Kategori: Politik Teori
Yayınlanma: 24 Şubat 2012 Gösterim: 3323
Yazdır

Kürt siyasal hareketinin geldiği boyutu anlamada ve anlamlandırma devlet ve sol bir tıkanıklık yaşıyor. Devlet ve modernist sol “ulus devlet” paradigmasını eleştiren ve ret eden ulusal bir siyasal hareketi anlamakta zorluk çekiyor. Modernist sol açısından ezber şudur: “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı

emperyalizme karşı siyasal sınır ve bağımsızlık,  bir başka değişle ulus devlet hakkıdır; ayrıca bu hak anti-emperyalist olmadıkça ilerici de olunamaz.”.  Bu bağlamda Kürt siyasal hareketi, sol’un bu siyasal aklının mülkiyeti altındadır. Bu mülkleştirmenin dışında Kürt siyasal hareketini anlamlandırmak sol açısından mümkünde görünmemektedir. Oysa Kürt siyasal hareketi bu paradigmanın çok dışında kendisini kurmaktadır.

 

Tarihsel söylem ve politik paradigmalar yüzyılların güç ilişkilerini belirler ve yüzyılların sınıflar mücadelesini kesen bu söylemler, uygarlığın gramerini kurarlar. Devrim kavramını devrimcileştiren güç ise, içinde yaşanılan uygarlığın krizine müdahale eden ve bugünden gelecek yüzyılların politik gramerini kuracak söylemsel kopuşları yakalamak ve üretmektir.

1789 Fransız devrimi uygarlık söylemini belirlemiş ve 19 ve 20. yy güç ilişkilerini kurmuştur. Sol ve sağ bütün politik paradigmaların dilini kuran Fransız devriminin grameridir. Artık bu gramer bir dil kuramamakta ve Fransız devrimi devrimciliğini yitirmektedir. 1789,  kriz içindedir; bu kriz  kapitalizmin krizidir.

Ulus devlet, sermayenin emeği siyasal mülkiyet altına almanın egemenlik biçimidir. bio-politik dil, bio-iktidar olarak işler ve çalışır. Modernitenin eşitsizlikleri, sömürüyü ve zalimliği örten, yok sayan ve bio-iktidarını işleten   “birey”,  “vatandaş”, “halk”, “özel mülkiyet”, “toplumsal sözleşme”, “hukuksal eşitlik”, “temsili özne” “temsili demokrasi”, “ulus devlet” bio-politik dili krize girmiştir.  Modernizm uygarlık krizi içindedir.

“Demokratik özerklik”, devrim kavramını devrimcileştiren söylemsel bir kopuştur ve modernizmin uygarlık krizine Mezopotamya’dan bir devrimci müdahaledir. Ne 1789 devriminin nede Ekim devriminin grameriyle anlaşılabilecek bir dille konuşmamaktadır. “Demokratik özerklik”, herkesin anlamakta zorlanacağı fakat öğrenmek zorunda kalacakları Önümüzdeki yüzyılları belirleyecek politik bir devrimci ana dildir.

Politik felsefe, politik teori ve politik söylem mücadelenin içinden yeniden kuruluyor. Politik felsefe olarak devrimci felsefe artık aşkın felsefeden kopmuş içkin felsefenin üzerinden kendini üretmektedir. Kürt siyasal hareketi içkinlik düzlemidir. Platon’dan gelen hobbes ile sekülerleşen  Kant ve Hegel ile moderleşen idealizmin “Tümel” aşkınlığı  içinden kurulan  felsefe kriz içindedir ve dönemi kapanmıştır. Artık direniş felsefesi Sofistler’den gelen Spinoza, foucault ve Deleuze ile devam eden “Tikellik”in içkinliği içinden kurulacaktır. Siyaset, bedeni hiçe sayan “aklın” aşkın yanılsamalarından çıkmış onurun, bedenin ve duygulanımların içikinliğine geçmiştir.

Modernizm’de  “egemenlik” ile “iktidar” kavramları arasında bağ temsiliyet dolayımı üzerinden kurulmuştur. Egemen güç birey, yurttaş, halk ve ulus toplumsal sözleşmeyle kendini yönetme hak ve iktidarını devlete devretmiştir. Bu bağlamda egemen yurttaş, devlet iktidarı karşısında uyruktur.  Burada öne çıkan kilit kavram “İktidar” kavramıdır. İktidar kavramı, egemenliğin temsiliyet dolayımıyla  devridir. Modernizmde “özne” alanı bu temsiliyet alanıdır. Modernizmin en güçlü temsili öznesi  “Devlet” tir. Egemenliğin hak kulanımını dolayımdan yani temsiliyetten çıkardığınız andan itibaren “iktidar” kavramı ortadan kalkar.

Kürt siyasal hareketi egemenliğini kullanma hakkını dolayımdan, temsiliyetten çıkarmış ve bu hakkı doğrudan kullanmaktadır. Kürt toplumsal hareketinde temsili özneler konuşmamakta doğrudan toplumsal özneler konuşmaktadır. Halk adına konuşan değil halkı konuşturan toplumsal demokrasi siyasal bir paradigmadır. Bu bağlamda kürt siyasal hareketi politik paradigma olarak “iktidar” ve “devlet”e ihtiyaç duymamaktadır. Bu bağlamda kürt siyasal hareketi temsiliyet ve devlet üzerinden politik bağımsızlık hattı değil toplumsal demokrasi, toplumsal özgürlük ve toplumsal bağımsızlık üzerinden bir politik hat izlemektedir. Demokratik özerklik,  siyasal demokrasiyi temsili alanda değil toplumsal demokraside kuran toplumsal özneleri doğrudan konuşturarak farkları özgürleştiren, çokluğun politik gücüdür.

Modernist sol açısından politik mücadele alanı sistemin yaratığı kriz alanıdır. Kapitalizm kriz üretir bu bağlamda kapitalizmin krizini beklemeli yada krizli alanlara müdahale edilmelidir. Bu paradigma bitmiştir. Asıl olan devrimci hareketin sistemi krize sokmasıdır. Demokratik özerklik siyaseti, krizi bekleyen değil sistemi sürekli krize sokan ve politik mücadele alanını kendisi belirleyen   devrim siyasetidir.

Cengiz Baysoy