Kategori: Emek ve Değer Teori
Yayınlanma: 19 Şubat 2012 Gösterim: 3983
Yazdır

Kapitalizmin “teknik temeli devrimcidir”[1]. Marx’ın bu ifadesi, bizleri rahatsız etmesine karşın, kapitalizmin eğilimini ifade etmesi açısından anlamlıdır. Bu bağlamda Marx’ın dediği gibi, “makine, bir artı-değer üretme aracıdır”[2], fakat değer üretme gücü değildir. Bu ayrımın anlaşılamaması, önemli bir yanılsamaya neden

olmaktadır: Artı-değer üretimi, değer üretimi ile özdeşleştirilerek karıştırılmaktadır. Teknik temelin devrimciliği, emeğin üretkenliğini artırarak emek sürecinde gerekli-emek zamanı düşürüp artı-emek zamanı artırmaktır. Bir başka ifadeyle, nispi artı-değer üretimi üzerinden artı-emek zamanın artırılması, değer üretme gücünün emek sürecinde emek-zaman olarak tasfiyesidir. Bu bağlamda teknik olan devrimcilik, emeğin özgürlüğü değil mutlak yoksulluğu ve köleliğidir. Sermayenin teknik bileşimindeki bu “devrimci” eğilim, eski teknik bileşimin sürekli olarak tasfiyesi ve işsizliğin devasa büyümesidir.

 

Toplumsal üretim sürecinde sermayenin teknik bileşimindeki sürekli değişimler, toplumsal bağlamda sermayenin organik bileşimini dönüştürür. Kapitalizm, yalnızca feodal üretim biçiminin tasfiyesi değildir. Nasıl ki nispi artı-değer, kapitalist mutlak artı-değer üretiminin teknik ve toplumsal ilişkilerini tasfiye ederek dönüştürdüyse, bugün de kapitalizm, Fordist artı-değer üretme biçiminin teknik ve organik bileşimini tasfiye edip dönüştürmektedir. Bu bağlamda kapitalizm, emeğin verimliliğini sağlayan sermayenin teknik ve organik bileşiminin toplumsal boyutta dönüşümüne bağlı olarak eski organik bileşimi ve buna bağlı toplumsal ilişkileri “devrimci” bir biçimde tasfiye eder. Bu durum, artı-değer üretme biçimini yeniden yapılandırmaktır. Bu tasfiye üç alan üzerinden eşzamanlıdır. Birincisi, emek sürecinde yeni emek biçimlerine karşı eski emek biçimlerinin tasfiyesi ve buna bağlı olarak, emeğin ücretli emek altında sınıflaştırılmasının üretimi ve yeniden üretiminin yeniden yapılandırılmasıdır. Bu bağlamda sol, sermayenin teknik ve organik bileşimine bağlı olarak toplumsal dönüşümü ve sınıf bileşimindeki politik değişimleri anlamamış ve görememiştir. İkincisi, sermayenin organik bileşimindeki toplumsal değişimlere ayak uyduramayan, sermayenin kişilikleşmiş biçimi eski kapitalistlerin tasfiyesidir. Sermayeler arası rekabeti, politik güç savaşını ve yeni güç ilişkilerinin kuruluşunu, sermayenin teknik ve organik bileşimindeki değişime içkin toplumsal siyasal dönüşümlere göre okuyamamışlardır. Üçüncüsü ise, sermayenin organik bileşimine göre toplumsal dönüşümlere koşut eski egemenlik biçimlerinin tasfiyesidir. Kapitalizmin üretim tarzının gelmiş olduğu tarihsel-toplumsal boyut, sermayenin yeni bir teknik ve organik bileşimine tekabül eden siyasal-toplumsal bir dönüşümdür. AKP eliyle kurulan ikinci cumhuriyet, kapitalizmin küresel boyuttaki bu yapılanmasına koşut olarak, bu coğrafyada eski egemenliğin tasfiyesi ve yeni bir egemenliğin ve güç ilişkisinin kuruluşudur. Tekel işçilerinin durumu ise, Fordist emek sürecinin sermayenin teknik ve organik bileşimine bağlı olarak tasfiyesinin sonucudur. Türkiye’de olup bitenler, toplumsal ilişkilerin kapitalistleştirilmesi değildir; var olan kapitalist toplumsal ilişkilerin biyo-politik bilişsel kapitalizme göre yeniden sermayeleştirilmesidir.

 

Emeğin Üretkenliği

Her özetleme, bir indirgemedir. Konunun kavranmasından çok ezberlenmesine neden olabilir. Metni yormadan ve dağıtmadan, konunun ihtiyacı gereği bu riski almak kaçınılmaz görünüyor. Bu bağlamda, indirgeme cümlelerle durumu özetlemek kaçınılmazdır.

Dil, toplumsal ilişkiler üretiminin soyut bir ürünüdür. “Emek-değer” kavramı da, “dil” gibi toplumsal ilişkilerin ürettiği soyut bir üründür. Bu soyut toplumsal ürünü somutlaştırmak, değer üretme gücü olan emeği nicelikleştirerek siyasi mülk altına almak zorunludur. Sermaye, emeğin politik mülk altına alınmasını ekonomik mülkleştirme biçimiyle yapar. Bu ekonomik mülkleştirme biçimi, emeği sınıflaştıran ücretli emek biçimidir. Ücretli emek biçiminin eleştirisi, ekonomi-politiğin eleştirisidir. Ekonomi-politiğin eleştirisi, sermayenin emek üzerindeki politik mülkiyetinin açığa çıkarılmasıdır.

Sermayenin emek üzerindeki biçimsel boyunduruğundan gerçek boyunduruğa geçişle birlikte politik zor, ekonomik zor üzerinden kurulmaya dönüştürülmüştür. Emeğin sermayenin gerçek boyunduruğuna girmesi, emeğin mutlak mülksüzleşmesi, mutlak yoksulluğu ve toplumsal ilişkilerin ürünü olan “değer”e mutlak yabancılaşmasıdır. Emeğin nispi artı-değer üzerinden sermayeleşmesi, sermayenin emek üzerindeki tam tahakkümüdür. Bu bağlamda anti-kapitalizm, emeğin sınıflaştırılmasına karşı ücretli emek eleştirisidir. Kapitalizme karşı her mücadele komünizmdir.

Emek süreci, emek zaman bakımından ikiye ayrılmıştır: gerekli-emek zaman ve artı-emek zaman. Emeğin sermayeleştirilmesi, gerekli-emek zaman ile artı-emek zaman arasındaki diyalektiğin çalıştırılmasına bağlıdır. Gerekli-emek zaman düşürüldükçe artı-emek zaman artırılır. Gerekli-emek zaman ile artı-emek zaman arasındaki diyalektikte yaşanan çelişki ve çatışma, sürekli olarak bu diyalektiğin çalıştırılmasına içkindir. Gerekli-emek zaman ile artı-emek zaman arasında bir antagonizma yoktur. Birinin varlığı diğerinin varlığına içkindir. Sermayenin krizleri, emek sürecinin bu diyalektiğinin çalışmaması sonucu çıkar. Sermaye açısından krizden çıkmak, emek sürecinin emek zaman diyalektiğini yeniden çalıştırmaktır. Emek sürecinin gerekli-emek zaman ve artı-emek zaman diyalektiğinin çelişki ve çatışmalarına içkin olan bir sınıf ve sendikal siyaset, kapitalizmin geldiği boyutta artık kendisini üretememektedir.

Emek sürecinde diyalektiğin çalıştırılması ve emeğin sermayeleştirilmesi, sınıflaştırılması artı-emek zamanın sürekli artırılmasıdır. Artı-değerin artırılması, emek üretkenliğinin artırılmasıdır. Emeğin üretkenliği, emek sürecinde birim emek zaman içinde üretilen meta miktarının artırılması, bir metanın üretimi için toplumsal olarak gerekli-emek zamanın kısaltılmasıdır. Bunun gerçekleşmesi, sermayenin toplumsal üretim sürecindeki teknik ve organik bileşiminde yaşanacak toplumsal değişime bağlıdır. Sol, kapitalizmin kendi iç tarihinde gelmiş olduğu bu toplumsal değişimin boyutu üzerine düşünmek için kendisini bir türlü özgürleştirememiştir.

 

Biçimsel Tahakküm: Manüfaktür

Kapitalizmin en önemli ayırt edici özelliklerinden biri, ürünü bireysel emeğin ürünü olmaktan çıkarıp toplumsal emeğin ürünü haline getirmesidir. Emeğin toplumsallaşma düzeyi, sermaye gelişiminin boyutunu ve derinliğini gösterir. Bir ürünün meta olması, emeğin toplumsallaşma boyutuna bağlıdır. Toplumsallaşmış emeğin toplumsal işbölümünün yaygınlığı ve derinliği, değişim değeri üzerinden meta ve toplumsal ilişki üretiminin gücünü gösterir. Bu bağlamda emeğin üretkenliği, emeğin toplumsallaşma boyutuyla doğru orantılıdır. Bir başka deyişle, emeğin toplumsallaşması, somut emeğin soyut emeğin tahakkümü altında tasfiyesidir. Kapitalizmin kendi iç tarihinin boyutlarını kavramak, emeğin toplumsallaşma boyutunun hangi süreçlerden geçtiği ve günümüzde bu boyutun niteliğinin ne olduğu üzerine düşünmekten geçmektedir. Bugün küresel şirketlerin ürettiği ürünleri üreten emek, küresel çapta toplumsallaşmış emektir. Emeğin küresel çapta toplumsallaşması, emeğin ve değerin soyutlaşma düzeyini göstermektedir.

Pre-kapitalist üretim tarzı, somut emeklere dayanan art-zamanlı bir işbölümü üzerinde işleyen toplumsal üretim tarzıdır. Somut emeklere dayanan art-zamanlı işbölümünde, somut emek bir ustalığı barındırma bağlamında nitelikli bir emeği içerir. Bu nitelikli emeklerin aynı yerde ve aynı zamanda, tek bir kapitalistin patronluğu altında ve aynı metayı üretmek için çalıştırılmaları kapitalist üretimin çıkış noktasıdır. Bu kapitalist üretim biçiminin gelişimi kendisini fabrikaya dönüştürür. Fabrikaya dayalı emek süreci, eş-zamanlı bir işbölümüne dayalı elbirliği üzerinden çalışır. Manüfaktür üretiminde emeğin toplumsallaşma boyutu, fabrika mekânına dayalı eşzamanlı bir işbölümüne dayanan elbirliğidir. Bu elbirliğine dayalı canlı emek sürecinde eş-zamanlı işbölümü, parçaları insan olan bir üretim mekanizmasıdır. Bu üretim tarzına dayalı emek sürecinde, emeği toplumsallaştırma boyutunun mekânı fabrika, emeğin üretkenliği ise fabrikada oluşturulan elbirliğidir. Emeğin verimliliğini sağlayan bu elbirliğinde çok sayıda parça-işçinin birleşmesiyle oluşan kolektif işçi, emek sürecinin kendine özgü makinesidir. Parçaları insan olan bu makine, artı-emek zamanın yaratılmasının temel dinamiğidir. Emeği toplumsallaştırmanın mekânı fabrikada ne kadar çok emek, parçası insan olan bu makineye adapte edilir ve emek süreci uzatılır ise, o kadar çok gerekli-emek zaman ve artı-emek zaman diyalektiği çalıştırılır. 16. yüzyıldan 18. yüzyılın son çeyreğine kadar süren bu üretim biçiminde emeğin toplumsal mekânı fabrikaya çekilmesi iki temel kaynaktan gelmektedir: kırsal kesimden tasfiye edilen köylüler ve iflas ederek işsizleşen zanaatkârlar. Bu dönemde, işsizliğin temel kaynağı bu iki alandır ve kapitalizmin toplumsal çatışması, fabrika mekânı dışındaki pre-kapitalist toplumsal üretimin ve ilişkilerin tasfiyesidir.

 

Gerçek Tahakküm: Makineler

Üretim tarzında devrim, manüfaktürde emek-gücü, sanayi kapitalizminde ise emek araçları ile başlar. Emek araçlarının alet olmaktan çıkıp makineye dönüşmesiyle birlikte, mutlak artı-değerden nispi artı-değere geçilir. Artık makineler, birer artı-değer üretme aracıdır. Makinelerin doğuşuyla birlikte, emek sürecinde parça-işçi temeline dayanan işbölümü ve elbirliğinin kolektif işçi niteliği ortadan kalkar. Parça-işçi üzerinden işbölümü makine parçalarının işbölümüne, elbirliği ise parça makinelerin bir birleşimine, kolektif işçi kolektif makineye dönüşmüştür. Artık işçi, alet kullanan varlık değil, makinenin kullandığı bir otomat parçadır; bilim, emek-gücüne yabancılaşmış ve canlı emek-gücü cansız emeğin tahakkümüne girmiştir. Eskiden emek, maddi üretim araçlarına sahip olmadığından emek-gücünü sermayeye satarken, şimdi, emek-gücü kendisini sermayeye satmadan iş göremez bir haldedir. Toplumsal üretici güç olan emek, cansız emeğin tahakkümü altında mutlak mülksüzleşme, mutlak yoksulluk ve mutlak yabancılaşmayı yaşar. Sermayenin teknik ve organik dönüşümünün toplumsal değişiminde, yeni emek biçimleri eski emek biçimlerini değersizleştirir; emek-gücünün kullanım değeri değersizleştikçe değişim değeri de anlamsızlaşır ve emek, çöplük bedenlere dönüşür.

Makineler ile birlikte emek süreci boyunca gerekli-emek zamanın düşürülerek artı-emek zamanın artırılması, nispi artı-değer üretiminin yasasıdır. Ölçülebilir emek zaman sürecinde emeğin üretkenliğinin ve verimliliğinin artırılması, makinelerin üretkenliğinin artması anlamına gelmektedir. Sermayenin teknik ve organik değişimine bağlı olarak makinenin üretkenliği, “bir makinede harcanan emek ve dolayısıyla makinenin değerinden ürüne katılan kısım, işçinin aletiyle ürüne kattığı değerden daha küçük olduğu sürece, burada, daima makinenin lehine bir fark vardır. Bunun için, bir makinenin üretkenliği de yerini aldığı insan emek-gücü ile ölçülür.”[3] Bu bağlamda makinenin üretkenliği, bir başka deyişle sermayeleşmiş emeğin üretkenliği, gerekli-emek zamanın düşürülerek artı-emek zamanın artırılmasına bağlı olarak, emek sürecinde emek-gücünün tasfiyesidir. Sermayenin teknik bileşimindeki değişikliklere bağlı olarak sermayenin değişmeyen kısmının değişen kısmı aleyhine genişlemesi, emeğe olan nispi talebi azaltan köklü değişiklikleri hızlandırır.

Sermaye makineler aracılığıyla emeğin üretkenliğini geliştirdiği zaman, değer üretmez, kullanım değeri üretimini artırır ve tekil metada donmuş emek zamanı düşürerek metaların fiyatını ucuzlatır, fakat bu sürece içkin olarak da fabrika mekânı içinde sürdürülen üretim zamanında değer üreten emek gücünü de düşürür. Dengesiz gelişim devinimine bağlı olarak tekil metanın değerindeki fiili düşme ile toplumsal değeri arasındaki farktan yüksek kârlar elde edilir. Bir sektördeki teknik bileşim toplumsal olarak yaygınlaştığında, metanın toplumsal fiyatı birim fiyatına eşitlenir. Para ve değer ilişkisi krize girer. Bu bağlamda, sermaye kendi çelişkilerini devindirme sürecinde bir kriz yönetimidir.

 

Sermayenin Genişleyerek Yeniden Üretimi: Toplumsal Fabrika

 

“Bu arada bizim için, şu aşamada kesin çizgileriyle henüz tanımlayamayacağımız ek bir perspektif açılıyor: sermayenin –özel sermayenin ve onun özel üretim sürecinin koşullarıyla olan ilişkisinden farklı olarak– toplumsal üretimin kolektif, genel koşullarıyla özgün ilişkisi.”[4]

 

Buraya kadar özetleyerek anlattıklarımız, “özel sermayenin ve onun özel üretim sürecinin koşullarıyla olan ilişkisi” idi. Fakat önemli olan, Marx’ın ifade ettiği gibi, sermayenin toplumsal üretimin kolektif, genel koşullarıyla olan henüz tanımlayamayacağımız özgün ilişkisidir ve bu özgün ilişkinin gelişmelerine içkin olarak toplumsal ve siyasal sorunların okunmasıdır.

Makine değer üretmez, fakat bir artı-değer üretme aracıdır. Değer üretme ile artı-değer üretme arasındaki fark üzerine sol hiç düşünmemiştir. Artı-değer üretme, emek-değer üretim sürecinde gerekli-emek zamanın düşürülerek artı-emek zamanın artırılmasıdır. Bu bağlamda artı-emek zamanın artırılması, emek-değer üretim sürecini zorunlu kılar. Artı-değer üretme aracı olarak emeği üretken kılan makine, cansız bilgi olarak sabit sermayedir. Sanayi kapitalizmi döneminde emeği üretken kılan sabit sermaye, cansız emek olarak makineydi. Bugün ise, toplumsal emeği üretken kılan ve toplumsal artı-değer üretme aracı olan sabit sermaye, canlı bilgidir. Bu bağlamda, canlı bilgi cansız bilgiyi tahakküm altına almıştır. Bunu anlamak, sermayenin toplumsal üretimin kolektif, genel koşullarıyla özgün ilişkisinin gelmiş olduğu boyutta toplumsal artı-değer üretiminin kavranmasıyla mümkündür.

Emek-değer üretimi, emeğin toplumsallaşma boyutuna içkindir. Parça-işçi işbölümü üzerinden artı-değer üretme aracı, kolektif işçinin elbirliğiydi. Emeğin toplumsallaşmasının ve soyut emeğin somut emeği tahakküm altına almasının mekânı fabrikaydı. Makineler ile birlikte sanayi kapitalizminin eğilimi, fabrika mekânında emek-gücünü düşürerek emeğin toplumsallaşma mekânı olarak fabrikanın tasfiyesine içkindir. Bu bağlamda sermaye, iki boyutta genişleyerek yeniden üretimini ve emeği toplumsallaştırır. Birincisi yoğunlaşma, merkezileşme ve tekelleşme, ikincisi bütün toplumsal ilişki alanlarını emek-değer üretimine açarak sermayeleştirme ve küreselleşme. Bu bağlamda fabrika mekânında emek-gücünün düşürülmesi, sermayenin genişleyerek yeniden üretiminin toplumsallaşmasıyla aşılır. Sabit sermayenin değişen sermayenin aleyhine artması ve sermayenin değerlenmesine denk düşen emek-gücü miktarının mutlak olarak düşmesine karşın, sermayenin toplumsallaşma boyutuna bağlı olarak toplumsal emek-gücü artar. Bu noktada, emeğin toplumsallaşma mekânı fabrikadan çıkar ve toplumsal fabrikanın uzamına geçer. Üretim zamanının işbölümü, toplumsal emek süreçlerinin toplumsal işbölümüne dönüşür. Elbirliği, fabrikada bir meta üretimi için bütün parça-işçileri yan yana getirerek bütünleştirirken, sermayenin genişleyerek üretimi, fabrika mekânındaki birliği toplumsal emek süreçleri olarak parçalar ve bu parçaları birbirleri arasında ilişkiselleştirerek bütünleştirir. Artık artı-değer üretme aracının işlevi, fabrika mekânından toplumsal fabrikanın uzamına geçer. Dolaşım zamanı, toplumsal üretim zamanının dinamiğine dönüşür.

Makine, fabrika mekânında emeği üretken kılıyordu. Toplumsal fabrika uzamında, daha ileriye gidersek küresel fabrika uzamında emeği toplumsallaştırarak üretken kılan artı-değer üretme aracı olarak sabit sermaye nedir sorusu, Marx’ın deyimiyle kesin çizgileriyle henüz tanımlayamayacağımız ek bir perspektifi önümüze koymaktadır. Fabrika, emeği toplumsallaştırma ve emek-değer üretiminin üretim zamanı olma mekânından çıkmıştır. Emeği toplumsallaştıran üretim zamanı, toplumsal fabrikanın uzamına geçmiştir. Artı-değer üretimi, sermayeleştirilmiş toplumsal ilişkilerin üretimi ve yeniden üretimine içkinleşmiştir. Sermayeleşmiş toplumsal ilişkileri devindirme gücü, toplumsal artı-değer üretme aracı olan sabit sermaye, makine olmaktan çıkmıştır.

Bu anlatılanlar, Kapital’in ciltlerinde nereden okunduğuna bağlı olarak görülebilir ya da görülmeyebilir; fakat Grundrisse’nin “Makineler” bölümünün her satırına bu anlatılanların kokusu sinmiştir.

 

“Canlı emeğin nesneleşmiş emek karşılığında değişimi; yani toplumsal emeğin sermaye ve ücretli emek karşıtlığı halinde konumu – değer ilişkisinin ve değere dayalı üretimin son gelişmesidir. Bunun koşulu, doğrudan emek zamanı kitlesi, servetin üretiminin kesin etkeni olarak uygulanmış emeğin niceliğidir. Bununla birlikte, büyük sanayinin gelişmesi ölçüsünde, gerçek servetin yaratılması, emek zamanından ve kullanılmış emek niceliğinden daha çok emek zamanı boyunca harekete geçirilen aracıların gücüne bağlıdır. Bu aracıların gücünün –onların etkili gücünün– onları üretmek için harcanan doğrudan emek zamanı ile hiçbir ilişkisi yoktur; daha çok bilimin genel düzeyine ve teknolojinin gelişmesine, ya da bilimin üretime uygulanmasına bağlıdır.”[5]

 

Toplumsal ilişkilerin üretimi ve yeniden üretimini devindiren ve harekete geçiren toplumsal sabit sermaye canlı bilgidir. Biyo-politik bilişsel kapitalizm döneminde canlı bilgi cansız bilgiyi, maddi olmayan emek maddi olan emeği tahakküm altına almıştır. Bir bilen olarak çıkıp sağda solda “emek” kavramı reddediliyor diyerek cahilliklerini sergileyenlere inat, emek, değerin tözü olmaya devam etmektedir. Değerin tözü olan emek ile değerin ölçüsü olan emek-zaman birbirine karıştırılmaktadır. Üretim zamanının fabrika mekânından toplumsal fabrika uzamına geçişiyle birlikte, sermaye, toplumsal emek zamanı ölçmekte zorlanmaktadır. İçinden geçtiğimiz küresel krizin özü budur. Bu bağlamda, değer ve para ilişkisi sürekli kriz içindedir ve krizden çıkış finansın değer-para krizini yönetecek biçimde yeniden yapılandırılmasıdır. Bugünkü ilişkiler içerisinde, finansallaşmamış sermaye ve finansallaşmamış emek çöker. Ücret, toplumsal artıdan bir taleptir. Artık, toplumsal talep olan ücretin yerini krediler almıştır. Ücretin yerine borç, toplumsal talebe dönüşmüştür. Patronun yerini, toplumsal sermayenin patronu bankalar almıştır. Toplumsal üretim sürecinde toplumsal gerekli-emek zamanın düşürülmesi ve toplumsal artı-emek zamanın artırılması, toplumsal gerekli-emek ve artı-emek zaman diyalektiğinin çalıştırılması emeğin borç batağına gömülmesiyle mümkündür.

Cengiz Baysoy



[1] Karl Marx, Kapital I, Sol yay., 1997, s. 464

[2] Karl Marx, Kapital I, Sol yay., 1997, s. 359

[3] Karl Marx, Kapital I, Sol yay., 1997, s. 376

[4] Karl Marx, Grundrisse II, Sol yay., 1999, s. 26

[5] Karl Marx, Grundrisse II, Sol yay., 1999, s. 174