Kategori: Politik Felsefe
Yayınlanma: 22 Temmuz 2012 Gösterim: 5078
Yazdır

Deleuze'de ontolojik bir statü kazanan “fark” ile Levinas’ta Aynı’nın terimlerini sorgulayabilecek etik bir özne olarak konulan “Başka,” felsefe tarihi içinde farka verilen geleneksel anlamlarla karşılaştırıldığında, radikal bir yeniliği ifade eder. Bu iki filozofun ortak paydası, farkı ona atfedilen bütün “göre”li anlamlardan kurtarmak, onu ancak olumsuzlama ya da çelişme yoluyla kendi dışında bir şeye referansla tanımlama yönündeki bütün girişimlerden mesafe almaktır. Bu payda temelinde, Deleuze ve Levinas, “fark”ı ancak bir şeyden farklılık ya da iki şey arasındaki fark olarak kavrayabilen göreli bakış açısının ötesine geçer ve farkı mutlak olarak ve kendinde anlamanın ufkunu açarlar. Fark, göreli ve dışsal bir yoldan bir şeyin bir belirlenimi ya da özelliği olmanın ötesinde, kendi başına bir doğa olarak konulabilir mi? İki filozofla da meşgul olmanın doğurduğu ilk sorulardan biri budur. Düşündürtücü olan, farkı mutlak fark olarak anlamak isteyen Deleuze içkinliğin radikal bir savunusunu geliştirirken, Levinas’ın başkanın indirgenemez dışsallığını olumlamak için tavizsiz bir aşkınlık fikrine yaslanmasıdır. Bu iki konumu karşılaştırmalı olarak daha anlaşılır kılabilmek için, önce içkinliğin ve aşkınlığın Deleuze ve Levinas’taki anlamlarına gitmeliyiz.

Devamını oku...
 
Kategori: Politik Felsefe
Yayınlanma: 19 Şubat 2012 Gösterim: 4309
Yazdır

Martin Heidegger, Özdeşlik ve Fark’ın başlangıcında, düşüncenin özdeşlik içindeki dolayım gibi basit bir ilişkiyi gerçekten anlayabilmesinin iki bin yıldan daha fazla sürdüğüne işaret eder. Ona göre, Hegel’in de ait olduğu, spekülatif idealizm çağından sonra özdeşliğin birliğini sadece aynılık olarak temsil etmeyi düşünmek ve birliğin

Devamını oku...
 
Kategori: Politik Felsefe
Yayınlanma: 19 Şubat 2012 Gösterim: 4489
Yazdır

Bütün bir felsefe tarihi kadar uzun bir geçmişe sahip olmakla birlikte, Platon’da bilimlerin bilimi olarak konumlandırılmasından sonra diyalektiğin, felsefede etkili bir şekilde yeniden gündeme geldiği ilk uğrak, 19. yüzyıl Alman idealizmidir. Alman idealizmi geleneği içinde ise, diyalektik en yetkin ve özgün gelişimine, Hegel

Devamını oku...
 
Kategori: Politik Felsefe
Yayınlanma: 19 Şubat 2012 Gösterim: 4881
Yazdır

Batı’nın egemenlik tarihinin uzun süreci içinde, egemenliğin bugün bildiğimiz anlamıyla modern devlet biçimini almasının tayin edici uğraklarından biri, hiç şüphesiz Fransız Devrimi’dir. Devrimin ortaya attığı, Kıta Avrupası’nın bütününde gerçekleşmesi ise bir yüzyıldan daha fazla alacak olan “halk egemenliği” ya da “ulusal

Devamını oku...
 
Kategori: Politik Felsefe
Yayınlanma: 19 Şubat 2012 Gösterim: 4017
Yazdır

Siyaset teorisinin evrimi içinde hükümdar ve tebaa arasındaki ilişki üzerine oturan egemenlik kuramlarından, devlet ve vatandaşlar arasındaki çoklu ilişkileri sorun edinen modern devlet kuramlarına geçiş, 17-18. yüzyıl dolaylarında egemenlik paradigmasında yaşanan bir dönüşümün ifadesidir. Bu dönüşümün tarihsel arka

Devamını oku...
 

Sayfa 3 / 5