlandırmaktır.

Kant öncesi aşkınlık, analitik ve aprioridir. Dışarısının içerisidir. Kant ile birlikte bu durum terse çevrilir. Kant ile birlikte içersinin dışarısı vardır. Özne, dışarısını zaman ve mekan kavramlarıyla nesneleştirerek belirler. Kant, analitiğin yanına sentezi koyar. Aşkınlık aşkınsallığa dönüşür. Özne belirlenen değil belirleyen kurucu bir mahkeme ve bir yargıçtır. Özne yargı belirtir. Bu bağlamda modernizm bir biçimde Hobbes ve Kant’tır. Devlet, öznedir; yargılar ve belirler. Deleuze’ün müdahale ettiği alan burasıdır. Aşkınlığa ve aşkınsallığa karşı yüklemi kavramına içkin olmayan, herhangi bir nesneye bağımlı olmayan ve herhangi bir özneye ait olmayan içkinlik düzlemini kurar. Deleuze için düşünmek artık özne ve nesne ikiliğinde sentez ya da yüklemin kavrama içkinliği bağlamında analitik değildir. Deleuze için düşünmek toprak ve yurtlanma ilişkisidir. Deleuze’de içkinlik düzlemi toprak, coğrafya’dır göçebelik ve yersiz-yurtsuzluk’tur; kavram ise yer-yurt’dur. Yurtlanma olay’dır, kişisiz ve öznesiz tekilliklerdir.

Modernizmin krizine devrimci müdahale

Bu gerekli açıklamadan sonra konumuza dönersek, yerlilik ve yurtluluk kavramları modernizmin politik kavramları değildir. Modernizmin kavramı “yerlilik” değil “yerellik”tir; “yurt” değil “ulus” kavramıdır. Bu bağlamda modernizm “ulus” kavramı altında yerlilik ve yurtluluk kavramlarını yersizleştirir ve yurtsuzlaştırır. Özne, “ulus” kavramı altında toprağı ve coğrafyayı nesneleştirip tanımlamıştır. Bu ulus tanımı dışında her yer-yurt bilinemez numen ya da ahlak alanıdır.

Bugün modernist sol, modernizmin diyalektiği içindedir. Emperyalizme karşı ulus devlet paradigmasını devrimci bir paradigma olarak görmekte ve ulusların kendi kaderlerini tayin ilkesi içinde hareket etmektedir. Bu paradigma tıkanmıştır ve anti-kapitalizmin önünde bir engeldir. 21. yüzyılın devrimci paradigması, dünyanın uluslaştırılması değil, dünyanın “ulussuzlaştırılması” paradigmasıdır. Anti-kapitalizm, dünyanın ulussuzlaştırılmasının politik pratiğidir.

Kürt siyasal hareketi, modernizmin krizine devrimci bir müdahaledir ve dünyanın uluslaştırılmasına karşı dünyanın ulussuzlaştırılmasının devrimci pratiği olarak düşünülmelidir. Kürt siyasal hareketi uluslaşmaya karşı yerlileşme, yurtlulaşma, toprak ve coğrafya’dır; uluslaşmanın aşkınlığına karşı toprağın, coğrafyanın ve yer-yurt’un içkinliğidir. Kürtler yerel değil dünyanın yerlileridir. Dünyanın yerlileri olarak Mezopotamya’dan dünyanın ulussuzlaşmasına devrimci bir cürettir. Bu bağlamda Kürt siyasal hareketi bölgesel, yerel bir politik pratik değil bütün dünyaya, bütün dünyanın yerlilerine “ulussuzlaşın” çağrısı yapan enternasyonalizmdir.