Administrator tarafından yazıldı. Kategori: Otonomist Marksizm
Yayınlanma: 27 Haziran 2014 Gösterim: 2759
Yazdır

geleceği şimdiden kurmak için…

özgürlüğe alan açmak için…

doğrudan demokrasiyi hayata geçirmek için…

otorite karşıtlığını toplumsallaştırmak için…

 

Micropolis, Yunanistan’da Selanik’in ortasında 900 metrekare alana sahip 3 katlı bir binada yer alan bir sosyal merkez. Micro-polis, küçük-kent anlamına geliyor ve bir kentte olması gereken her şey var içinde. Kâr amacı gütmeyen,

dayanışma ekonomisine dayanan otonom bir alan olan Micropolis’i gezdiğimizde buradan hiç ayrılmak istemedik. Kapitalizmin işlemediği ve ihtiyaç duyabileceğimiz her şeyi içinde barındıran bu alternatif mekanın nasıl hayata geçirildiğini konuşmak üzere Micropolis kolektifinden Kyriakos’la burada buluştuk. Türkiye’de de böyle mekanların örgütlenmesinde ilham verici olması ümidiyle bu deneyimi sizlerle paylaşıyoruz.

Otonom: Merhaba, buranın örgütlenişine geçmeden önce size buranın ne olduğunu ve insanların burada neler yaptığını sormak istiyoruz.

Kyriakos: Burası hoşgörüsüzlük, parlamentarizm, ulusalcılık, ırkçılık, cinsiyetçilik, savaş, egemenlik ve sömürüye karşı olan kendi kendini yöneten, hiyerarşik olmayan otonom bir bölge diyebiliriz. Bizler ihtiyaçlarımızı karşılamak ve başka bir hayatı örgütlemek için bir araya geldik. Şu an burada, Micropolis’te hayata geçirdiğimiz bir sürü proje var. Burada ihtiyacınız olan birçok şeyi bulabilirsiniz. Biraz bahsetmek gerekirse 1. katta Selanik’in aşırı cazibeli gece hayatına alternatif olarak kurduğumuz bir cafe/bar var. Burada konserler de oluyor. Micropolis’in gönüllüleri barın arkasında çalışarak hem burayı canlı tuttular hem de kirayı ödemeye yardım ettiler. Çocuklar için de bir yer oluşturduk. Çocuklar, ebeveynler ve pedagoglar, anaokulunu ortak yönetiyorlar. İnternete bedava ulaşım ve yapılan dersleri desteklemek için oluşturduğumuz bir bilgisayar odası mevcut. Toplantı salonu, kütüphane/okuma odası, film izleme grubu için bir yer ve yiyecek kooperatifi de var. Vahşi hayvanların bakımı için en üst katta bir klinik oluşturduk ve bu kliniğe ülkenin her yerinden yaralı vahşi hayvanlar gönderiliyor. Bir de marketimiz var. Markette birçok doğal ürünü çok çok uygun fiyatlara bulabilir ve böylelikle hem ihtiyaçlarınızı kolaylıkla karşılayabilir hem de bunları üreten diğer kolektiflere de destek olabilirsiniz. Mesela Zapatista kahvesi alabilir ya da Selanik’te 2011’de işgal edilen ve şu an yönetiminde işçilerin olduğu VioMe fabrikasının ürettiği, kimyasal içermeyen temizlik malzemelerini edinebilirsiniz. İhtiyacı olanlar için bir de ikinci el eşya odamız var. Kullanmadığımız giysileri buraya bırakıyoruz ve ihtiyacı olanlar gelip alıyorlar. Kriz dolayısıyla bu odayı ziyaret edenlerin sayısı oldukça fazla.

Burada gerçekleşen etkinlikler ise drama, mobilya yenileme, müzik provaları, vahşi hayvanların bakımı, film projeleri, yoga ve kemandan tutun da çömlek yapımı ve işaret diline kadar çeşitli dersler ve politik toplantılar. Bu etkinliklerin hiçbiri ticari bir amaç taşımıyor ve isteyen herkes bunlara katılabilir. Her türlü maddi destek yalnızca buranın devamlılığını sağlamak ve etkinliklerin gerçekleştirilebilmesi için kullanılıyor ki buranın temel prensiplerinden biri de kişisel herhangi bir ekonomik çıkarın olmayışı. Diğer prensipler ise karar alma mekanizmalarının yatay olması ve devlet, kilise, politik partiler ve şirketlerden bağımsız olmak.

O: Böyle bir yeri örgütleme ihtiyacı nasıl doğdu ve Micropolis'i oluşturan düşünce neydi?

K: Micropolis 2009’da kuruldu fakat buranın oluşumu Aralık 2008'de Yunanistan'da 15 yaşındaki bir çocuğun polis tarafından öldürülmesinin ardından gerçekleşen protestolara dayanıyor. Selanik’te o günlerde, gösterileri organize edebilmek ve isyanın hareketliliği için şehir merkezinde bir bina işgal ettik. İşgal ettiğimiz bu binanın bir meclisi vardı. Bu meclis politik bir grup veya gruplar tarafından değil bireysel katılım ile oluşuyor. Biz oraya bireyler olarak gittik, tıpkı isyan sırasında politik grupların içinde hareket etmekten vazgeçişimiz gibi çünkü artık bunların işlemediğini düşünüyorduk. Demek istediğim insanlar artık yeni durumlar ve yeni yapılanmaların içindeydiler. Böylelikle, Aralık 2008'de başlayan gösteriler bir buçuk ay kadar sürdü. Ülkenin birçok yerinde bir sürü şey oluyordu. Ayaklanma son bulduğunda, bu işgal edilmiş binaya katılan insanlar “Biz eski yaşantımıza dönmek istemiyoruz,” diyorlardı. O zamanki sloganımız “Normali tekrarlama!” idi. Biz farklı şeyler yapmak istiyorduk ve bu yüzden bunu kullandık. Bu işgal evine bir sürü kişi katılmıştı; politik gruplardan insanlar ve bağımsız bireyler. Neler yapmak istediğimizi tartışıyorduk. Aslında, biz burada başladığımız zaman, elimizde Yunanistan'dan birkaç örnek vardı fakat bunlar benzer deneyimler değildi. Biz başka bir biçimde örgütlenmeye ve bu herkese açık sosyal merkezi başka bir şekilde hayata geçirmeye çalışıyorduk.

İlk olarak şehirde işgal edebileceğimiz uygun bir bina aramaya başlamıştık. Bulduk ve işgal de ettik fakat geceleri içinde kalmaya başlamıştık. Sosyal merkezi hayata geçirebilmek için artık yeni bir yer bulmamız gerekiyordu. Kira ödemek veya işgal etmemek politik bir tercih değildi; yalnızca işgal edecek uygun bir bina bulamamıştık. Bulduklarımız da fazla sayıda insanı ağırlamak için güvenli ve uygun değildi. İşte bu yüzden merkezde olan başka bir yere kira ödemeye karar verdik.

O: Ne kadar süre başka bir yer aradınız?

K: Bir kaç ay sürdü. 3-4 ay kadar. Burayı bulduğumuzda içerisinde neler yapabileceğimizi tam olarak bilmiyorduk. Anaokulu ve bazı sinema grupları gibi burada olmasını istediğimiz şeylerle ilgili önerilerimiz vardı. Fakat tüm bunların nasıl olacağı belli değildi. Böyle şeyler yapabileceğimiz spesifik bir yer arıyorduk. Bu konuyu tartışmaya ilk başladığımızda herkesin hemfikir olduğu tek şey birçok insanın kullanabileceği büyük bir yer olması üzerineydi ancak kira ücretleri hakkında da bazı endişelerimiz vardı.

Biz buraya ilk geldiğimizde bina şu an olduğu gibi değildi, çok kötü bir haldeydi. Hep birlikte burayı elden geçirmemiz gerekti. Ne yazık ki birçok kişi bunun üstesinden gelebileceğimize inanmıyordu ama başardık. Sonrasında da gördük ki birçok insan yeni gruplar, etkinlikler ve yapılanmalar oluşturmak için buraya geliyor. O günlerdeki bakış açımız, genel meclisi aynı zamanda politik meclis olarak kullanan Yunanistan'daki geleneksel sosyal merkezlerin stratejilerinden farklı bir şekilde organize olma yönündeydi. Yunanistan’daki geleneksel sosyal merkezlere baktığımızda, bina ile birlikte politik bir meclisin olduğunu görürüz. Bu meclis aslında sosyal merkezin üyelerinden oluşan politik bir gruba benzer. Politik karaktere sahip bir meclisin olmasını biz de onaylıyorduk fakat geleneksel tarzda politik bir grubun olmasını değil. Burada birbirinden farklı görüşlerin olmasının nedeni de bu. Herhangi bir konuda farklı düşünen kimseyi bizimle aynı şeyi düşünmesi için zorlamak istemeyiz. Farklı yollar, farklı stratejiler ve farklı taktikler kullanmanın ve başkalarıyla iletişim kurmanın daha ilginç olduğunu düşünüyoruz. Mesela, daha önceleri hasta hayvanları iyileştirmekle uğraşan bir grupla karşılaşsaydık, bunu politik bir etkinlik olarak algılamazdık. Fakat şimdi, ne yaptıklarını anlayabiliyoruz. Aynı değiliz ve amacımız da aynı olmak değil. Birbirimizle konuşarak farklılıklarımızdan yeni şeyler öğreniyoruz.

Burada çalışan her grubun otonom bir meclisi var ve hepimiz haftada bir kez bina ile ilgili ortak konuları konuşmak için genel mecliste bir araya geliyoruz.

O: Hiç Micropolis gibi benzer projeler ortaya çıktı mı?

K: Bu fikri yaymak ve şehirde benzer başka projelerin oluşması hedeflerimizden biriydi. Tabii ki onların birebir aynı olmalarını beklemiyorduk, ancak benzer mantık temelleri üzerinde oluşan projeler olmalıydı. Burası açıldıktan sonra, buradan ilham alarak kurulan yeni yerler oldu. Daha farklı şekillerde kurulmuş olsalar da, böyle yerlerin oluşması oldukça sevindirici. En önemlisi de, başkalarının bizim problemlerimizi çözmelerini beklemek yerine, kendi yaşamlarımızın kontrolünü ele alma zamanının geldiğini insanlara gösterebilmek. Eğer diğerlerine kendi kendilerini örgütlemek zorunda olduklarını söylerseniz onlar da size bu konuda sizin ne yaptığınızı sorarlar. Fakat önlerinde başarılı bir örnek varsa, işler çok daha kolaylaşır. Politik geçmişe sahip olmayan insanlar buraya geldiklerinde çok etkileniyorlar. “Burada kaç kişisiniz ve bütün bunları nasıl yapabiliyorsunuz?” diye soruyorlar. Biz de, bunu kendi çevrelerinde de yapabileceklerini göstermek için onlara buradaki süreci anlatıyoruz. Buraya gelmelerine gerek olmadığını söylüyor ve onlardan kendi yöntemleriyle, kendi bölgelerinde örgütlenmelerini istiyoruz. Ancak kendimizi değiştirdiğimizde dünyayı da değiştirebiliriz ve bunun için sihirli bir reçete yok. Yalnızca deneyimleyebiliriz. Biz yaşamayı ve kolektif üretmeyi tercih ediyoruz.

O: Peki Micropolis’in devamlılığını nasıl sağladınız?

K: Buraya ilk geldiğimizde, herkesin kendisini istediği şekilde ifade edebildiği, herkese açık, özgür bir alan oluşturmak istiyorduk. Yunanistan’daki politik mücadeleler, bana göre daha çok hayatın gerçeklerine dayanıyor. Bu farkı gördüğümüz için de artık bir adım daha ilerideyiz. 2011’e kadar, buradaki bütün gruplar gönüllülük temelinde çalışmak durumundaydı; devletten ya da şirketlerden para alınmıyordu. Yunanistan’daki ekonomik kriz daha da derinleştikçe, diğer insanlara düşük ücretli ve kaliteli servis verebilmek ve buradaki topluluğun bazı üyelerinin yaşamlarını idame ettirmelerine yardımcı olabilmek adına dayanışma ekonomisine bağlı yapıları nasıl kurabileceğimiz hakkında konuşmaya başladık. Buraya katılanlar için gönüllü çalışma artık kişisel yaşamlarını zora sokmaya ve projeye devam edememelerine neden oluyordu. Kooperatifler hakkında tartışmaya yeni başladığımızda, diğer ülkelerde de bizimkinden farklı biçimde örgütlenen birçok benzer örneğin olduğunu biliyorduk. Ancak bizim yaptığımız şey daha farklıydı, bu kooperatiflerin nasıl çalışması gerektiğini ve bunu neden istediğimizi uzun uzun tartıştık. İsterseniz bu tartışmaları da size anlatabilirim ama bu çok uzun sürebilir.

O: Devletle hiç bürokratik problemler yaşadınız mı? Onlar sizi nasıl algılıyor ve en önemlisi de nasıl tanımlıyorlar? Sizce Yunanistan’da başka bölgelerde de böyle sosyal merkezler örgütlemek mümkün mü?

K: Yani hükümetle herhangi bir problemimiz olup olmadığını mı soruyorsunuz?

O: Evet. Ayrıca yasalarla?

K: Tabi ki devletle bazı problemlerimiz oldu. Çünkü yasalara göre meşru olmayan bir iş yapıyoruz. Burada yasal olan tek şey kira ödüyor olmamız. Onun dışında başka bir şey yok.

O: Peki, ya bar?

K: Eee, hayır. O da değil. Eğer burada normal bir kafeterya işletmek istiyorsanız; fatura kesmek, vergi ödemek ve çeşitli belgelere sahip olmak gibi bazı yasal yükümlülükleriniz oluyor. Ama biz bunların hiçbirini yapmıyoruz. Buna marketteki ürünler de dahil. Sonuçta, bence Yunanistan’da böyle bir yere sahip olmak hiç de kolay değil.

O: O zaman bu nedenlerden dolayı buraya saldırabilir ve kapatabilirler. Buranın güvenliğini nasıl sağlıyorsunuz?

K: Burayı ne kadar açık tutarsanız ve burada ne kadar çok insan olursa, burayı devam ettirmek de o kadar meşru ve güvenli olur. Ne kadar büyük bir destek ve insan döngüsü varsa, hükümetin buraya saldırması da o kadar zorlaşır. Ayrıca burada saldırabilecekleri spesifik bir grup da yok, birbirinden çok farklı insanlar gelip gidiyor ve sayıları da az sayılmaz.

O: Peki biraz Yunanistan sınırlarından çıkalım. Son zamanlarda dünyanın birçok yerinde çeşitli büyük eylemler gerçekleşti. Mısır’da, Brezilya’da, Türkiye’de... Gerçekleşen bu hareketler hakkında ne düşünüyorsunuz? Tüm bu olanları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

K: Tabii ki bütün hareketler hakkında konuşabilecek kadar fazla bilgiye sahip değilim. Bazı yerlerdeki hareketler hakkında bilgim var; ama yine de aralarında net bağlantılar kurabilecek kadar çok değil. Örneğin, yıllar önce Türkiye’den anarşist bir grup ile bağlantılarımız vardı. Fakat zamanla iletişimimiz koptu. Bunun yanı sıra DHKP-C gibi burada üyeleri olan bazı Stalinist gruplar hakkında bilgimiz var. Siyasi nedenlerden dolayı Yunanistan’a sığınmak zorunda kalmış olanlar var. Ne yazık ki genel olarak tek bir açıdan bilgi alabildiğimiz için Türkiye’de neler olup bittiği ile ilgili elimizde net bir resim yok. Gezi Direnişi’ni duyduğumuzda durumu daha iyi anlayabilmek için bazı arkadaşlarımızı oraya gönderdik. Fakat, bütün problemleri net olarak görebildiklerini söylemek zor.

O: Peki uluslararası düzeyde hareketler arası bir iletişim ağı sizce kurulabilir mi?

K: Dünyanın her yerinden insanlarla bağlantı kurmaya çalıştık. Şu an, özellikle, Avrupa’nın her yerinden bağımsız bireyler ve gruplarla çok iyi bağlantılarımız var. Benim de içinde bulunduğum grup ile iki yıl önce ortaya çıkan Irkçılık Karşıtı Avrupa Ağı’na dahil olduk. Başlangıçta Balkanlar ve Avrupa’daki grupları bu ağ içine dahil etmeye ve grup temelinde iletişim kurmaya çalıştık. Bundan önce de dünyanın her yeriyle iletişimimiz vardı fakat bunlar bireysel boyuttaydı. Mesela Almanya’da bazı arkadaşlarım var. Eğer onlar gruptan ayrılırlarsa, bağlantı kopar. Bu yüzden ilk olarak grup olmadan iletişim kurabileceğimiz ve birbirimize destek olabileceğimiz bir yapı oluşturmaya çalıştık, kaldı ki bu hiç kolay değildi. İkinci bir adım olarak ise politik teori üzerinden iletişim kurmaya çabaladık. Bir başka deyişle, buradaki öncelikli amacımız bilgi paylaşımıydı. Bir diğeri de karşılıklı dayanışma faaliyetleri yürütmek. Üçüncü ve en önemli adım ise politik fikir alışverişinde bulunmak ve ortak bir şekilde örgütlenebilmek. Bu kesinlikle kolay bir şey değil; çünkü gerek kültürler, gerekse ülkelerdeki hareketlerin geçmişleri arasında büyük farklılıklar var.

O: Belki biraz da burayı nasıl yönettiğiniz hakkında konuşabiliriz. Bütün bu farklı grupları nasıl organize ediyorsunuz?

K: Bu binada çalışacak bir alana sahip olmak isteyen her grup, fikirlerini binanın genel meclisine sunmak zorunda. Örneğin bir tiyatro grubu kurmak istiyorlarsa, her salı düzenlenen genel meclise katılıp orada “Biz böyle bir grup oluşturmayı düşünüyoruz ve şu sebeplerden dolayı buraya gelmeyi tercih ettik,” şeklinde fikirlerini ve sebeplerini açıklamak durumundalar. Bu talep bütün üyeler tarafından tartışıldıktan sonra eğer bir problem yoksa ve yapılacak aktivite mekanın değerlerine ters düşmüyorsa, etkinlikler başlar. Burada yapılmasını istediğimiz bütün etkinliklerin, herkesin katılımına açık olmasını istiyoruz. Tabi ki, bu biraz da etkinliğin içeriğine bağlı; yani bütün etkinlikler açık olmayabiliyor. Örnek olarak, marangoz atölyesine katılmak için biraz el becerisi gerekiyor…

Her grup, otonom bir tutum içerisinde çalışmalarını yürütüyor. Biz bu sürece müdahale etmiyoruz. Binadaki ortak konuları tartışmak için hep birlikte genel meclisi topluyoruz. Ama bu genel mecliste etkinlik yapan gruplar olarak değil, bireyler olarak bulunuyoruz. Yani bu meclise grup temsilcileri yollamıyoruz. Hepimiz bu sosyal merkezin üyeleri olarak orada katılım gösteriyoruz.

O: İnternette kendinize ait bir sosyal medya ağınız var mı? Ya da televizyon ve radyo kanalları gibi iletişim araçlarını kullanıyor musunuz? Ayrıca ana akım medyanın size karşı tutumu hakkında ne söyleyebilirsiniz?

K: Bu konuda birçok otonom proje var. Bunların çoğunu hareketin düşüncelerini ifade eden, ülkedeki internet siteleri ve radyo istasyonları oluşturuyor. Bunlar, önceki yıllarda özellikle toplumla iletişim kurabilmek ve fikirlerimizi yayabilmek adına bize çok yardımcı oldu. Şu an baktığınızda, Yunanistan’da birçok insanın teknolojiyi ve interneti kullandığını görüyorsunuz. Yani düşüncelerinizi yayabilmek için sadece kitle iletişim araçlarına bağlı kalmak zorunda değilsiniz. Aslında bu kitle iletişim araçları başlı başına bir tartışma konusu. Tamamen özel medya kuruluşları ve sermaye tarafından, Yunanistan’ın kapitalist menfaatleri doğrultusunda kontrol ediliyorlar. Son 3-4 yıldır, harekete karşı yürüttükleri ortak manevralar ve propagandalar mevcut. Aslında bu söylediklerim neredeyse bütün dünya için geçerli. Ama bence buradaki farklılık şu: Yunan insanı bu geçen yıllarda ana akım medyaya güvenmemeye başladı. Çünkü birçok insan, ana akım medyanın bu yozlaşmış politik sistemi desteklediğini açıkça gördü. Çok daha fazla kişi artık ana akım medyayı kullanmıyor ve ona güvenmiyor. İnsanlar artık onların yalan söylediklerini biliyorlar. Ayrıca, insanların nelerin farkında olduğu medya için çok önemli. Çünkü onlar haberleri olduğu gibi yayınlamıyorlar; olan biten hakkında kendi istedikleri kanıyı oluşturmak için “kurguluyorlar”. Fakat kötü şartlarda yaşıyorsanız, her şeyin iyi gittiği konusunda ikna edilemezsiniz.

Burada ana akım medyanın yapmaya çalıştığı şey, her şeyin özelleştirilmesine karşı çıktığınızda ve memorandum politikasına uymadığınız takdirde başınıza gelebilecek felaketlerden sizin sorumlu olduğunuzu söyleyerek sizi tehdit etmek. Bu yüzden “Eğer şimdi politikacıları takip etmezseniz, başınız büyük derde girer!” şeklinde bir algı yarattılar ve bu sayede, insanları muhafazakar hükümete oy vermeleri için tehdit ettiler. Ve şu anda da bunu yapmaya devam ediyorlar.

O: Sorularımızı yanıtladığınız ve bize sabırla her şeyi anlattığınız için çok teşekkürler. Umarız tüm bu anlattıklarınız Türkiye’deki hareketler için de ilham verici olur.

K: Asıl siz sabırla dinlediğiniz için ben teşekkür ederim.

O: Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

K: Son olarak, bu sosyal merkezin dışında, aynı zamanda yurt dışında farklı bir ağ içinde bulunan ve Yunanistan’ın bazı şehirlerinde meclisleri olan politik bir gruba da dahil olduğumu belirtmek isterim. Ancak bu biraz daha farklı. Bu grup, ırkçılıkla ilgili konularla ilgileniyor. İsmi de Yunanistan Anti-Otoriter Hareketi: “Antiexousiastiki Kinisi (AK)” Özellikle işçilerin el koyduğu ve kendi kendilerine yönettiği VioMe fabrikası ve Yunanistan’daki yabancı işçilerle dayanışma içindeyiz. Antifaşizm mücadelesine odaklanmış bir hareket AK.

 

Röportaj: Arzu ve Ece