Kategori: Emek ve Değer Teori
Yayınlanma: 27 Haziran 2014 Gösterim: 4464
Yazdır

Marx’ın meta fetişizmi, değişim değeri üretimine dayalı kapitalist toplumsal ilişkilerin kuruluşu, genelleşmesi ve işleyişi anlamında üzerinde özellikle düşünülmesi gereken kavramlardan biridir. Kapital’in birinci cildinin ilk kısmının sonunda yer alan meta fetişizmi analizi, Marx’ın daha önceki eserlerinde, özellikle 1844 Elyazmaları’nda, Alman İdeolojisi’nde ve Grundrisse’de “yabancılaşma” ve “ideoloji” kavramları etrafında yürüttüğü tartışmaların izini sürer. Marx’ın metadan yola çıkarak kapitalist değer üretiminin toplumsallığını soyutlaması, aslında Kapital’de yaptığı sermaye analizinin bütününe damgasını vuran soyutlamadır ve incelediği tüm kavram ve kategoriler bu soyutlama bağlamında anlamını bulur.

Meta fetişizmi analizi böylesine kurucu bir analiz olmasına rağmen Marksist literatürde pek az incelenmiş ve önemsenmiştir. Bunun en önemli nedenlerinden biri Marx’ın emek değer teorisinin özgünlüğü ve toplumsal kuruculuğu ile meta fetişizmi arasındaki bağlantının göz ardı edilmiş olmasıdır. Bu bağlantının kurulmasına dair en önemli ve kapsamlı katkılardan birini ise Marx’ın Emek Değer Teorisi adlı çalışmasıyla Isaak Illich Rubin yapmıştır. Daha sonra pek çok Marksist kuramcı meta fetişizmi analizini faklı açılardan ele almış, ama bu analizin önemsenmeye başlanması aslında Marx’ın “ideloji”, “yabancılaşma” ve “meta fetişizmi” analizleri arasındaki bağlantı kurulması ve metalaşmanın toplumun bütününe yaygınlaşması ile mümkün hale gelmiştir. Meta fetişizmi kavramının özellikle günümüzde metalaşma süreçleri ile ilişkilendirilmesi, bu kavramı metaların değişimi üzerinden okuyarak dolaşım alanına hapseden yorumları ya da değer üretiminden azade sosyolojik okumaları bertaraf etmiş ve kapitalist toplumsal ilişkilerin kuruluşu ve işleyişi zeminine taşımıştır.

Marx’ın meta fetişizmi analizinde sermayeyi “şeyler”in üretiminden çıkarıp, “ilişkiler”in üretimine dayalı bir toplumsallık olarak görmeyi mümkün kılan, en başta emeğin kendisi olmak üzere, tam da artı-değer ve değişim değerine dayalı metalaşma süreçlerini öngörmüş olmasıdır. Marx kapitalist değer üretme ilişkisinin “hücre biçimi” olarak analiz ettiği metada, kullanım değerinin, değerin ve değişim değerinin çelişkili ilişkiselliğini soyutlar. Bu çelişkili ilişkisellikte kullanım değerinin değişim değerine tabi kılınması ve kullanım değeriyle değerin ancak değişim değeri dolayımıyla gerçekleşmesi, metalaşmayı kapitalizmin zorunlu toplumsal ilişki tarzı olarak hâkim hale getirir. Böylece meta fetişizmi, metada içerilmiş olan farklı değer biçimlerinin çelişkili ilişkiselliğini, kapitalist toplumda emeğin çelişkili ilişkiselliği düzeyine sıçratır. Bu sıçramanın gerçekten büyüleyici yanı, emeğin toplumsallığını ve kapitalist toplumda bu toplumsallığın nasıl işletildiğini metalaşma ve mülkleştirme süreçleri ile ifade ederek emeğin yabancılaşmasını gözler önüne sermesidir. Marx’ın meta fetişizmi kavramının temel varsayımı, emeğin ücretli emek biçiminde yabancılaştığı değer üretme ilişkisinin kapitalist toplumun soyutlaması olduğudur. Burada Marx’ın birbiriyle bağıntılı iki belirlemesi son derece ön açıcıdır; bunlardan birisi toplumsal bir ilişkinin ancak bir eşitlik fikri üzerinde kurulup işletilebileceği, diğeri de kapitalist toplumsal ilişkide bu eşitliğin metalar arasındaki eşitlik üzerinden kurulup işletildiği fikridir. Farklı somut emeklerin niceliksel eşitlik temelinde soyut emeğe indirgenerek değişim değerine tabi kılınması, kapitalist toplumsallığın eşitlik fikrini oluşturur. Şeylerde somutlaşan emek zaman, değişim ilişkisi içinde değişim değeriyle ifade edilir ve değişilir. Dolayısıyla ilişkiye giren farklı emekler ya da insanlar değil de şeyler, metalar olarak görünür. Değişim değeri emek zamanlar ve bu yüzden de insanlar arasındaki ilişkinin dolayımı haline gelir. Eşitlik ancak değişim değerinin dolayımıyla kurulur ve işletilir. Kapitalist toplumda tekil emeklerin farkını gizleyen ve tahakküm ile sömürüyü görünmez kılan da bu dolayımdır, çünkü eşit niceliklerin birbiriyle ilişkiye girdiği ve değişildiği varsayılır. Değişim değeri karşılığında metaların değişilmesi ilişkisi, aslında somut emeklerin birbiriyle değişilmesini ifade eder. Soyut emek olarak eşitlenen somut emekler, kendi kullanım değerlerini olumsuzlayarak değişim değeri ile özdeşleşirler. Olumsuzlayarak özdeşleşme ilişkisi, sermaye ile ücretli emek arasındaki diyalektik sınıf ilişkisini kurar. Bu ilişkide sermaye emeğin yabancılaşmış biçimi olarak, ücretli emek de sermayenin başkalaşmış biçimi olarak üretilir. Dolayısıyla meta fetişizmi analizinde Marx aslında değer üretme ilişkilerindeki dönüşümü vurgular. Bu dönüşümün incelenmesinde Marx’ın özgünlüğü yalnızca “değerin özünün emek” olduğunu söylemesi değil, emeğin ürettiği değerin değişim değeri biçimi altında özel mülkleştirme ve metalaşma süreçleri ile kendisine yabancılaştığını ortaya koymuş olmasıdır.

 

Ücretli Emek, Eşitlik ve Özgürlük

 

Marx’ın meta fetişizmi bölümünde söz ettiği emeğin kapitalist toplumsal ilişkiler öncesi içinde bulunduğu biçimlerden, yani kölelikten, bağımlılıktan ve serflikten kurtularak kendi emeğinin tasarruf hakkına sahip hale gelmesi, insanlar arasındaki ilişkilerin şeyler arasındaki ilişkiye dönüşmesinin ilk uğrağıdır. Emeğin “özgürlük” diye addettiği bu durum, Marx’ın tekrar tekrar vurguladığı üzere aslında emeğin kendini değerli kılabileceği maddi üretim araçlarından koparılıp, kapitalist toplumsal ilişkilere yani sermayenin değer yaratma ilişkilerine tabi kılınmasıdır. Kapitalist toplumda emeğin yararlı toplumsal niteliği ya da kullanım değeri, değişim değerine tabi kılınmadan toplumsallaşamaz. Metadaki değişim değeri ve kullanım değeri arasındaki çelişkili ilişkisellikte, kullanım değeri değişim değeri ile olumsuzlanarak değerlenirken, toplumsal düzeyde emeğin toplumsal kullanım değeri ve değişim değeri arasındaki çelişkili ilişkisellikte ise emeğin toplumsal kullanım değeri değişim değeri ile olumsuzlanarak değerlenir. Bu olumsuzlama, emeğin ücretli emek biçiminde sınıflaştırılarak toplumsal kullanım değerinin özel mülkleştirilmesi yoluyla gerçekleşir. Cleaver’ın belirttiği gibi “sermayenin meta biçimini dayatma gücü sermayenin ölçmeye dayalı tahakküm gücünün, akışkan, hareketli ve üretken emeği sabitleme ve ücretli emek biçiminde sınıflaştırma gücünden gelir.”[i] Dolayısıyla meta biçimi, değişim değeri temelli bir toplumsal eşitlik üzerine kurulu sınıf üretme ilişkisinin sürekli yeniden kurulup işletilmesidir. Sermayenin politik tahakkümü, değişim değeri üretmesi değil, toplumsal bir ilişki olarak değişim değeri üretmesidir. Emeğin sermaye ilişkilerine tabiyeti ya da içerilmesi, sömürü ve tahakküm mekanizmaları ile emeğin ortak üretkenliğine el koymanın, artı değer üretimine ve değişim değerine dayalı sermaye birikiminin hem yaygın hem de yeğin toplumsallaşmasının olmazsa olmaz koşuludur.

Marx değerin özünün emek, ölçüsünün emek-zaman olduğunu söyler. Şeylerde, metalarda toplumsal olarak ortak olan tek şey “soyut emek ve homojen zaman olarak damıtılmış insan etkinliğinin ürünü olmalarıdır.”[ii] Sermayenin bütün işleyişi, şeylerin, metaların temellük edilmesine değil, “şeyler aracılığıyla” emek-zamanın niceliksel sabitlenmesi, eşitlenmesi, temellük edilmesi ve değişilmesi üzerine kuruludur. Şeylerin yararlı nitelikleri, şeylerde nesnelleşen emek-zamanların niceliksel eşitlenmesi ile toplumsallaşır. “Metanın şizofrenisi” taşıdığı kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki yarılmadadır. Bu yarılma, aslında somut yararlı emek ile soyut genel emek arasındaki yarılmadır. Artı değer ve değişim değeri üretimine dayalı toplumsallığı kurup işleten de emek-zaman ölçüsüyle şeylerde nesnelleştirilen toplumsal insan etkinliğinin yabancılaşmış biçimidir.

 

Metalaşma ve Ötesi: Yaşam Zamanının Rantlaşması

 

Günümüzde sadece emek ürünlerinin değil, daha önce kapitalist değer üretme ilişkilerine tabi kılınmamış alanların, örneğin suyun, havanın ya da yeniden üretim alanlarının ya da becerilerin, arzuların, bedenlerin ve duyguların metalaşmasından söz ediyoruz. İster insan etkinliğinin ortak ürünleri ister kolektif olarak yaratılan toplumsal zenginlik, ister ortak ve kolektif kullanım alanları olsun, artık her şey değeri üretiminin, dolayısıyla metalaşmanın konusu haline gelmiştir. Bankalar bir yandan duygularımızın “destekçisi”, öte yandan “borçlandırma” makineleridir. Metalaşmanın insan etkinliğinin ve bedeninin bütününü kapsamış ve bütün toplumsal ilişkilere sızmış olması, meta fetişizmi kavramını daha da önemli hale getirmiştir. Marx’ın değer üretme ilişkilerindeki dönüşüm temelinde sermayenin biçimsel ve gerçek boyunduruk uğrakları olarak nitelendirdiği tarihsel dönemleştirme, meta fetişizmi analizi ile birlikte düşünüldüğünde günümüzde biyo-politik tahakkümün anlaşılması için bir olanak sağlar. Biçimsel ve gerçek boyunduruk dönemlerinde, sermayenin gerekli emek zaman/artı emek zaman ve üretim zamanı/dolaşım zamanı diyalektiği işletilerek sermaye birikim sürecinin sınıflaştırmaya dayalı politik pratiği güvence altına alınmıştır. Biçimsel ve gerçek boyunduruk dönemlerinde sermayenin niceliksel emek zamanların eşitlenerek özel mülkleştirilmesine dayalı işleyişi, biyopolitik boyunduruk döneminde niteliksel emek zamanların mülkleştirilmesi üzerinden işletilmeye başlamıştır. Bu dönüşümün anlaşılmasında şunu not düşmek ön açıcı olabilir: Marx kapitalist değer üretme ilişkilerini analiz ederken aslında üretim zamanına dayalı bir değer üretme ilişkisini analiz etmiştir. Hem gerekli emek zaman/artı emek zaman hem de üretim zamanı/dolaşım zamanı diyalektiği genel olarak sermaye ve sınıf ilişkileri üretiminin analizidir. Sermayenin ekonomi politiğinde, ancak nicelikleştirilen emek zamanların değişimi sermayenin toplumsal ilişkisini kurar ve işletir. Başka bir yerden baktığımızda niceliksel emek zamanların değişimine dayalı bu değer üretme ilişkisinin “yaşam” zamanını ya da yeniden üretim zamanını dışarıda bıraktığını görmek mümkün. Bu yüzden sermayenin değer üretme ilişkisinde sadece üretim zamanındaki insan etkinliği yani artı değer üreten emek, yani üretken emek esastır.

Oysa günümüzde metalaşmanın bütün toplumsal alanlara nüfuz etmiş olması, değişim değeri üretimine dayalı ilişkilerin sınırsızca çoğaltılabileceğini, yalnızca üretim zamanının değil, yeniden üretimin kendisinin ya da bizzat “yaşam” zamanının sermayeye tabi kılındığını gözler önüne serer. Bu anlamıyla biyopolitik boyunduruk döneminin ayırt edici niteliği, sadece niceliksel emek zamanların değişiminin değil niteliksel emek zamanların değişiminin gerçekleşmekte olduğudur. Bugün yalnızca gerekli emek zamanın toplumsal karşılığı olan ücretten ve artı emek zamanın toplumsal karşılığı olan kârdan söz etmek yetmez; aynı zamanda emeğin borçlanmasından, ortak ve kolektif olanların rantlaşmasından söz etmek gerekir. Dolayısıyla sermayenin değer üretme ilişkilerinde tümüyle dışarıda bırakılmış olan “yaşam” zamanından, emeğin ölçülemez ve virtüel olan niteliksel farklarından, tekrarlanamaz, sabitlenemez, akış ve oluş halindeki emekten söz etmek gerekir. Sermayenin analizinde Marx’ın Hegelci yorumları geçerli olabilir; ama emeğin anlaşılmasında Marx’ı Deleuze üzerinden okumaya girişmek gerekiyor.

Jason Read, fetişizm ve devrim kavramları üzerinden G. Deleuze ve F. Guattari ile Marx karşılaştırması yaparak, Deleuze temelli Marx okumasına önemli bir katkı sunar.[iii] Read’e göre Deleuze ve Guattari, Marx’ın meta fetişizmi kavramını, düşünce ile toplumsal düzen arasındaki ilişki problemini “maddi koşullar”dan çıkarak ele aldığı için önemser. Onlara göre Marx meta fetişizmi kavramı ile “düşünmeyi mümkün kılan maddi koşullara” odaklanmıştır. Deleuze ve Guattari buradan yola çıkarak, meta fetişizminin, “hakikat” ve “sahtelik/yanılsama” arasındaki bir karşıtlık üzerinden değil “fark” ve “özdeşliğin”, “ilişkiler ve şeylerin düşüncesi” arasındaki bir karşıtlık üzerinden okunması gerektiğini ileri sürerler. Marx’ın somut emeklerin eşdeğeri olarak soyut emeğin değişimine dayalı ilişkilere atfettiği “maddi koşullar” bağlamında düşünüldüğünde meta fetişizmi, düşüncenin sınırlarına dair yeni bir kavrayış getirir, bu “sınırlar bir yanılsamadan veya ampirik hatalardan” kaynaklanmaz, tam da ilişkileri nesnelere dönüştüren toplumsal olarak üretilmiş sınırlardır. Meta fetişizmini iddia edildiği gibi ideolojik bir yanılsama veya görüntü olarak yorumlayan yaklaşımlar böylece bertaraf edilir ve değerlerin niceliksel değişimi bütün çıplaklığı ile gözler önüne serilir. Niceliksel değerlerin değişimini önvarsayan düşüncenin yerini, tersten niteliksel farkların özdeşleştirilmesi düşüncesi alır ve şeylerin değişildiği ilişkilerin böylece farkların yani aslında somut emeklerin değişildiği ilişkiler olduğu ortaya çıkarılır. Soyut emek niceliksel farkların eşdeğeri, dolayısıyla temsili olmaktan çıkar.

Deleuze ve Guattari, Marx’ın meta fetişizmi kavramı üzerine düşünürken Marx’ın “artı değer” ve “soyut emek” kategorilerini temel alırlar. Bu iki kategori hem kapitalist değer üretimini hem de toplumsal eşitlik ilişkisinin kuruluşunu ifade ettiği için onlar için önemlidir. Özellikle soyut emek kategorisini yeniden tanımlarlar: Soyut emeği, somut emeklerin birbiriyle niceliksel olarak değişilmesini mümkün kılan eşdeğer olarak değil; bir akış, bedenlerden ve nesnelerden koparılan bir şey olarak tanımlarlar. Onlara göre soyut emek dolayımıyla kurulan eşdeğerlik, “ancak zor yoluyla ele geçirmenin ya da mülkleştirmenin nedeni” olabilir. Bu okumada Marx’ın eşdeğerlerin değişimi altındaki asimetrik güç ilişkilerini gözler önüne seren yaklaşımı bir adım öteye taşınır ve somut emeklerin soyut emek biçiminde kurulan özdeşliğinden taşan fark öne çıkarılarak radikalleştirilir. Değişim ilişkilerinin temelini oluşturan, gerekli emeğin karşılığı ücret ile artı emeğin karşılığı olan kâr arasındaki farkı yalnızca niceliksel bir fark olarak tanımlayıp, emekle sermaye arasındaki değişimin tam da bu niceliksel olan farka temellendiğini iddia ederler. Oysa emeğin akışı ile ücretlerin akışı arasında bir eşdeğerlik olmadığı görüldüğünde emekle sermaye arasındaki değişimin temeli de ortadan kalkar, değişimin koşulları tam da zor yoluyla kurulan ilişkilere dayalı hale gelir.

 

Emeğin Politikliği

 

Meta fetişizmi, emeğin ancak emek zaman ölçüsü ile kurulup işletilen kapitalist değer üretme ilişkileri yoluyla toplumsallaştığını gözler önüne serer. Emek, sermayenin ekonomi politiği içinde ancak ücretli emek biçimi altında artı değer ürettiği ve bu artı değer toplumsal olarak değerlendiği ölçüde toplumsallaşabilir. İşte meta fetişizmi, sermayenin emeği sabitlemesinin, ölçmesinin ve mekânlaştırmasının toplumsal işleyişini ifade eder. Kapitalist toplumsallık, ölçü dışı, akış halinde ve tekrarlanamaz olan emeğin, sürekli ölçü içine çekilmesi ile güvence altına alınabilir. Emeğin kendini değerli kılabileceği maddi üretim koşullarından sürekli ve tekrar tekrar koparılması, toplumsal olarak ürettiği değerlerin sermaye tarafından özel mülkleştirilmesi bu yüzdendir.

Sermayenin değerlenme süreçlerine tabi olmayan bir emek ve toplumsallık, ancak emeğin virtüelliği temelinde tasavvur edilebilir. Bu her şeyden önce ücretli emeğin, yani değişim değeri temelinde ölçülebilir ve değişilebilir olan emek biçiminin reddini gerektirir. Emeğin ölçü dışına çıkmasının anlamı, sermayenin değer üretme ilişkilerinin dışına çıkmasıdır. Sermaye için asıl tehdit, sermayenin ölçüsü içindeki emeğin, yani ücretli emeğin talepleri değil, ölçüyü reddeden emeğin kendini değerli kılma pratiğidir.



[i] Cleaver, Harry. Kapital’i Politik Olarak Okumak. çev. Münevver Çelik, Otonom Yayıncılık, 2008.

[ii] Tischler, Sergio. Adorno: “Öznenin Kavramsal Hapishanesi, Politik Fetişizm ve Sınıf Mücadelesi”, Olumsuzluk Ve Devrim: Adorno ve Politik Eylemcilik içinde, Der. J. Holloway, F. Matamoros, S. Tischler, Çev. Kutlu Tunca, Otonom Yayıncılık, 2013.

[iii] Read, Jason. Fetisth is Always Actual, Revolution is Always Virtual: From Noology to Noopolitics. Deleuze Studies, Vol. 3., 2009