Kategori: Gençlik ve Üniversiteler
Yayınlanma: 28 Haziran 2013 Gösterim: 3239
Yazdır

İktidar ilişkileri akışkan ve değişime içkindir. İktidar biyopolitik bir strateji, pratik ve ilişkiselliktir. Yaşamın her alanı üzerinde iktidarların işlemesine karşı artık her yer direniş ve mücadele alanı haline gelmiş bulunmakta. İktidarın tahakküm nesnesi ise beden ve hayattır. Artık temel sorumuz hayata karşı hayatı nasıl kuracağımıza oturur.

 

Hayatın Ontolojisi: Çokluk

 

 

İki antagonist kuruluştan bahsedebiliriz. Birincisi, ontolojiyi “bir” üzerinden kurmak, ikincisi ise “çokluk” üzerinden kurmak. Bir üzerinden kurulan ontolojinin düzlemi hayatın çokluğunu tanımlayan; tümel, temsil ve kişilikleşmiş bir özneye aidiyetliktir. Devlet, bir tümellik, temsil ve kişilikleşmiş bir öznedir. Yaşamın tekilliğini ve tekilliğin ortak olan çokluğunu halk ve ulus olarak tanımlayarak ortadan kaldırır. Ontolojik olarak “bir”in kurucusu temsil, çokluk ontolojisinin kurucusu ise ifadedir. “Bir” üzerinden kurucu olan temsilde, temsilin demokratikleştirilmesi üzerinden gidilirken, ifade de ise ifadeyi özgürleştiren hayatın demokratikleştirilmesi söz konusudur.

Üniversiteler üzerinde bir mücadele ve örgütlenme anlayışına baktığımızda, temsilin demokratikleştirilmesini değil, üniversitenin ontolojisi olan tekillik ve çokluğun özgürleştirilmesini önemsemeliyiz. Soldan, en anarşist olan birçok bakış açısının bile farkında olmadan üniversite ontolojisinin tekil ve çokluğunu tanımladıklarını; aşağıdan temsili, tümeli kurduklarını görüyoruz.

Günümüze kadar olan üniversite mücadelesinin örgütlenme anlayışını iki temel üzerinden özetlemek mümkün. Birincisi, temsili ilişki içinde bir örgütlenme temelinin kurulması, ikincisi ise birey üzerinden bir örgütlenme temelinin kurulması. Her iki anlayış da üniversite ontolojisi tekil ve çokluğun tasfiyesi, ötekileştirilmesi ve tekilliklerin tanımlanarak temsil içine sokulmasına neden olur. Ya politik örgüt üyesi ya da birey olacaksın. Oysa üniversite alanındaki tekillik ve çokluk, birçok örgütlenme biçimini içerir. Herkes kendisini istediği gibi ifade eder ve bunun özgürlüğü ortak olanda kurulur.

 

Tekillik ve Birey

 

Tekillik ve birey kavramları anlaşılmadıkça ortak olan çokluk bir türlü anlaşılamaz. Bugün üniversite alanındaki örgütlenme anlayışına baktığımızda birey ve tekillik kavramlarının özdeş kullanıldığını görüyoruz. Tam tersi bu kavramlar özdeş değil, antagonist içeriklere sahipler. Tekillik birey değildir. Birey 17. yy.’dan itibaren, modern anlamda yurttaş kavramı ile birlikte, sözleşmeyi temel alan bir bağlam içinde varlık kazanır. Birey kavramı kitle, halk, sınıf veya partiye karşı durabilecek bir siyasal düzlemin kurucu bir kavramı olamaz. Çünkü birey, aynı siyasal mantığa, yani modern iktidar biçimlenmesine aittir. Bireyler birbirleriyle yaptıkları sözleşme sonucunda her şey üzerindeki egemenlik haklarını kendileri dışındaki bir şeye, devlete devrederler. Liberalizmin bir kavramı olarak birey sözleşme ve temsiliyet hukukunu kurar, devletin yapı taşıdır ve tümeldir.

Üniversite alanı bir çokluk ontolojisidir. Üniversite alanını birey üzerinden düşünürsek çokluğun ontolojisi “bir” ve “tek” üzerinden kurulur. Üniversitelerin ontolojisi olan çokluk birey üzerinden tanımlanır ve örgüt kavramı, bireylerin temsiline indirgenir. İstediğiniz kadar temsili demokratikleştirmeye çalışın, bireyden çıktığınız andan itibaren kuracağınız örgütlenme, bireylerin üzerinden hayatın tekilliklerini ve çokluğunu tanımlayan temsilin içinde olur. Bu; tümel, temsil ve özne üzerinden düşünmektir. Örgüt kişilikleşmiş bir özne haline dönüşür. Tümel üzerinden kurulan birliktelik, ister büyük ister küçük ölçekte olsun, devlet biçiminde örgütlenmektir. Bireylerle kurulan bu birlik, bütünlük vermeyi temsil ve tümel üzerinden yapar. Temsil tümelin içinde tanımlanır ve tekillikler yok sayılır. Bütün tekillikleri içeren bir örgütlenme kurmaya çalışmak, tekillikleri dışarıdan tanımlamak, temsil etmek ve güç ilişkileri içersinde bir denge tutturmak demektir. Bu da yalnızca temsilin demokratikleştirilmesi çabasıdır. Temsil birey temelinde gerçekleştirilir fakat tekillik hiçbir şekilde temsil edilemez. Tüm tekillikleri birey üzerinden bir tümel içine sokmak, tekilliğin tasfiyesidir. Üniversitelerde de öğrencilik üzerinden, birey temelinde herkesi kapsayan bir öğrenci örgütü kurmak; tüm tekilliklerin bir tümel içersinde eritilmesi, “ifade”nin tasfiyesi ve üniversitelerin ontolojisinin çokluğunun reddi anlamına gelir. Temsilin demokratikleştirilmesinden, ifadenin özgürleştirilmesine geçmeyi düşünmemiz lazım. Devletin eleştirisi bireyin de eleştirisidir. Birey temsil edilebilirken, tekillik bir temsile indirgenemez. Tekillik bir ifadedir. Tekillik kavramını birey kavramıyla eşitmiş gibi kullanmakta ısrar edenler, liberalizm içinde kalmaktan kurtulamazlar.

Ele alınması gereken ikinci bir nokta, “hayır bireyden çıkmıyoruz, bütün tekillikleri kapsıyoruz, fakat karar alma yöntemini bireyler üzerinden kuruyoruz” anlayışıdır. Bu daha da vahim sonuçlara yol açar. Birey üzerine oturan “karar alma” anlayışı, örgütlenme içindeki tekilliklerin yok sayılmasına neden olur. Tekilliklerin ortak olanı olan çokluk örgütlenmesinde, karar yoktur, eğilimler vardır. Tekilliğin ortak olanı çokluk, karar üzerinden hareket etmez, eğilimler üzerinden öznelliğini kurar. Benzer bir şekilde örgütlenmenin mantığında ilkeden yola çıkmak da aynı şeyi kurar. İlke de tekilliklerin, bir çokluk olarak örgütlenmesinin tümel içinde tanımlanmasıdır. Karar ve ilke, çokluk ontolojisini tanımlayan temsildir. İlke de karar da hiyerarşik düşünmenin kurucu kavramlarıdır.

Tekillik kolektif bedendir. Tekilliğin ortak olanı çokluktur. Tekilliklerin kendini yönetme hakkı hiçbir yere veya kişiye devredilemez. Kudret tekilliğin ortak olanına bağlıdır. Siyasal alan temsili değildir, politik kuruculuk öznellikler üzerinden çalışır ve doğrudan demokrasi vardır. Ortak bir arayış ve mücadelenin yükseltilmesi çerçevesinde tekilliklerin kuracağı yeni kültür; ezelden beri var olan bir kontrol, görev ya da zorunluluk üzerine yapılanmak yerine; çokluğun kendi bünyesine içkin, değişken, dinamik bir örgütlenme oluşturur. Bireylerin kurduğu gibi bir eşitlik söz konusu değil, farkın niteliğinin ve kudretinin üretimi söz konusudur. Tüm farklılıklar birer tekillik üretimidir. Tekilliğin ortak olanı çokluk, kişilikleşmemiş bir virtüelliktir.

Tekillik bir beden olarak algılanmalıdır. Bu beden bir kişi de olabilir, birden fazla kişinin içinde var olduğu bir grup, yapı veya örgüt de olabilir. Önemli olan nicelik değil niteliktir. Nitelik, tekilliğin kendisini istediği gibi ifade etme özgürlüğüdür. Asıl bakılması gereken bu tekillikler arasındaki ilişkilerin hiyerarşik olup olmadığı, temsil hukukuna dayanıp dayanmadığıdır. Klasik modernist örgütlenmeler yıllarca kendisini bir örgütle ifade etmeyen insanları tanımadılar. Çünkü tanınmak için birilerinin temsilcisi olmanız gerekirdi. Modernist sol bu şekilde hareket ederek politik mücadeleyi temsili siyasetle kapatarak diğer tüm dinamikleri politik kuruculuktan dışlamıştır. Bugün, aşkın siyaset anlayışını ortadan kaldıracak, her türlü politik temsiliyet ilişkisini reddeden örgütlenmelerin hayata geçirilmesi gerekir. Fakat modernist sol örgütlere alternatif olma çabasındaki birçok grup, sorunun temsil hukukunun işletilmesinden kaynaklandığını göremeyip, toptan örgüt kavramına karşı çıkma eğilimindedir. Örgüt kavramı, temsil demek değildir. Ontolojik çoklukta pek çok örgütlenme biçimi vardır ve bunlar da birer edim ve tekilliktir. Her tekillik kendi farkıyla yan yana gelip çokluğu oluşturur. Yalnızca tekillikler arasındaki ilişkiler hiyerarşiye dayalı kurulamaz. Tekilliklerin ilişkisindeki akış ve ortak olanın kesişimi içkinliktir. Böyle bir zeminde yan yana gelmeyi kabul eden herkes birlikte hareket edebilir, temsil hukukunu işletmekte ısrarcı olanlar ise kendi siyasetlerini yıllardır yaptıkları gibi başka örgütlenmeler içersinde devam ettirirler.

Sorunun birilerinin örgütlü, birilerinin ise kendisini bir örgüt içinde ifade etmiyor oluşundan kaynaklandığını zannedenler, örgütlü insanların örgüt kimliklerinden vazgeçip o zemine bir birey olarak gelmelerini paranoyakça isterler. Bu şekilde hareket ederken temsiliyeti reddettiklerini zannederler ve temsili farklı bir yerden nasıl kurduklarını görmezler. İfade kavramını temsil kavramı ile karıştırmamak gerekir. Temsil tanımlamak ve bir başkası adına konuşmaktır. Bir sözcü temsil değil, tekilliğin bir ifadesidir. Asıl birilerine nasıl var olacağını söylemek, onu kendi isteğine göre hareket etmeye zorlamak tekilliğin etik politikliğini ortadan kaldırır. Kimse benim kolektivitemi, tekilliğimi, kudretimi bireye indirgeyerek tanımlayamaz. Kendi dışındakileri tanımlamaya giden ve nasıl davranmaları gerektiğini söyleyen iktidardır. Bu arkadaşlar temsiliyeti reddettiğini zannederken iktidarı nasıl ürettiklerinin farkında bile değiller.

Hatta her türlü örgütlenmeye canavar gözüyle bakan bir kısım, kampüs örgütlenmelerine bile pervasızca karalama kampanyalarına kalkışabiliyor. Bunu yaparken kendilerinin de nasıl örgütlü hareket ettiklerini ise unutuyorlar. Kendine bir isim koymamış olmak örgütlü çalışma yapmadığın anlamına gelmez. Tam tersi siyasi ilişkiler içinde adını koymadan politika yapmak, örgütlü çalışmaya girişmek; samimi olmamak ve açık olmamak anlamına gelir. Bu arkadaşlara göre üniversite ontolojisinin tekil ve çokluğunu ifade eden pek çok örgütlenme biçimleri ile örgütlü politika yapılamaz. Hiçbir tekillik kendi hayatına, kendi etiğine göre örgütlü bir şekilde sahip çıkamaz; dergi çıkaramaz, öznelliğini kuramaz; kapitalizme, baskıya, şiddete karşı örgütlü mücadele edemez. Örgütlü mücadele verenleri, bir devlet bu şekilde mahkemede yargılıyor, bir de örgüt fobisi olanlar.

 

Temsile Karşı İfade

 

İfade bir bedendir, ahlak değil etiktir. Etik; tekillik, fark ve çokluktur. Tümelle, temsille çalışmaz; ortak olanla çalışır. Ortak olanın demokrasisi temsilin değil hayatın devrimcileştirilmesidir. İfade, doğrudan kendini ifade etme özgürlüğüdür; eğilimlerini kendi belirler, eğilimleri ilke değil deneyimleme, yaşantılama ve kudrettir. İnançlarını, kendi iyilerini, dostlarını, kolektivitelerini ve kesişimlerini kendi belirler. Kudretini artıran her kesişim ve bedenleşme ona aittir. Bir örgütlenme, tekilliklerin akışındaki bir kesişim olarak çokluktur; tekilliklerin kendinde ortak olanı, özgürce kurmaktır. Bizler için antikapitalizm, etik-politik bir hayattır. Soyut, birey üzerine oturan bir öğrenci kimliği olamaz. Bütün öğrencileri kapsayan bir örgütlenme anlayışı sendikalizim ve liberalizimdir.

Eleştiri ve deneyimleme üzerine düşündüğümüzde eleştiri, tümelin ve temsilin kurucu bir pratiğini oluşturur. Akılsaldır ve öznenin kuruculuğunu varsayar. Bu bağlamda eleştiri olumsuzlamanın ve antagonizmanın kudretidir. Deneyimleme ise ifadenin kurucu pratiğini ve olumlama kudretini oluşturur. Bu bağlamda tekilliklerin ortak olanı çokluk bir deneyimleme örgütlenmesi, bir hayat ve bir ifadedir. Tekilliklerin kendini ifade ettiği örgütlenme biçimi olarak ortak olan çokluk örgütlenmesi ve bedensel kudret farklılığı bir eleştiri konusu olamaz. Etik-politik olarak tercih edilebilir ya da edilmez. Asıl olan kudretlerdeki politik duygudur. Kudretin artırıldığında eğilimler ve akışlar kesişime dönüşür, zorlama yoktur. Varlık ilkesi olumsuzlamaya içkin eleştiri değil, olumlamaya içkin deneyimlemedir. Eleştirinin ontolojisi ötekileştirme, deneyimlemenin ontolojisi isedostluktur. Bizim için örgüt, kudretimizi artıran ortak olanın kesişimidir. Örgütlenmenin ontolojisi eleştiri ve olumsuzlamanın değil, kudretin deneyimlenmesinin ve olumlanmasının bir ihtiyacıdır. Hume’dan yola çıkarak ifade edersek kurum; aklın, ilkenin ve kararların hiyerarşik işleyişi değil, bedenin ve duyguların deneyimlenmeyle kültürleşmesi ve sanattır. Politik olan sanat ve yaratıcılıktır. Bir virtüel düzlemi, kurum üzerinden devrimcileştirmek edimsel çokluğun üretimidir. Hayat etik-politiktir ve bu etik-politiklik örgütlenme çokluğu ile işler ve çalışır. Eğilimler, akışkanlıklar uzaklaşmayı ve tekillik üretimini; kesişimler ise ortak olanda bedenleşmeyi ve yakınlaşmayı ifade eder. Bir üniversite hareketinin ontolojisi tekillik ve çokluk, ancak böyle bir örgütlenme düzleminde olabilir. Ortak olanın öznelliğinin kuruluşu eğilimleri ve farklanmayı ve kesişimlerle bedenleşmeyi sağlayacak bir akışkanlığı sağlayan bir örgütlenme düzlemiyle mümkündür. Örgütlenme, verili olmayan bir hakikattir, kişilikleşmemiş ve özneleşmemiş bir “olay”dır. Olay, oluşların ve edimlerin çokluğu ve ifadesi ile var olabilir.

Gezi Parkı bir “olay”dır. Bir kendiliğindencilik değildir. Gezi direnişinin kudreti ve öznellik üretimi, Gezi virtüelliğine içkin yeni oluşların, yeni edimlerin, yeni kudretlerin, yeni tekilliklerin, yeni akışların, yeni kesişimlerin çokluğudur. Bir olay olarak gezi deneyimi bütün toplumsal ilişki alanlarına içkinleşmiştir. Üniversite alanının ontolojik tekilliği ve çokluğu Gezi deneyiminin birikimleriyle özgürleşecektir. Tekilliklerin örgütlenme çokluğu ve farkı bir rekabet, bir eleştiri, bir ötekileştirme olamaz, tam tersi bir dostluk ve bir kardeşlik düzlemidir. İfade, “Bana saygı duy. Kendi iyine göre beni tanımlama, eleştirme. Benim kendi kudretimi, yaşantımı ve deneyimlememi kırma, ötekileştirme,” der. Sermayenin ontolojisi, temsiller arasındaki rekabeti gerektirir ve bir ötekileştirme üretimidir. Emeğin ontolojisinde ise farklar ve ifadeler arasında dostluk ve düzlem olarak aşk vardır.

Örgütlenme aşk ve hayattır! Aşk ve hayat herkesi kendi kudretinde örgütlenmeye ve kendilerini ifade etmeye davet eder.