Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Yayınlanma: 18 Şubat 2015 Gösterim: 3706
Yazdır

“İnsan artık kapatılmış insan değil, borçlu insandır.”

Gilles Deleuze

“…her bireyin başkalarının etkinliği üzerinde ya da toplumsal servetler üzerinde kurduğu güç, değişim-değerlerinin sahibi olarak, paranın sahibi olarak bireyde vardır. Birey, toplumla olan bağı gibi, toplumsal gücünü de cebinde taşır.”

Karl Marx

Deleuze’ün yukarıdaki ifadesi, fordist birikim rejiminden ya da disiplin toplumundan post-fordist birikim rejimine ya da denetim toplumuna, dahası biyopolitik topluma geçişi anlatır. Nesnelerin üretiminden öznelliklerin üretimine, üretim zamanına dayalı sömürüden yaşam zamanının sömürüsüne geçişi ima eder. “Haklar ve eşitlik” söyleminden “risk ve eşitsizlik” söylemine geçişi içerimler. Ekonomik olanın politik olanla birebir örtüştüğünü, toplumsal yeniden üretimin ekonomik faillerin değil ekonomik öznelliklerin üretimine dönüştüğünü iddia eder. Ve Marx… Grundrisse’deki ifadesiyle bize tam da günümüzde borçlu insanın ne anlama geldiğini anımsatır: bir yanda “değişim değerlerinin” ya da “paranın” sahibi olmayan, “toplumla olan bağını” ancak para dolayımıyla kurabilen ve bu yüzden borçlanan, borçlanmakla kalmayıp “toplumsal gücünü” kaybeden emekçiler. Toplumsallığın kuruluşunda eşitliği öngören simetrik bir ilişki değil, eşitsizliği öngören “asimetrik” bir ilişki. Paranın politik tahakkümünde kurulan kapitalist toplumsal ilişki.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Yayınlanma: 18 Şubat 2015 Gösterim: 2136
Yazdır

Kavramlar saf, naif ve bilimsel değildir. Kavramlar, güç istencinin söylemleridir. Söylemler, güç istencinin düzenekleridir. Soy kütük çalışmasının en önemli özelliklerinden biri saflığın, naifliğin arkasına sığınarak ifadelendirilen söylemlerin arkasındaki güç istencinin açığa çıkarılmasıdır.

Hepimiz “sosyalizm” ve “sınıf” vb. “büyük abi” kavramları tanırız. Bu “büyük abi” kavramların hegemonyası karşısında herkes esas duruşa geçer. “Büyük abi Türkiye solu” eskiden beri Kürt özgürlük hareketinin “sosyalist” ve “sınıfsal” bir bakış açısına sahip olmadığı doğrultusunda örtük bir eleştiriye sahiptir. Bu eleştiri Kürt özgürlük hareketinin herkesi etkilemeye başladığı günümüz boyutunda örtüklükten çıkmış, açık hale gelmiştir. Özellikle “Rojava” devriminden ve “demokratik özerklik” kavramının güncelleşmesinden sonra daha da yoğunlaşmaktadır.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Yayınlanma: 18 Şubat 2015 Gösterim: 1871
Yazdır

Feminizm teorisi içinde modernizm ve postmodernizm paradigma tartışmaları uzun süredir devam ediyor. Bu paradigma tartışmaları 80’ler ve 90’lar kadar sert ve belirgin geçmese de, izleri feminist politik mücadele alanında bugün de hissediliyor. Bu anlamda feminizmin, karşıtlığa dayanan ve tepkisel olarak kalan paradigma tartışmalarında sürüklenip gittiğini söyleyebiliriz. Modernizmin öznesine tepkisel eleştirisiyle nihilizme varan, kurucu olmadığı düşünülen postmodernizm ile kurucu ama bir o kadar da özcü ve hümanist görülen modernizm, tekleştirmelerle okunuyor. Bu yazı, paradigmaların altına sıkıştırılan teorileri feminizmin içinde eriterek özgürleştirmek ve feminizmi yeni bir düzlem içerisinden okuyabilmek için araçlar sağlamayı amaçlamaktadır. Bu anlamda Kathi Weeks’in Feminist Öznelerin Kuruluşu adlı kitabını önemseyerek, Marx, Nietzsche ve Judith Butler’ın kavramlarının içinden geçerek, aralarındaki ilişkisellikleri ve ortak olanları ortaya çıkararak okumaya çalışacağım.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Yayınlanma: 18 Şubat 2015 Gösterim: 2754
Yazdır

Deleuze’ün “Felsefe nedir?” sorusuna yanıt olarak “Felsefe düzlem kurmak, çatmak ve kavram yaratmaktır” dediğini biliyoruz. Düzlem, ontolojik sorunsallaştırma; düzlem kurmak ve çatmak ise bu sorunsallık üzerine düşünme pratiğine içkin kavram yaratmak ve kavram seti oluşturmaktır. Biraz daha ilerlersek bir düşünürün ne söylediğini anlamak istiyorsak o düşünürün metafiziğini anlamamız gerekiyor. Bu durum bir düşünür için olduğu kadar bir kavram için de geçerlidir. Bir kavramı anlamak, o kavramı üreten metafizik (felsefi) düzlemi kavramaktır. Kavram düzlemin “dostu”; düzlem kavramın “dostluğu”dur. Bu bağlamda bir kavramın kelamını, tınısını anlamak için o kavramı üreten düzlemi, düzlemin neyi sorunsallaştırdığını ve bu sorunsallığın ürettiği kavram setini yakalamak gerekiyor.

Anlaşılabilirlik açısından Metafiziği dört düzlem üzerinden okuyabiliriz: Aşkınlık, Aşkınsallık, Diyalektik ve İçkinlik düzlemi. Çokluk, içkinlik düzleminin önemli kurucu kavramlarından biridir ve toplumsal ilişkilerin biyo-politik üretimini boydan boya kesen, yaşamı yeniden okuyan ve güncelleştiren kurucu bir nosyondur.

Devamını oku...
 
Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Politik Teori
Yayınlanma: 18 Şubat 2015 Gösterim: 1760
Yazdır

Rönesans öncesi egemenlik, tanrıya aitti. Krallar, sultanlar korku imparatorluğunun yeryüzündeki temsilcileriydiler. Yeryüzü dünyası lanetliler şehriydi. Cennetten sürülmüş Âdem peygamberden beri insanoğlu günahkârdı. Suçluyduk; suçluluk korkusu içinde tam bir köleydik. “Yapmanız gereken şunlardır” diye yukardan buyuran ahlakın kutsal politik kılıcı altında insan, toplumsal bir kurbandı. İtaat ve teslimiyet kutsallıktı. Bir Ortaçağ böyle geçti. Rönesans ön-modernitedir, aydınlanma ve modernizm ile karıştırılmamalıdır. Bu bağlamda Rönesans Ortaçağ’a bir itiraz, günahkâr ve suçlu insan söylemine karşı çokluğun özgürlük çığlığıydı. Rönesans ile birlikte özgürlük; beden, duygu, aklın ve insanın keşfi, icadı ve yaratımı oldu. Aynı zamanda Rönesans Batı düşünme tarihinin içinden bir arayıştı. Yeniden doğuş, Antik Yunan politik değerlerinin seküler güncellenmesini ifade ediyordu.

Devamını oku...
 

Sayfa 1 / 10