Kategori: Emek ve Değer Teori
Yayınlanma: 19 Şubat 2012 Gösterim: 5004
Yazdır

Kapitalizmin son otuz kırk yıldır içinde olduğu ve “neo-liberal sermaye birikim süreci” olarak adlandırılan dönemde, sermayenin insan ve doğa üzerinde tüm vahşetiyle yeniden yapılanmasına tanık olduk ve olmaya devam ediyoruz. Fordist birikim rejiminin ve bu birikim rejiminin ücretli emeğe dayalı iktidar işleyişinin

çözülüşünden bu yana, artık ne güvenceli çalışmadan ne emeğin ekonomik ve politik haklarından ne toplu sözleşmelerden ne yurttaşlıktan ne adaletten ne eşit dağılımdan ne de kapitalizm dışında kalan emek biçimlerinden ve “görece bağımsız kurumlardan” söz edebiliyoruz. Dilimizde güvencesiz çalışma, esnek üretim, yeniden üretim alanlarının sermayeleşmesi, borç ekonomisi, bireysel sözleşmeler, taşeronlaştırmalar ve eğitimin, sağlığın, suyun, emekliliğin vb. metalaşması var. Sermaye insana (emeğe), doğaya ve tüm toplumsal ilişkilere dokunarak ve Marx’ın deyişiyle dokunduğu her şeyi “kendi suretine dönüştürerek”, kapitalist değer üretimini zamanın ve mekânın ötesinde genişletmekte. Sermayenin biyo-politik tahakkümü dediğimiz bu süreç, kapitalist sınıflaştırmanın tarihselliği zemininde kavrayabileceğimiz bir süreçtir.

 

Marx’ın “biçimsel tahakküm” ve “gerçek tahakküm” kavramları, sermayeyi salt “şey” olarak değil bir “ilişki” olarak okumanın önünü açarak sınıflaştırmaya dayalı tahakkümün tarihselliğini kurmamızda bir olanak sunar. Buradan yola çıktığımızda, sermayenin ve sermaye ilişkilerinin üretiminin, ancak emek sürecinin sermayenin değerlenme sürecine tabi kılınarak tahakküm altına alınmasıyla mümkün olduğunu görürüz. Sermayenin değerlenmesi, ancak genelleşmiş meta üretimine, yani bireysel değil toplumsal emek tarafından değişim değeri için üretilen kullanım değerleri olarak meta üretimine dayandığına göre, toplumsallaşmış emeğin soyutluk düzeyi ve toplumsal iş bölümünün yaygınlığı ile derinliği, değişim değeri üzerinden kurulan sınıflaştırma ilişkilerinin üretimini kavramak bakımından elzemdir. Bu anlamıyla sermayenin sınıflaştırmaya dayalı tahakkümünün derinleşerek genişlemesinin ve kapitalist değer üretimine oturan toplumsal iktidar işleyişine özgü egemenlik biçimlerinin kuruluşu, yine değer teorisine bağlı olarak emeğin sermayenin tahakkümü altına sokulmasının uğrakları olan “biçimsel”, “gerçek” ve “biyo-politik” tahakküm uğraklarının tarihselliğindeki süreklilikler ve kopuşlarda aranmalıdır. Bu tür bir yöntem bizi, hem kapitalizmin tarihini sırf sermayenin kendini olumlama tarihi olarak okumaktan uzak tutacak ve böylece emeğin sermayeye başkaldırışının tarihini gözetmemizi sağlayacak hem de kapitalist egemenlik biçimlerinin değer teorisine içkin bir politik kuruculukla işletildiğini görmemize olanak sunacaktır. Bu tahakküm biçimlerinin kavranmasında seyri izlenmesi gereken ve birbiriyle bağlantılı iki kavram vardır: biri değer üretme ilişkisindeki dönüşümler, diğeri ise sınıf bileşimidir. Değer üretim biçimindeki dönüşümler, mutlak ve nispi artı değer üretiminin nesnel ve öznel koşullarını anlama olanağı sağlarken, sınıf bileşimi bu koşulları belirleyen ve onlar tarafından belirlenen öznellikleri kavramamızı sağlar. Böylece kapitalizmin tarihini, sermayenin iktidar tarihi olarak değil, emeğin başkaldırılarının, yenilgileri de dahil olmak üzere, soykütük tarihi olarak okumamızın önü açılır.

 

Biçimsel Tahakküm

Biçimsel tahakküm dönemi, Marx’ın ilksel birikim döneminde mülksüzleştirilmiş ve emeği sermayenin karşısına emek gücünden başka satacak başka hiçbir şeyi olmayan “özgür emekçiler” olarak çıkaran süreçle birlikte başlar. Böylece toplumsal değer üretimi, değeri emek zamanla ölçülen emeğe dayalı hale gelir. Sermaye artık, kendi emeğini değerli kılmanın maddi koşullarından kopmuş olan emeği ücretli emek biçimi altında sınıflaştırmanın nesnel koşullarını elde eder. Biçimsel tahakkümde emek sürecinin sermayenin değerlenme sürecine tabi kılınması, Marx’ın deyişiyle “mutlak artı değere dayalı” üretim biçiminin hâkim hale gelmesi ile gerçekleşir. Bu süreçte “nesnel emek koşulları (üretim araçları) ile öznel emek koşulları (geçim araçları), sermaye olarak emek gücünün alıcısı tarafından tekelleştirilmiştir.” Bu aynı zamanda değişim değeri için üretimin başladığı yerdir ve artık ne “üretimin sınırı tüketimin sınırıdır” ne de “üretim miktarı bellidir”. Üretim sürecinde emek hala emek aletlerini kullanmaktadır ve işinde niteliklidir (İtalyan otonomist hareket içindeki kuramcılar biçimsel tahakküm dönemindeki sınıf bileşimini ifade etmek için “profesyonel işçi” tanımını kullanır). Sermaye, nitelikli ama artık emek aletlerinin sahibi olmayan bu emeğin elbirliğini fabrika zamanına ve mekanına tabi kılarak artı değer elde eder. Emek gücünün değeri fabrika üretiminin zamanına tabi hale gelir. Fabrika zamanının gerekli emek-artı emek diyalektiğine dayalı ölçüsü, değer üretiminin belirleyeni olur. Emeğin fabrika mekânında ve zamanında örgütlenen işbölümü ile toplumsallaşması, diğer emek biçimlerini tahakküm altına alarak tasfiye eder. Biçimsel tahakkümün biçimselliği, emeğin feodal dönemin açık siyasal zora dayalı üstünlük ve tabiiyet ilişkilerinden kurtulup, “emek koşullarının sahibi olan sermayenin” toplumsal mülkiyetine geçmesindendir. Sınıf mücadelesinin ekseni, sermaye açısından mutlak artı değeri artırmaya yani daha fazla canlı emeği artı değer üretimine tabi kılmaya, emek cephesi açısından ise gerekli emek zamana karşılık gelen değeri artırmaya dayalıdır.

Somut emeğin soyut emeğe dönüştürülmesinde ya da somut emeğin ürününün soyut emeğin ürününe dönüşmesinde, biçimsel tahakküm ilk uğraktır. Değişim değerine dayalı toplumsal ilişkilerin kuruluşu ve hâkim hale gelişi böylece başlamış olur. Belli bir uğrakta belli oranda canlı emeğin sömürülmesi ile elde edilen artı değer, başka bir uğrakta yeni ve daha fazla canlı emeğin artı değer üretimine tabi kılınması, yani değişim değerine dayalı üretim ilişkilerinin genişleyerek toplumsallaşması anlamına gelir. Bu toplumsallaşma ancak emeğin yarattığı değerlerin eşitlenmesi ile mümkündür. Değerlerin eşitlenmesi ise toplumsal olarak gerekli zamanın politikliğine içkindir ve değerlerin üretildiği ve toplumsallaştığı zaman ve mekânın politik tahakküm altına alınmasını zorunlu kılar. Biçimsel tahakküm döneminde politik tahakküm, emeği ulusal sınırlar içinde tahakküm altına alan egemenlik biçimi olan ulus devletler sayesinde kurulur.

 

Gerçek Tahakküm

Gerçek tahakküm biçimsel tahakkümden iki yönden farklıdır: Birincisi emek aletlerinin yerini makinelerin almasıyla emek sürecinin kendisi dönüştürülmüştür. Marx bunu “sermayenin emek üzerinde gerçek boyunduruğu ile birlikte üretim tarzının kendisinde, emeğin üretkenliğinde ve sermayeci ile işçi ilişkisinde … tam bir devrim meydana gelir” biçiminde ifade eder. Emek artık, emek aletlerine ve emek sürecine hâkim olmaktan çıkar ve makinelerin uzantısı haline gelir. Emek sürecinin bütünü üzerindeki hâkimiyetini kaybeder. Bu, Camatte’nin deyişiyle “gerçek tahakkümü biçimsel tahakkümden ayıran şeydir; üretim araçları artı emek elde etmenin araçlarına dönüşmüştür, bu süreçte ‘asıl öğe’ sabit sermayedir.” Sermayenin artan organik bileşimi ile birlikte sınıf bileşimi de değişir. Artık söz konusu olan “profesyonel işçi” değil “kitle/toplumsal işçi”dir. Dolaysız üretim sürecinde fabrika zamanında ve mekânında tahakküm altına alınan emek, bu kez tüm toplumun fabrikaya dönüştürülmesiyle toplumsal fabrikada tahakküm altına alınır. Marx’ın vurguladığı gibi, gerçek tahakküm döneminde toplumsal emeğin üretici güçleri, sermayenin üretici gücü olarak karşımıza çıkar.

İkincisi, artı emek zamanın artırılması, mutlak artı değer üretimine yani daha fazla canlı emeğin işe koşulmasına değil, nispi artı değer üretimine dayalı hale gelir. Bu, emeğin verimlileştirilmesi yoluyla tahakküm altına alınması demektir. Sermayenin artan organik bileşimi temelinde emeğin verimlileştirilmesi, sermayeler arası rekabetin belirleyici dinamiği haline gelir. Sermayeler arası rekabet, emeği verimli kılamayan sermayelerin tasfiyesini doğurur. Bu tasfiye aynı zamanda, mutlak artı değere dayalı emek zamanın tasfiyesidir.

Birinci sanayi devriminden Fordist birikim rejimine değin uzanan gerçek tahakküm dönemi ile birlikte, sermayenin öznelliği olan artı emek zaman ile emeğin öznelliği olan gerekli emek zaman arasındaki çelişkiden üretim zamanı ile dolaşım zamanı arasındaki çelişkiye geçilir. Üretim zamanının mekânı ulus devlet iken, dolaşım zamanı dünya piyasasıdır. Bu dönemde kâr oranlarının sabitlenmesi ve eşitlenmesi, ulus devletler arası hiyerarşi ve küresel işbölümüne dayalı egemenlik işleyişi içinde ulusal “toplumsal emek zamanın” düzenlenmesi ile sağlanmıştır. Bu anlamıyla gerçek tahakküm döneminin özelliği, emek gücünün politik öznelliğini sermayenin politik öznelliğine kapatarak reforme etmesidir. Üretkenlik anlaşmaları zemininde ücretli emeğin politik bir güç olarak sermaye tarafından içerilmesi bu döneme denk düşer.

 

Biyo-Politik Tahakküm

Biyo-politik tahakküm dönemi, üretim zamanı ile dolaşım zamanı arasındaki ayrımın kalktığı, yeniden üretim alanlarının sermayeleştiği, toplumsal olarak gerekli emek zamanın bütünüyle artı emek zamana dönüştüğü bir uğraktır. Artık sadece üretim süreçleri değil, yeniden üretim süreçleri ve hayatın bütünü sermayenin değerlenme süreçlerine tabidir. Değer üretiminin ve dolaşımının politik egemenlik alanı artık bütün dünyadır.

Gerçek tahakkümde artı değer üretimi ve değişim değerinin toplumsallaşması, değerin emek zaman üzerinden ölçülmesini sağlayan diyalektik temelinde işletilir. Artı emek zamanın artırılması, emeğin makineler yoluyla verimli kılınmasına bağlıdır. Oysa biyo-politik tahakkümde, değerin ölçüsü emek zaman olmaktan çıkar. Emek gücü yine artı değer üretmekte ve değişim değerine dayalı toplumsal ilişkiler işlemeye devam etmektedir. Ama bu üretimi ve ilişkileri kuran ve işleten emek zamanın sermayeleşmesi değil, genel zekânın sermayeleşmesidir. Canlı emeğin kendisi sabit sermayeye dönüşür. Sermayenin organik bileşiminin artmasıyla birlikte fabrika zamanının ve mekânının dışına atılmış olan canlı emek, küresel fabrikanın üretim ağlarının içinde değer üretmeye devam eder. Sermayenin değerlenme süreçlerine bizzat kendisi sabit sermayeye dönüşerek tabi kılınır.

Değer üretiminin niceliksel emek zamandan kopmasının sonuçlarını, ücretlerin emek zamandan bağımsız, işin niteliğine göre belirlenmesinde ve pek çok emek biçiminin proleterleşmesinde görebiliyoruz. Canlı emek küresel fabrikanın üretim ağlarında, belki de öncesine göre çok daha fazla emek zaman harcayarak ve hatta üretim zamanı dışındaki zamanını da değer üretimine tabi kılarak çalışıyor. Oysa ücretler veya gelirler, harcanan niceliksel emek zaman değil, niteliksel emek zamanın sermayeleşerek ürettiği değer üzerinden belirleniyor. Bu durum, emek biçimleri arasında yeni bir hiyerarşinin kuruluşu anlamına geliyor. Fabrika mekânında ve zamanında hâkim olan maddi emeğin yerini, niteliksel zamanın sermayeleşmesini sağlayan maddi olmayan emek alıyor. Niceliksel emek zaman temelinde değer üreten sermaye sektörleri yerini niteliksel değer üreten sermaye sektörlerine bırakıyor. Marazzi, bunu Fordist birikim rejimine özgü zamanın krizi olarak ifade ediyor ve maddi üretim için gerekli olan zamanın günümüzde azalmış olmasına rağmen, üretim tasarlama, eğitim, ilişki kurma, organizasyon, hizmetler vb. için harcanan zamanın arttığını ve bu artışın canlı emeğin “dilsel-iletişimsel-ilişkisel” zamanına tekabül ettiğini söyler. Bu ise Fordist dönemde üretim ve yeniden üretim zamanı arasındaki ayrımın ortadan kalktığı ve yeniden üretim alanlarının da sermayenin değerlenme süreçlerine tabi olduğu anlamına gelir.

Yeniden üretim alanlarının sermayenin değerlenme süreçlerine tabi kılınması finansallaşma yoluyla gerçekleşiyor ve emeğin finansal alan çekilmesi ile birlikte, finansal gelirler ücret gibi işlev görmeye başlıyor. İster devlet, ister sermaye isterse birey ve hane halkları temelinde olsun borçlanma, sermayenin üretim döngülerinin sürekliğinin sağlanmasında bir dayanak haline geliyor. İçinde bulunduğumuz biyo-politik tahakküm döneminde, toplumsal emeğin yarattığı bütün değerler, artık ulus devletlerin politik mülkiyeti altında değil, küresel soyut emeğin mülkiyeti altında toplumsallaşıyor. İmparatorluğun egemenlik biçiminin değer üretimini ve buna dayalı sınıflaştırma ilişkilerini ifade eden biyo-politik tahakküm dönemi, hayatın tümünü küresel ölçekte sermayenin işleyişine tabi kılıyor ve bu işleyiş içindeki her bir “özne” ancak küresel üretim ağlarının işleyişini güvence altına alabilirse, yani soyut emeğin bir parçası olabilirse varlığını sürdürmenin maddi koşullarına sahip olabiliyor.

Bu yüzden artık günümüzde, ücretli emeğe dayalı emek siyasetinin maddi zemini ortadan kalkmış durumda. Sermaye ile emek arasındaki gerçekçi bir antagonizma bundan böyle ancak ücretli emeğin reddi üzerinden emeğin kendi maddi üretim koşullarını yeniden temellük etmesinden geçiyor. Fordist birikim rejiminin ve ücret ilişkilerinin çözülüşünü ve güvencesiz çalışmanın hakim oluşunu anlatan Güneşli Pazartesiler filmindeki ana karakterin emek ve sermaye için yaptığı “siyam ikizleri” benzetmesinden yola çıkarsak, emek cephesi açısından soru; ücretli emek biçimi altında sermayeye yapışık olan emeği sermayeden kesip koparacak mıyız, yani ücretli emek biçimini reddedecek miyiz, yoksa canlı emeğin ateşini kendi besin kaynağı haline getiren “siyam ikizlerini” mi beslemeye devam edeceğiz?

Münevver Çelik

 

Kaynakça

Camatte, Jacques (1988), Capital and Community, Unpopular Books.

Marx, Karl (2011), Kapital Cilt I, Yordam Kitap, İstanbul.

Marazzi, Christian (2010), Sermaye ve Dil, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

History od Subsumption, Misery and Value Form içinde, Endnotes, sayı 2, Nisan 2010.