Kategori: Emek ve Değer Teori
Yayınlanma: 19 Şubat 2012 Gösterim: 4057
Yazdır

Bir mağazanın vitrininde duran bir ayakkabıyı meta yapan nedir? Bu sorunun cevabı sermayenin ayakkabı üretmeye duyduğu ihtiyaçta gizlidir. Sermaye bir ürünü artı değer yaratmak için üretir. Ürün içindeki donmuş artı emek zamanın artı değer biçiminde mülkleştirilmesi, ürünün meta biçimi altında paraya çevrilmesini gerektirir. Öyleyse ayakkabı vitrinde durduğu haliyle artı değer üretemez. Ayakkabının fabrikada mı, atölyede mi yoksa zanaatçının elinde mi üretildiği de meta olup olmadığını anlayabilmemiz için yeterli değildir. Meta üreten toplumsal ilişki, yani kapitalizm var olmadan önce de alım satım ilişkisinin var olduğunu düşünürsek ayakkabının tek başına alım satım ilişkisine girmesi de yeterli olmaz. Meta bu iki sürecin bütünlüğü içinde konulmak zorundadır. Ayakkabının meta olabilmesi için kullanım değerine sahip olduğu bir başkasına donmuş emek zaman birimlerince belirlenen değişim değeri karşılığında devredilmesi gereklidir.[i] Ayakkabının metalaşma süreci, artı değer üretme ilişkisinin devindirici gücüdür ve sermaye ayakkabıyı bu ilişkinin üretimi ve yeniden üretimi için üretir. Bir ürün ancak bu ilişkinin içerisinde meta olabilir. Metanın ilişkisel karakteri onun toplumsallığını kaçınılmaz kılar. Meta salt bir ürün değil toplumsal bir üretim ilişkisidir. Ayakkabının hammaddesinin tedarik edilmesinden, üretim araçlarına, üretimin mekanına ve dolaşım süreçlerine kadar herhangi bir evrede dondurulmuş hali meta değildir. Meta ancak bu süreçlerin ilişkiselliğinin bir bütünü sonucunda ortaya çıkabilir ve doğru anlaşılabilmesi ancak bu bütünlük çerçevesinde mümkün olabilir. Metayı üreten sermaye tüm bu evreleri devindiren özne, dolaşım ve üretimin süreç halindeki birliğidir.

Bu genel çerçeveden baktığımızda sermayenin bugünkü üretim ilişkilerini daha iyi kavrayabilmemizi sağlayacak sonuç, meta üretiminin olduğu her toplumsal ilişkinin artı değer üretiminin kendisi olduğudur. Fabrika dönemsel olarak artı değer üretiminde belirleyici rol oynamış olsa da artı değer üretimi fabrika mekanına sıkıştırılamaz ve üretim ve dolaşım ilişkilerinin bütünü içerisinde kavranabilir. Dolaşım ve üretim süreçlerinin iç içe geçtiği bir toplumsal yapıda meta üretiminin mekanı toplumun bütünü haline gelir.

Biçimsel tahakkümden gerçek tahakküme

Sermayenin üretim sürecinin tarihsel gelişimini, sermayenin emek üzerindeki tahakkümünü kuran ölçü olarak zaman ilişkisinin niteliği çerçevesinde, Marx üç evreye ayırmıştır. Birinci evre üretim zamanının niceliksel artışı yani iş saatlerinin uzatılması yoluyla artı emek zamanın çoğaltılmasının kârlılığın temel motoru olduğu biçimsel tahakküm dönemidir. Biçimsel tahakküm dönemi, adından da anlaşılacağı üzere, kapitalist üretim ilişkilerinin tam anlamıyla toplumsal yapıya henüz yerleşmediği dönemdir. Bu dönemde sermaye kendisinden önceki üretim biçimlerini (feodal dönem) devralmıştır. İşbölümünün gelişmesi, bilim, teknoloji, mekanik ve makinelerin gelişimi niteliksel bir sıçramaya yol açarak sermayenin emeğin verimliliğini arttırmak yoluyla artı değeri çoğaltma yoluna gitmesine yol açmıştır. Mutlak artı değerden nispi artı değere geçişle karakterize olan bu dönem gerçek tahakküm dönemidir. İşgünü ve zamanında değişiklik yapmadan artı emek zamanın artırılması, gerekli emek zamanın kısılmasıyla mümkündür ve bu, emeğin birim zamandaki üretiminin artırılmasıyla olanaklı hale gelir. Bu üretim zemininin vazgeçilmez altyapısı makinelerdir. Makineler içerdikleri donmuş emek zaman üzerinden canlı emeğin verimliliğini artırırlar. Gerçek tahakküm dönemi ile birlikte makinelerin, emeğin verimliliğini belirleyen bir konuma geçmesi (genel zekanın temel unsuru haline gelmesi) onları, emeğin toplumsallaşmasının kaçınılmaz unsuru haline getirmiştir. Üretim sürecinin makineleşmesinin sınırı aynı zamanda emeğin toplumsallaşmasının da sınırıdır. Sermaye, üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulundurarak, emeğin toplumsallığını kendi tekelinde örgütler. Bu çerçeve içinde, emek süresi değer üretiminde doğrudan belirleyici faktördür. Sermaye emeği zaman üzerinden ölçerek ücretli emek altında sınıflaştırma ilişkisini kurar. Gerçek tahakküm döneminde gerek sermayeler arası rekabetin gerekse sermayenin emeği sınıflaştırma ilişkilerinin örgütlenmesinin ve düzenlenmesinin temeli ölçülebilir emek zamandır. Ölçülebilir emek zaman temelinde fabrikadaki gerekli emek zaman artı emek zaman diyalektiğinin işleyişi, makineleşmenin gücüne bağlıdır. Bu temel nedeniyle, artı değer üretiminin toplumsal döngüsünde fabrika ilişkisi, soyut emekle somut emeğin karşı karşıya geldiği mekanın ilişkiselliği toplumsal ilişkilerinin bütününü belirleyici hale gelir. İnsanın doğayla ve insanla ilişkisi fabrika yasaları ekseninde belirlenir. Bu, diğer emek biçimlerinin veya fabrika dışı toplumsal alanların olmadığını değil, bu alanların veya fabrikanın dışarısının onun verimliliği ölçüsünde ve bağlamında örgütlendiğini ifade eder. Fabrika dışı bir alan olarak dolaşım alanı, üretim alanının belirlenimi altındadır. Dolaşım alanı üretim alanından bağımsız değil ona tabidir. Bu nedenle, en basit ifadesiyle artı değer üreten emek olan üretken emek bu dönemde maddi üretim sürecini ifade eden fabrikada ortaya çıkar ve merkezileşir. Bu üretim döngüsü içerisinde, üretim sürecine dolayımlar yoluyla dahil olan diğer emek biçimleri üretken olmayan emek kategorisine girerler.

Gerçek tahakkümden toplumsal fabrikaya geçiş

Biçimsel tahakkümden gerçek tahakküme geçişte sermaye birikiminin gelişimi sanayi devrimi ile eş zamanlı olarak makinelerin üretim sürecine dahil edilmesini ve fabrikaların üretimin merkezi haline gelmesini doğurmuştu. Makineler ve fabrikaların gelişimi büyük sanayi üretimini geliştirerek artık üretimin fabrikaların ötesine geçişinin koşullarını hazırlarken iletişim devrimi de bu sürece eşlik etmiştir. Bu aynı zamanda sermayenin emeği verimleştirerek tahakküm altına almasında yeni bir aşamaya geçiştir. Bu geçişin analizi, bizzat Marx’ta mevcuttur. Marx, Grundrisse’de[ii] içinde bulunduğu dönem itibariyle kesin olarak tanımlanamayacak olsa da, sermayenin değer üretim biçiminde, özel sermayenin ve onun özel üretim sürecinin koşullarıyla ilişkisinden farklı olarak, sermayenin toplumsal üretimin kolektif, genel koşullarıyla özgül ilişkisine doğru bir geçişi öngörür. Bu, değer üretiminin toplumsal ilişkilerin üretimi ve yeniden üretimine dönüştüğünün ifadesidir. Toplumsal fabrikadan anlaşılması gereken, Marx tarafından da konmuş olduğu üzere, değer üretim biçimindeki bu yapısal dönüşümdür. Marx’ın öngördüğü gerçek tahakkümün ötesi bugün bir gerçekliğe dönüşmüştür. Marx’ı, biçimsel ve gerçek tahakküm sınırlarına hapseden modernist sol değer teorisindeki bu başkalaşımı kavramakta yetersiz kalmaktadır. Değer teorisindeki başkalaşım kavranamadan sermayenin bugünkü üretim ilişkileri ve sınıflar mücadelesinin dinamikleri yakalanamamakta ve bugünün politik ve devrimci ihtiyaçlarına cevap üretilememektedir. Nasıl ki emperyalizm gerçek tahakküm döneminin değer üretim ilişkilerine içkin egemenlik biçiminin teorisiyse, imparatorluk da toplumsal fabrikanın değer üretim ilişkilerine içkin egemenlik biçimi teorisidir. Bugün emeğin politikliğinin kuruluşu, önüne toplumsal fabrikada değer üretim ilişkilerinin çözümlenmesini almalıdır. Değer üretim biçimindeki bu farklılaşma Marx’ta ifadesini şöyle bulur:

‘‘…Büyük sanayi geliştikçe, gerçek zenginlik üretimi, giderek emek süresinden ve harcanan emek miktarından çok emek zamanı boyunca harekete geçirilen faktörlerin gücüne bağımlı olmaya başlar. Bu aracıların gücünün –onların etkili gücünün- onları üretmek için harcanan doğrudan emek zamanı ile hiçbir ilişkisi yoktur; daha çok bilimin genel düzeyine ve teknolojinin gelişmesine, ya da bilimin üretime uygulanmasına bağlıdır… Gerçek zenginlik, daha çok, harcanan emek süresi ile bunun ürünü arasındaki müthiş oransızlıkta ve saf bir soyutlamaya indirgenmiş olan emek ile bunun denetlediği üretim sürecinin gücü arasındaki niteliksel dengesizlikte görülür… Emek üretim sürecinin içsel bir öğesinden çok, üretim sürecinin denetçisi ve düzenleyicisi konumunu almaya başlar…’’[iii]

‘‘Emeğin sermaye altındaki gerçek boyunduruğunun ya da özgül kapitalist üretim tarzının gelişimiyle birlikte, bireysel işçi gittikçe bütün bir emek sürecinin gerçek kaldıracı olmaktan çıkar… Sayısı giderek artan farklı emek türleri üretken emek kavramına dahil edilir ve bu emeği ifa edenler, doğrudan sermaye tarafından sömürülen ve sermayenin üretim ve genişleme sürecine tabi kılınan üretken işçiler olarak sınıflandırılır.’’[iv]

Bu noktadan itibaren sermayenin üretiminin ve yeniden üretiminin temeli, harcanan emek zaman süresiyle ölçülebilir hale getirilen emek olmaktan çıkmış; bilimin genel düzeyi, teknolojinin gelişimi ve iletişimin üretim sürecinde artan rolünde cisimleşen maddi olmayan emeğin etkinliğine bağlı hale gelmiştir. Bu, canlı emeğin üretim sürecinden tasfiye edilmesi değil tersine emeğin zihinsel, duygusal, fiziksel ve toplumsal bütün canlılık faaliyetiyle sermayenin üretim sürecine içerilmesidir. Sermayenin kârlılığının koşulu, emek zaman niceliğinin ötesinde “emek zamanı boyunca harekete geçirilen faktörlerin gücü”, maddi olmayan emeğin üretkenliğidir. Ölçülebilir emek zaman temelinde canlı emeğin cansız emek yoluyla üretken kılındığı gerçek tahakküm döneminden farklı olarak, artık söz konusu olan canlı emeğin canlı emek yoluyla üretken kılınmasıdır. Bugün üretim araçlarının giderek bilişsel, iletişimsel ve duygulanımsal yapılar olarak ortaya çıkışı ancak bu temelde anlaşılabilir. Canlı emekle cansız emek arasındaki ayrım ortadan kalkmış, maddi olmayan emek biçimi altında emek sabit sermayeleşmiştir. Marx’ın ifadesiyle:

‘‘Emek süresinden yapılan tasarruf serbest sürenin, yani bireyin her yönüyle gelişmesine ayrılacak sürenin artması demektir; bu çok yönlü gelişme de, en büyük üretici güç olarak, yine emeğin üretici gücünü etkileyecektir. Dolaysız üretim sürecinin bakış açısından, bu bir sabit sermaye üretimi olarak görülebilir – insan burada bu sabit sermayenin ta kendisidir’’[v]

Bugün değer üretim sürecinde maddi olmayan emeğin hegemonyasının kaynağı, sermayenin emeği tahakküm altına alma biçimindeki bu niteliksel farklılaşmadır. Maddi üretim süreçleri ve fabrika ortadan kalkmamıştır. Maddi üretim süreçleri yeniden tanımlanarak görsel, işitsel, bilişsel, duygulanımsal maddi olmayan emek biçimleriyle bütünleşmiştir. Nasıl ki gerçek tahakküm döneminde fabrikadaki maddi emek süreci diğer toplumsal emek süreçlerini etkisi altına almışsa, bugün de bütün toplumsal emek süreçleri maddi olmayan emeğin belirlenimi altındadır. Sermayenin emek üzerindeki tahakkümünü kuran ölçü, emek zaman niceliğinden çıkarak emeğin niteliksel gücü haline gelmiştir. Maddi olmayan emeğin hegemonyasıyla birlikte sermayenin değer üretim sürecinin merkezi fabrika bir mekandan uzama dönüşerek toplumsal ilişkilerin bütününe yayılmıştır. Üretim bandı iletişim araçları yoluyla toplumun bütününe yayılmıştır. Emeğin üretkenliği fabrika zamanının ve mekanın ötesine geçmiştir. Üretim ve dolaşım alanları arasındaki ayrım silikleşmiş, dolaşım alanı doğrudan üretimin bir öğesi haline gelmiştir. Bu noktadan itibaren, sermayenin üretimi ve yeniden üretiminin ve sermayeler arası rekabetin temeli, bütün toplumsal ilişkileri ve değerleri metalaştırma gücüdür. Artık üretilen bir cep telefonunun artı değer yaratabilmesi salt birim maliyeti ucuzlamış bir telefon olma özelliği ile kurulamaz. Bir cep telefonu, tüketicisine bir marka, imaj, duygulanım olarak ulaşmak durumundadır ki bu ‘kullanım değerleri’ ancak maddi olmayan emek süreçleri ile yaratılabilir. Dolayısıyla toplumsal fabrika işleyişinde maddi olmayan emek sürekli yeni değişim değerlerinin tanımlanmasına imkan sağlayarak sermayenin üretim ve yeniden üretim döngüsünü iç içe geçirerek yaygınlaştırır. Sermayeleşmiş maddi olmayan emek, emeğin toplumsal ve politik ortamına sürekli müdahalede bulunarak toplumsal fabrikanın biyonik bedenini sürekli kurar ve yeniden kurar. Toplumsal fabrika işleyişinde, sermayenin üretim süreci doğrudan toplumsal ilişkilerin üretim ve yeniden üretim sürecine dönüşmüştür.

Google

Harekete geçirdiği maddi olmayan emek güçlerinin etkinliği dolayısıyla Google, sermayenin üretim sürecinin yukarıda sözünü ettiğimiz niteliksel farklılaşmasının çok önemli bir örneğini oluşturur. Google krize rağmen karlılığını ciddi oranda artırmış ve büyümeye devam eden bir şirkettir. 20000 dolayında çalışanı olan ve kapitalist dergilerin yaptığı araştırmalarda uzun süredir en çok çalışılmak istenen şirket olarak Google son yılların yükselen markasıdır. Bu ‘başarılar’ kapitalist üretimin geldiği aşamada Google’ın maddi olmayan emeğin verimli kılınmasına bağlı işleyişi ve bu yönüyle üretim ilişkilerinin güncel doğasıyla örtüşen konumundan ileri gelmektedir. Google bir ilişki üretim fabrikasıdır.

Google bir arama motoru olmakla birlikte doğru tüketiciyi doğru üretici ile buluşturma motoru olarak sermayenin hizmetindedir. Bunu yapabilmesi, toplumsal fabrikada yaşamın damarlarına sızabildiği oranda mümkündür. Google internette insan davranışlarını sürekli izleyen ve kelimenin tam anlamıyla her yerde olan ‘büyük birader’dir. İnternet başında zaman geçirmeye başladığı andan itibaren birey, Google tarafından izlenmeye, bir yandan da yönlendirilerek dönüştürülmeye başlayacaktır. Belli bir süre sonunda Google bireyin ilgi alanlarından cinsiyetine, tüketim alışkanlıklarına, mesleğine kadar pek çok konuda bilgi sahibi olmaya başlamıştır. Bilgi sahibi olmanın da ötesinde karşısına çıkarttığı seçenekler ile onu dönüştürmeye de başlamıştır. Ve daha da ötesi toplumsal fabrikanın bir bireyi olarak internet kullanıcısı da Google’a sürekli müdahale eder. Eğilimler ve tercihler dinamik ve değişkendir, Google’ın robotları[vi] da esnektir ve dönüşüm geçirirler. Bu esneklik ve etkileşim sebebiyle bu yazılımlar toplumsal fabrikanın biyonik bedeninin biyonik robotlarıdır. Google’ın görevi toplumsal hayata nüfuz etmektir. Bütün dünyaya yayılmış internet ağları ve bu ağlar üzerinden harekete geçen aracılar düşünüldüğünde Google ve benzerleri internet üzerinden nüfuz ettiği toplumsal hayatın sermayeleşmesinde merkezi bir konuma oturmuştur.

Nitekim iletişimde yaşanan bu muazzam gelişmeye paralel olarak üretim ve dolaşım alanlarının arasındaki ayrımlar silikleşerek art zamanlılık ilişkisi yerini giderek eş zamanlılık ilişkisine bırakmıştır. Ağır sanayilerde bile ürünler üretilmeden satılmaya başlamıştır ki bu ancak doğru veriler, bu verilerin doğru analizi ve piyasa eğilimlerinin doğru tespitine dayanır. Dolayısıyla maddi olmayan emek süreçlerinin ürünü olan bilgi, üretim ve dolaşım alanlarını iç içe geçiren güçlü harcı oluşturur. Büyük birader Google bugün, hangi coğrafyada, kimin Ford alacağını, Ford’un hangi özelliklere sahip bir otomobili, kaç adet ve ne zaman üreteceğini belirlemek bağlamında değer üretim sürecinde toplumsal yapıyı belirleyen bir konuma yerleşmiştir. Google Ford’a daha önceden ağda etkileşimler sonucu elde ettiği bilgileri ve bu bilgiler çerçevesinde üretilen otomobili metaya dönüştürecek ilişkiyi satarak kâr elde eder.

Peki küresel Google fabrikasının üretkenliğinin temeli olan sabit sermayesi nedir? Google’ın sabit sermayesi maddi olmayan canlı emeğin içerisinde gizlidir. Maddi olmayan emeğin bilgi birikimi ve yeteneği Google’ın sabit sermayesini oluşturur. Fordist üretim bandının makine parkuru farklı işlevlere sahip makinelerin yan yana gelmesiyle oluşurken maddi olmayan emek sürecinde farklı yetenek ve birikimlere sahip şirketleşmiş bireylerin elbirliği üretim bandını oluşturur. Dolayısıyla sabit sermayeyi de oluşturan yine maddi olmayan emeğin kendisidir.

Sanayi üretimi, üretim bandı üzerindeki işbölümünün örgütleniş yapısı ile ücretli emeği makinelerin mekanik bir uzantısına dönüştürmüştü. Ücretli emek, vida sıkmak gibi, düğmeye basmak gibi öznelliği ve özgünlüğü olmayan, mekana ve kronometreye endeksli bir üretim atmosferinde nesneleşerek üretken kılındı. Toplumsal fabrikada üretim giderek biyonik bir makinenin ürettiği ilişki düzeyine geçerken üretken emek biyonik makinenin kâr üretme döngüsüne öznelliği ile dahil olan ve dolayısıyla biyonik makinenin kendisini yeniden üreten bir kimliğe bürünür. Dolayısıyla, öznellik üretimi söz konusu olduğunda üretken emek biçimlerinin şirketleşmiş bireyler olması bir zorunluluktur. Sermayeyle olan ilişkisinde ancak bu güvenceyle üretken emek yaratıcı faaliyetinde özgürdür ve özgür olmalıdır. Maddi olmayan emek sürecinde sıkılan her vida, fabrika emeğinin aksine, yaratıcılığı, yeteneği ve özgünlüğü içermek durumundadır. Bu emek süreci zaman üzerinden ölçülemez. Temel olan toplumsal artı değer üretiminde harekete geçirdiği güçlerin niteliğidir. Google gibi, maddi olmayan emeğin doğasına uygun, onu yaratıcılığı, yeteneği ve özgünlüğü ile sermayeleştirmeyi başarabilen, elbirliğini patron elinden daha çok şirketleşmiş bireylerin güvencesi altında doğallığıyla geliştirmenin olanaklarını yaratmaya çalışan şirket örgütlenmeleri, kapitalizmin yeni değer üretim biçiminin öncüleridir.

Olanaklar

Maddi olmayan emeğin hegemonyası altındaki üretim süreci sürekli esnek, etkileşime açık ve mümkün mertebe doğallığında gelişen elbirliğine ihtiyaç duyar. Başka bir ifadeyle toplumsal fabrikada üretken emek ancak gelişmiş elbirliği düzeyi sayesinde üretken kılınabilir. Aynı zamanda bu elbirliğinin kendisi de maddi olmayan emek tarafından üretilir. Kapitalizmin modern döneminde sermaye üretim araçlarının mülkiyeti üzerinden emeğin toplumsallığını, elbirliğini tekeli altına aldı. Bu bağlamda bugün sermayenin bu gücünü yitirmeye başladığı söylenebilir, ancak söylenemeyecek olan bu dönüşümün komünist ilişkileri kendiliğinden ortaya çıkardığıdır. Örneğin Linux, yazılım emekçilerinin sermayeden mümkün mertebe bağımsız bir elbirliği neticesinde ortaya çıkarttıkları bir işletim sistemidir. Microsoft şirketinin, sermaye cephesinden yarattığı elbirliği sonucu ortaya çıkan Windows’un şirketsiz, patronsuz, ücretsiz, kendi ifadeleriyle ‘özgür’ muadilidir. Aynı zamanda açık kodludur, yani yaratılan programın kodunu görebilir ve istediğiniz gibi müdahale ederek değiştirebilirsiniz. Dolayısıyla ilk bakışta Linux’un en azından kendisi[vii] sermayeleştirilemez gibi gözükür. Ancak Linux toplumsal üretim ve yeniden üretimde kendisine şirketlerin ağ sistemlerinde ağırlıklı bir yer bulmuştur. Bugün Linux hangi toplumsal ilişkilere hizmet ediyor sorusunu sorduğumuzda bir grup yazılımcının ve Linux meraklısının bilgisayarlarının ötesinde, çok daha geniş bir etkiye (toplumsallığa) sahip olarak sermayenin üretim süreçlerine hizmet eden ağ sistemlerinde ve web hizmetlerinde kâr üretim döngüsüne katılmış bir biçimde karşımıza çıkar. Dolayısıyla Linux’un bütün o özgün ve ‘özgür’ yönleri onu ilişki üretimi düzeyinde komünist kılmaya yeterli olmamıştır. Maddi olmayan emeğin elbirliği, sermayenin toplumsal ilişkileri metalaştırma sürecini devindirdiği oranda sermayenin tahakkümü altındadır.

Emeğin kendisinin sabit sermayeye dönüştüğünü belirtmiştik. Bu elbette emeğin toplumsal genel zeka ile ilişkisinde de yapısal değişikliklere yol açmıştır. Bilgi her zaman için önemli bir silahtır ve bu yaygın iletişim ağları toplumsal emeğin birikimi olarak bilginin sermaye tarafından kontrolünü giderek zorlaştırmaktadır. Ne var ki sermaye giderek bilginin ve emeğin elbirliğinin doğrudan kontrolü yerine oto-kontrol mekanizmalarını devreye sokmaktadır. Bilginin hangi toplumsal ilişkiler içerisinde üretilip çalıştırıldığı temel olduğundan sermaye odak noktasını toplumsal öznelliklerin yaratılmasına kaydırmıştır. Daha basit bir ifadeyle bilgiyi işletip çalıştıran şirketleşmiş bireylerin çıkar ilişkisi temelindeki toplumsallıkları olduğu sürece sermaye bilginin kendisinin mülkiyetinden kolaylıkla vazgeçebilir. Hatta maddi olmayan emek süreçlerinin verimliliğinin artırılabilmesi açısından bilginin serbest dolaşımının teşvik edilmesi dahi gündeme gelebilir. Bu bağlamda kimi otonomist marksistlerin ifade ettiği gibi[viii] komünizmi, genel zekanın ve bilginin özgür dolaşımı bağlamında tanımlamak bizi ancak sermayenin komünizmine götürür.

Sermaye toplumsal fabrikada toplumsal ilişkilerin metalaştırılması üzerinden kendisini güvence altına alır. Bireylerin şirketleşmesi, sermayenin toplumsal ilişkileri metalaştırma gücünün ifadesidir. Sermayenin kendini olumlaması, emeği bireyleştirmek, toplumsallığını metalaştırmaktır. Emeğin kendini olumlaması ise komünalliğinin kuruluşudur. Sermayenin bireyciliği ile emeğin komünalliği antagonisttir. Anti-kapitalizm doğrudan toplumsal bir antagonizmayı ifade eder. Sermayeleşmiş olan insanın insanla kurduğu çıkar ilişkilerine ve metaların metalarla kurduğu toplumsal ilişkiye karşı insanın insanla kurduğu bütün toplumsal ilişkiler ve toplumsal değerler hayata karşı hayatın politik bedenini kurar. Kapitalizme karşı komünalliğin kuruluşu doğrudan politiktir.



[i] Ayrıca bkz. Diyalektik, sınıftır, Otonom sayı 17.

[ii] K. Marx, Grundrisse,Cilt II, Sol Yay., 2003, s.26. Ayrıca bkz.

[iii] K. Marx, Grundrisse,Cilt II, Sol Yay., 2003, s.174

[iv] K. Marx, Kapital’e ek: Dolaysız Üretim Sürecinin Sonuçları, çev.: Mustafa Topal, Ceylan Yay., 1999, s.107.

[v] K. Marx, Grundrisse, Birikim Yay. s. 662

[vi] Buradaki robot kavramı yazılım robotları anlamında kullanılmıştır. Bu küçük yazılım parçaları daha çok gözleme ve veri aktarma görevleri yaparak görevlerini gerçekleştirir.

[vii] Linux’u paketleyip satan şirketler vardır, ancak bunların daha çok, farklı Linux parçalarını bir araya getirip derli toplu paketleme ve destek hizmetini sattıklarını söylemek daha doğru olacaktır.

[viii] Carlo Vercellone, From Formal Subsumption to General Intellect: Elements for a Marxist Reading of the Thesis of Cognitive Capitalism