Kategori: Politik Teori
Yayınlanma: 24 Şubat 2012 Gösterim: 2601
Yazdır

Hrant’ın arkadaşları! Yürüyüşümüzü hatırlıyor musunuz? Devletsiz, bayraksız ve sınırsız gökyüzünün maviliği altında yürüdük. Yeryüzünü gökyüzü eyledik; sessizdik… Bu toprakların vicdanları, onurları sağduyuları biz Türkler, biz Kürtler, biz Ermeliler biz Lazlar, Araplar;  biz insanlar, biz dünyalılar ve biz dünyanın yerlileri o sessiz yürüyüşümüzle bu toprakları devletsiz, bayraksız ve sınırsız kardeş kıldık!.. Hatırlıyorsunuz değil mi… Sessizliğimiz ile ne güzel konuştuk, ne çoktuk; ne güzel şişliden başlayıp yeni kapıdan Marmara ya erdemle aktık. Ne şiddet üreten bir tarihimiz nede şiddet üreten sloganlarımız vardı; çünkü topraklarımız gökyüzü gibi kardeşti.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği öncülüğünde 13 sendika ve oda, “Sensiz olmaz” adı altında yürüyüş düzenleme kararı aldığını, yürüyüşün 30 Ekim’de İstanbul’da yapılacağını,  Yürüyüşte birliğimizin ve bütünlüğümüzün simgesi “sadece Türk bayrağının taşınacağını” okudum. Ayrıca küçüklü büyüklü yürüyüşlere hem sokakta, hem de televizyonlarda her vatandaş gibi bende tanık oluyorum. “Her Türk Asker Doğar” gibi atılan militarist sloganlara benim gibi sizde yabancı değilsiniz.

Vicdanınıza sesleniyorum: Bu miting ve bu mitingde atılacak sloganlar, şiddeti kınayan, şiddete karşı demokrasinin özgürlüğünü,  bu topraklarda barışın ve kardeşliğin onurunu mu savunacak; yoksa şovenizmi, militarizmi ve şiddeti üreten bir kibri mi yeniden ve yeniden üretecek?

Demokrasimiz, ordunun vesayetinden şikâyetçiydi. Aydınlar, STK’lar ve basın ordunun toplumu biçimlendirmesinde birer toplumsal alet idiler. Peki, değişen hiçbir şey var mı? Yok! Şimdi AKP vesayeti altında toplum mühendisliği sürüyor. Siyasi akıl aynı; hiç değişmemiş:.  Toplumu militaristleştiren, şovenleştiren ve şiddet üreten faşizan dil, propaganda makinesi olarak yaşama ve bedenimize ajitasyon çekmeye devam ediyor.

Bıktık, Yeter artık! Toplumsal ve siyasal sorunlarımızı şiddet, öldürme ve kan dökme yöntemiyle çözme kültüründen bıktık. Bu toprakların onuru adına bu kültürden utanmanın zamanı gelmedi mi?  İktidar tarihimiz ve sloganlarımız şiddet üretiyor. Bu hakikat ile  yüzleşmemiz gerekmiyor mu  artık..

Uluslaşma paradigmamızın kurucu siyasal aklında bir problem var! Bu topraklar bu siyasal aklı artık kaldırmıyor, kaldıramıyor. Bu siyasal akıl sürdürmeye devam etmek bu toprakları çürütüyor, bunu görmüyor musunuz?!.  Anadolu ve Rumeli, toplumsal ve siyasal demokrasi kültürü üzerinden uluslaşmadı. 1908 devrimini hiç anlamak istemedik.  Anadolu ve Rumeli’yi toplumsal ve siyasal olarak Türkleştirmek ve Müslümanlaştırmak üzerinden uluslaştırdık. Enderun üzerinden bürokrasiyi devşirerek kullaştırdık. Bu geleneği ulus devletleşme sürecinde topluma uyguladık; toplumu devşirerek kullaştırdık.  Vatandaş yaratamadık.

Ulus devletin kuruluşu başından itibaren etnik temelli ve şovendir; toplumu ve ulus’u, demokratikleşme üzerinden değil, devletleştirme üzerinden kurduk. Siyasal aklımızı etnik ve dinsel asimilasyon üzerinden bina ettik. Bu siyasal akıl çöktü. Bu topraklar bu aklı artık kabul etmiyor. Tarihin vicdanı, bu toprakların onuru bu siyasal aklı artık üstlenemiyor.

Kalkıp  “birliğimizin ve bütünlüğümüzün simgesi sadece Türk bayrağının taşınacağını” söyleyip birde mitingin ismini “sensiz olmaz” dersen bu iş olmaz. Bu mitingin bize söylediği şudur: düne kadar “sensiz” oldu bundan sonrada “sensiz” olur. “Ya Türk ol, kul ol ya da yok ol”.

Bu topraklarda kendilerini Türk ve Müslüman hissetmeyen bu toprakların kadim yerlileri var. Eğer siz şiddetsiz bir demokrasinin özgürlüğüyle bu toprakları onurlandırmak istiyorsanız kendilerini Türk ve Müslüman hissetmeyen bu toprakların kadim yerlilerini bu mitingin asli unsurları haline getirmelisiniz. Bu mitingde etnik, dinsel kimlikler ve devlet yürümemeli; etnik ve dinsel kimlikten arındırılmış insanlığın vicdanı, onuru ve içkin sivilliği yürümelidir.   Ulusal bayrağı etnik ve dinsel kimlikten çıkarıp Anadolu ve Rumeli insanının özgürlük ve demokrasi simgesi haline getirmelisiniz. Bu topraklarda bayrağı Türkleştirerek insanlara dışkı yetirtildiğini hiç ama hiç unutmamalısınız.

Milliyetçilik ile yurt severlik arasında uzlaşmaz bir fark var. Milliyetçilik, iktidarı kutsayan ve devlete tapan militarist bir toplumun söylemidir. Yurtseverlik ise devletsiz, bayraksız ve sınırsız bu topraklardaki hayatları, kültürleri sevmek;  zalime ve zulme karşı bu topraklarda yaşayan kadim yerlilerin eşitliğini ve özgürlüğünü savunmaktır. Hayat bize şu soruyu soruyor: “Bayrak” milliyetçi mi olacak yoksa yurtsever mi? Şiddetsiz bir demokrasiyi bu topraklara layık görüyorsanız ve bu soruya yanıt arıyorsanız Hrant’ın cinayetine ve yürüyüşüne bakın; orada yanıtı bulacaksınız.

 

Cengiz Baysoy