Starbucks “işgali” neden çözülüp çöktü

Joomla 2.5 расширения
joomla Форум

Kategori: Gençlik ve Üniversiteler
Yayınlanma: 02 Eylül 2012 Gösterim: 3864
Yazdır

Geçtiğimiz Aralık ayında Boğaziçi Üniversitesi’nde Starbucks işgali gerçekleştirildi ve iki buçuk ay sürdü. İşgal medyatik bir toplumsal desteği arkasına aldı fakat YÖK ve rektörlük tarafından herhangi bir soruşturma açılmadan, polis müdahalesi yapılmadan kendi içinde çözülerek sona erdi.

Bu içerden çürüme üzerine düşünmemiz gerekmektedir. Starbucks işgali ve işgalin çözülerek bitmesi üzerine düşünmenin, konjonktürel bir eylem değerlendirmesinin ötesinde çok daha ciddi bir öneme sahip olduğunun altını çizmek gerekiyor.

 

Sol, anti-kapitalizmi modernizm eleştirisi üzerinden kurmadı. Solu kuran söylem daha çok modernizm içiydi. Türkiye’de solun günümüzde modernizm eleştirisi üzerinden bir anti-kapitalizm ile yeni tanıştığını söylemek yanlış olmayacaktır, fakat bu çok geç oldu; bu tanışma kapitalizmin modernizmin kalelerini terk etiği ve postmodernleştiği bir dönemde oldu. Bu durum ironiktir. Kapitalizmin modernizmi terk edip post-modernleştiği bir dönemde modernizm eleştirisi üzerinden anti-kapitalizmle tanışmak ciddi teorik ve pratik problemlere neden olmaktadır.

Kapitalizmin gelmiş olduğu aşama postmodern bir aşamadır; postmodernizm liberalizmin biyopolitik üretimidir. Günümüzde ise devrimci bir anti-kapitalist politika yalnızca modernizm eleştirisi değil, post-modernizmin eleştirisi üzerinden mümkün olabilir.

Günümüzde solun politikliğini, üç başlık altında toplayabiliriz.

Birincisi, modernist sol: modernizm içinde kalan ve modernizmin değerleri üzerinden kendini kuran sol. Bu kategoriyi ulusalcı sol olarak adlandırabiliriz.

İkicisi, post-modernist sol: post-modernizm içinden modernizm eleştirisi üzerinden kurulan sol. Bu kategoriyi de liberal sol olarak adlandırabiliriz.

Üçüncüsü, kapitalizmi postmodernizm ve modernizm üzerinden eleştiren anti-kapitalist komünalist sol.

Postmodernizm içinde kalarak modernizmi eleştiren ve bu eleştiri ile anti-kapitalist olduklarını iddia edenler liberalizmin biyo-politik üretiminin ve yeniden üretiminin politik gücüdürler. Starbucks işgalinin çözülüşünün nedeni, postmodernizmin içinde kalarak modernizm eleştirisi yapılmasıdır. Starbucks işgalinin politiği ve politiğin paradoksu, liberalizmin içinde kalarak anti-kapitalist olunacağını sanmaktır.

 

“Birey” Kavramı “Temsiliyet” Kavramının Kurucu Gücüdür

Starbucks işgalinin politiği, birey hukukuna dayanan anti-temsiliyetçi bir modernizm eleştirisidir. Oysa birey hukukuna dayalı politiklik, “temsiliyet”e dayalı burjuva egemenlik teorisinin temelidir. Postmodernizm, liberalizmin birey hukukuna dayanarak, modernizmi ve modernizmin temsiliyetini terk etmiştir.

Temsiliyet kavramı, modernizmin kavram setinin en önemli dinamiklerinden biridir. Kabaca bu kavram setini şöyle özetleyebiliriz: birey, sözleşme, hukuk, temsiliyet ve kamusal alan. Bu beş temel kavram kapitalizm içidir ve liberalizmin bio-politiğinin politik teknolojisidir. “Birey” ve “kamusal alan” kavramlarını tutup “temsiliyet” kavramına karşı olmak liberalizm içinde anti-kapitalist olma komikliğidir. Starbucks işgalinin çözülüp çökmesi bu trajedinin komediye dönüşmesidir.

Modernizm zamanın mekan içinde nicelikleştirilmesi ve ölçülmesidir. Hukuk da “insan” kavramının “birey” kimliğinin mekanında nicelikleştirilmesi ve ölçülmesidir. Nicelikler arası eşitlik hukuku, yaşamın bütün tikelliklerini yok sayan bir aşkınlıktır ve tümelliktir. Bu bağlamda modernite, “insan” kavramını nicelikleştiren “birey”den çıkar. Birey niceliksel eşitlikte bir niteliktir. Liberalizmde özgürlüğün temeli, bireyler arasında eşitliktir. Bu eşitlik soyuttur, evrenseldir; her soyutlama gibi bu niceliksel eşitlik soyutlaması tümel ve aşkınsaldır ve tekilliğin farkını yok sayar.

Burjuva egemenlik teorisinin babası Hobbes bireyden çıkar; birey, “ego” ve “ben”dir. Savaş yaşamın doğasıdır, herkes herkesin kurdudur. Özgürlük talebi diye bir şey yoktur, bireylerin hükmetme talebi vardır. “Birey” kavramının Hobbes dışında bir başka kuruluşu “hümanizma”ya dayanır. Oysa birey kavramını “hümanizma” üzerinden olumlamak liberalizm içidir. İnsan kavramını “birey” kimliğinin mekanında nicelikleştirmek “sözleşme” kavramının temelidir. “Birey” kimliği, sözleşme ile egemenlik hakkını temsiliyete devreder. Hukukla temsiliyete devredilen tüzel alan eşitliği kamusal alandır. Kamusal alan kavramı 17. yüzyılın kavramıdır; modernizmin kurucu kavramlarından biridir. Kamusal alan hukuksal eşitliğin sağlandığı aşkın politik alandır. Ancak Kamusal alanın politikliğinin aşkın hukuksal eşitliği bireylerin toplumsallaşmasının kurucusudur. Hakikatteki eşitsizlik temsiliyetle kurulan aşkın kamusal alanın hukuku ile eşitlenir. Birey hukukuna dayalı eşitlik ilkesi tamamen modernizmin kurucusudur ve liberalizmdir.

Bireye ve birey hukukuna basarak anti-kapitalist olunamaz. Birey hukukuna dayanan bir politiklik, istediği kadar radikal olsun eleştirel bir muhalefetten öteye geçemez; bu politik üretim, devleti ve kapitalizmi reforme eden bio-politik bir üretimdir.

 

Birey Hukukunun Kültürü “Haz”dır

Birey hukukuna dayanan bir politikliğin kurucu devinimi, tüketime dayanan “haz”dır; ben ve egonun tatminidir. Liberalizmde birey, haz’da, “ego” ve “ben” eşitliğinin tüketiminde özgür hisseder. Starbucks işgalinin politikliği tam da bu kültürü üretmiştir. Hazcıdır, tüketimde ve hukuksal eşitlikte kendisini özgür hissetmiştir. Starbucks işgalinde yaşanan haz da özgürlüğün tüketimidir. Bu, liberal bireyin biyo-politik üretimidir. “Devrimci bir işgal eylemi”nde kasa kasa bira tüketmek, ot çekmek vs. “özgürlük” kavramını hazda, tüketimde liberalleştirmek ve özgürlüğü lümpenleştirmek ve sıradanlaştırmaktır.

 

Anti-Kapitalizm Birey Eleştirisidir

Temsiliyet eleştirisini anti-kapitalizme miras bırakan Foucault’dur. Deleuze, temsiliyetin bir utanç olduğunu bize kavrattığı için Foucault’ya teşekkür eder. Aynı zamanda Foucault, “temsiliyet” olgusunda olduğu gibi, “birey” kavramının da güçlü bir eleştirisidir. Bu bağlamda “temsiliyet” eleştirisi “birey” kavramının eleştirisine içkindir. Kapitalizmde bireyleşmek iktidar üretiminin bir teknolojisidir. Birey kavramı sözleşme ve temsiliyet hukukunu kurar ve sözleşme ve temsiliyet üzerinden kurulan bu eşitlik niteliksel farkları yok eder.

Özgürlük nicelikte, ölçüde ve hukuksal eşitlikte değildir. Özgürlük kudrettir, kudretin “fark”ında yatar. Özgürlük niceliğin eşitliği değil, farkın niteliğinin ve kudretin üretimidir. Özgürlük, üretime içkin arzudur. Bergsonist bir yerden söylersek tekilliğin farkı “süre”dir. Doğal fark, ölçülemez ve bölünemez tekilliğin zamanıdır. Her tekillik ölçülemez ve bölünemez niteliksel zaman olan süredir. Deleuzeyan bir yerden ifade edersek tekillik, birey değildir; tekillik, virtüelliktir, ölçülemez bir çokluğun üretimidir. Görünemeyen fakat hakikat olan virtüellik akış çizgilerinde edimselleşir. Bundan dolayı Deleuze’de birey kavramı “ego”, “ben” ve “kişilik” değil, edimselleşen kişisiz bireyliklerdir ve ilişkiyi, kolektifliği ifade eder. Kurucu olan tikelliktir ve virtüelliktir, “birey” değildir. Bir eylemin gücü virtüelliğinde yatar. Virtüellik örgütlenme, kolektif bedendir. Bir örgütlenmenin gücü niceliğinde ya da kitleselliğinde değil, üretime içkin arzu üretimindedir. Örgütlenmenin niteliği virtüelliğindeki arzu ve çokluk üretimidir. Örgütlenme farklanma, farklılaşma ve tekrardır; “an”ın bellekleşmesi ve belleğin şimdiye içkin gelecekleşmesi ve sürekli bir arzu üretim makinesidir.

 

***

 

Starbucks demokrasisi, birey hukuku ile öznelliğini niceliksel bir eşitliğe indirgemiş, niteliksel farkını üretememiştir. Kudretini üretime içkin arzuyla ve yaşamsal atılımla edimselleştirme çokluğuyla artıramamış, tam tersi tüketime dayalı bir hazla kudretini tüketmiştir. Starbucks işgalinde “haz” bira şişelerinde tükenmiştir. Farkları özgürleştiren bir demokrasiden, farkları nicelikselleştirip eşitleyerek kendini aşkınlaştırmıştır. Anti-kapitalizm, modernizmin ve postmodernizmin eleştirisidir; tekilliğin çokluk üretimine dayalı, etik politiktir. Ve bireyin değil “kişisiz bireylik”lerin ilişkiselliğine dayanan kolektif bedenin kuruculuğudur. Ortak olanın demokrasisi ve politikliği budur. Tekillik, sürekli çokluk üretimidir, edimselleşmeleri sürekli üreten virtüelliktir ve arzu makineleridir.

Starbucks işgalinin çözülüşü, hayat üretemeyen, “arzu”yu üretim içersinde içkinleştiremeyen, sürekli edimselleşmeleri üreten bir virtüellik kuramayan; hazcı, bireyci, ego ve ben üzerinden tüketimi bir üretim olarak gören liberalliğinden kaynaklanmıştır. Doğal olarak işgal, toplumsallığını ortak olanın kolektif temellükünün gücünü yaratmak üzerine kurmamış, tekillikler arasında çokluğun yeni bir kültürü inşa edememiştir. Tekillikler arasındaki niteliksel farkları nicelik hukukuyla eşitlemeyen yeni bir dil kuramamıştır.

arzu, lazuri

кинотеатр online
новинки кино