Kategori: Emek ve Değer Teori
Yayınlanma: 19 Şubat 2012 Gösterim: 3421
Yazdır

“Bu arada bizim için, şu aşamada kesin çizgileriyle henüz tanımlayamayacağımız ek bir perspektif açılıyor: Sermayenin,özel sermayenin ve onun özel üretim sürecinin koşullarıyla olan ilişkisinden farklı olarak– toplumsal üretimin kolektif, genel koşullarıyla özgül ilişkisi.”[1]


 

Grundrisse’nin satır aralarında saklı kalan Marx’ın bu vurgusunu, Negri dışında genel anlamda Marksistler önemsememiş ve bu soyutlamanın üzerinde pek de düşünmemişlerdir. Düşünüldüğünü söylesek bile, bu düşünmenin politik teoriye ve pratiğe yansımasının yok denilecek kadar az olduğunu söylemek sanırım yanlış olmayacaktır. Bu durum, iradi olarak gözden kaçırılan bir sorunsal alan değildir. Marx’ın da vurguladığı gibi, şu aşamada kesin çizgileriyle henüz tanımlayamayacağımız ek bir perspektif olan sermayenin toplumsal üretimin kolektif, genel koşullarıyla özgül ilişkisinin tarihsel ve toplumsal olarak yeterince olgunlaşmadığının bir ifadesidir.

Grundrisse anlaşılmadan Marx’ın güncelliği anlaşılamaz. Grundrisse, içinde bulunduğu kapitalizmin tarihsel-toplumsal koşullarının çok ötesinde bulunan, hatta günümüzü de aşan sermaye kavramının soyutlanmasıdır. Türkiye solundaki yaygın kanı; Marx’ın döneminin kapitalizmin rekabetçi dönemine, emperyalizmin ise tekelci dönemine tekabül ettiği şeklindedir. Bu kanı, Marx’ı unutturmuş ve Marx’ın günümüzde güncellenmesinin önünde ciddi bir engel oluşturmuştur. Günümüz sınıflar mücadelesi Marx’ı çağırmasına karşın, devrimci hareket Marx’ı unutmuş görünmekte, hatırlamak için pek de çaba sarf etmemektedir. Marksist birikimin soykütüğüne bakıldığında, Marksistlerin sınıflar mücadelesi karşısında tıkandığı ve gerilimler yaşadığı dönemlerde, Hegel ve Marx üzerine yeniden düşünmeye geri dönüldüğü görülecektir. Günümüz sınıflar mücadelesinin gerilimleri karşısında, Marksistler, tıkanma ve kriz içindedir. Bu kriz Marksistlerin krizidir. Bu krizden çıkış, felsefeye ve Marx’a geri dönerek kapitalizmi yeniden anlamakla sağlanabilir. Bu teorik, entelektüel bir ihtiyaç değil, politik ve devrimci bir ihtiyaçtır. Kapitalizmin, “sermayenin,özel sermayenin ve onun özel üretim sürecinin koşullarıyla olan ilişkisinden farklı olarak– toplumsal üretimin kolektif, genel koşullarıyla özgül ilişkisi kurularak üretildiği ve yeniden üretildiği bir tarihsel dönemin tam içinden geçiyoruz. Artık “ek bir perspektif”, kesin çizgileriyle çözümlenebilir ve tanımlanabilir. Marksistler, sınıflar mücadelesi karşısında, bu tıkanıklığı ve krizi “ek bir perspektif”in kuruluşu üzerinden aşabilir.

 

Sermaye Toplumsal Bir Kavramdır

Sermaye, toplumsal bir ilişki ve bu ilişkiye içkin olarak toplumsal bir güçtür. Bu toplumsal güç tarihsel ve evrenseldir. Toplumsal kavramının diliyle sermaye, bir “ilişki”, “süreç”, “geçiş”, “akış”, “döngü”, “özne”dir. İlişkisel dilin soyutlanması ölçülemez. Sol, bu soyut dilin üzerinden sermaye kavramını tanımamaktadır. Oysa Marx, toplumsal dilin bu ölçülemez ilişkiselliği altında sermayenin ölçü dilini kullanmıştır. Sermayenin ölçülebilirliğine dayalı somut tanımları, sermayenin soyut ölçülemez tanımlarına içkin kurulur. Mantık, ilişkisel bütünlüğün rasyonelliğidir. Marx’ın uzamı budur.

Marx açısından sermayenin ölçülebilirliği, bir başka deyişle sermayenin analitiği nedir? Tam burada, Hegel’in diyalektik mantığına vurgu yapıp geçmemiz gerekiyor. Marx açısından sermaye bir diyalektiktir. Anlaşılır olabilmesi için biraz abartılı bir ifade kullanırsak, Kapital ve Grundrisse felsefi yapıtlardır. Analitik inceleme, ilişkisel bütünlüğe sahip bir varlığın hareket dinamiğinin açığa çıkarılmasıdır. İlişkisel bütünlüğe sahip “sermaye” kavramının hareket dinamiği “çelişki”dir. Çelişki sermaye kavramının dinamizmidir. Çelişki üzerinden bir çatışma varlığın eylemselliği, kendini olumlamanın maddi ilişkiselliğidir. Sermayenin analitiğine girdiğimizde, “olumsuzlama”, “başkalaşım”, “değersizleşme”, “süreksizlik”, “sınırlama”, “ölçü” gibi kavramlarla dil başkalaşır. Sermayenin analitik dili, birbiriyle sürekli çelişerek devinen bir dildir. Birbiriyle çelişerek devinen bu dil, sermayenin toplumsal tanımının dilini kurar. Sermayenin dinamiğindeki çelişki, sermayenin kurucu gücüdür. Bu kurucu güç, kendi sınırlarıyla ve sınırlamalarıyla devinen ontolojik bir güçtür. Toplumsal fabrika kavramı, çelişkileriyle devinen sermayenin sınıflar mücadelesine içkin toplumsallığının gelmiş olduğu tarihsel boyutu ve sermayenin toplumsal üretimin kolektif, genel koşullarıyla özgül ilişkisini belirtir.

İlişkisel bütünlüğü ifade eden sermayenin toplumsal dili, sermayenin analitik diline içkindir ve diyalektik bir bütünlüğü ifade eder. Asıl olan sermaye dolaşımıdır. Sermaye dolaşımı, üretim zamanı ve dolaşım zamanı diyalektiğinin analitiğiyle kurulur. Dolaşım zamanının analitiği, gerek Grundrisse’nin gerekse Kapital I, II, III’ün önemli bir bölümünü işgal etmesine karşın, akılda kalan Kapital I üzerinden üretim zamanıdır. Solun Marx’ı ekonomi-politik olarak Kapital I’e indirgemesinin nedeni budur. Bu durum, sermaye kavramının anlaşılması açısından ciddi bir engel teşkil etmiştir. “Üretim zamanı”, sermaye üretiminin mekana indirgenmiş biçimi olan fabrika zamanıdır. Sermaye, mekana indirgendiği anda değersizleşir. Sermaye açısından asıl olan “üretim” kavramı, sermayenin toplumsal üretimi ve yeniden üretimidir. Sermaye üretimi, sermaye dolaşımıdır. Burada durup kısa bir açıklama yapmak gerekiyor: “Sermaye dolaşımı” kavramıyla “dolaşım zamanı” kavramını birbiriyle karıştırmamak gerekmektedir. Bu parantezi kapattıktan sonra, asıl olan soyutlamamıza geçebiliriz. Üretim zamanı, fabrika üzerinden sermayenin mekansal analitik dilini, dolaşım zamanı analitiği ise sermayenin toplumsal ilişkisel dilini kurar. Sermaye dolaşımı, sermayenin toplumsal üretimi ve yeniden üretiminin ekonomi-politiğini, sermayenin toplumsal-ilişkisel dilini soyutlar. Bu soyutlama boyutu, sermayenin uzamsal alanını açar.

 

Dolaşım Zamanı ve Eksik Üretim Krizi

Üretim zamanı, iki temel zaman öğesine bölünür: Gerekli-emek zaman ve artı-emek zaman. Artı-emek zaman, gerekli-emek zamanın koşuludur. Üretim zamanı bir emek zamanıdır. Sermaye için üretken emek, sermaye üreten ücretli emektir. Sermaye, var olan değeri koruyan ve bu değere artı-değer katan bir emek sürecini öngörmeden üretim zamanını kurmaz ve çalıştırmaz. Bu bağlamda, sermaye artı-emek zaman yaratan bir gerekli-emek zamana ihtiyaç duyar. Gerekli-emek zaman ve artı-emek zaman diyalektiğini çalıştıran üretim zamanı, üretim sürecinde bulunan üretken emeğin ihtiyaçlarından daha fazla ürünü üretir. Sermayeye dayalı üretimin tözü değişim değeri üzerinden üretim olduğundan, sermaye, her zaman metayı üretmiş olan işçiden başka birinin talebini varsayar. Bu bağlamda, değişim değerine dayanan sermaye üretimi toplumsaldır. Bu bağlamda bir kapitalist, üretim zamanında sömürdüğü işçiye, toplumsal ilişkide bir tüketici gözüyle bakar.

Üretim zamanı, gerekli-emek zamanın artı-emek zamanı, artı-emek zamanın gerekli emek zamanı olumsuzlaması üzerinden devinir. Sermaye, canlı emeği cansız emeğin tahakkümüne alarak verimlileştirir ve gerekli-emek zamanı kısaltıp artı-emek zamanın süresini uzatır. Artı-emek zaman, ürüne dönüştüğü zaman nesnelleşmiş emek zamana dönüşür. Üründe donmuş emek zamana dönüşmeyen artı-emek zaman artı-değere dönüşemez. Bu bağlamda, gerekli-emek zaman artı-emek zamana dönüşmezse değersizleşir. Gerekli-emeğin değerlenmesi artı-emek zamandır. Artı-emek zaman, ürünle birlikte nesnelleşmiş emek zamana dönüşmez ise değersizleşir. Artı-emek zamanın değerlenmesi, ürün üzerinden artı-değere dönüşmesidir. Artı-değer, artı-emek zamanın ürün üzerinden mülkleştirilmesidir. Bu bağlamda artı-değer, gerekli-emeğin mülksüzleştirilmesi, artı-emek zamanın mülkleştirilmesidir. Ürün, değişim değeri üzerinden pazara getirildiği anda metaya dönüşür. Ürünün metaya dönüşümü, ürünün değerlenme sürecidir. Ürün, metaya dönüşmediği zaman değersizleşir. Meta, değişim değeri üzerinden paraya dönüşmediği oranda değersizleşir. Kâr, artı-değerin değerlenmiş biçimidir. Para sermaye, üretim zamanına dönerek canlı emekle buluşamadığı sürece değersizdir. Görüldüğü gibi, her değersizleşme bir değerlenme, her değerlenme bir değersizleşme sürecidir. Sermayenin değerlenme döngüsü, değersizleşme süreçlerine içkindir.

Gerekli olan bu ara paragraftan sonra konumuza tekrar dönersek, metanın değişim değeri üzerinden paraya dönüşerek sermayeleşmesi şarttır. Bunun için, alım gücüne sahip bir tüketici kitlesi gerekir. Oysa dolaşım zamanında bir tüketici, bir müşteri olan emek, metayı alacak alım gücüne sahip değildir. Üretim zamanı içinde yer alan gerekli-emek, dolaşım zamanının tüketimine bir sınırdır. Gerek üretim sürecinde yer alan emeğin üretim zamanında ihtiyaçlarından fazla üretim zorunluluğu, gerekse gerekli emeğin dolaşım zamanının tüketimine koyduğu sınır bir üretim fazlalığını ortaya koyar. Üretim tüketimi, tüketim üretimi olumsuzlar. Bu, bir aşırı üretim-eksik tüketim krizidir.

Buraya kadar anlatılanlar, herkes tarafından bilinen doğrulardır, fakat eksiktir. Bu eksikliğin ıskalanması, doğruların yanlış sonuçlar doğurmasına kapı aralar. Aşırı üretim-eksik tüketim, metanın kullanım değeri ve değişim değeri diyalektiğinin bir ifadesidir. Metanın değişim değeri kullanım değerinin tüketimini sınırlar. Ortada olan tüketim için arza karşı talep yetersizliği değil, alım gücü yetersizliğidir. Klasik iktisatçılar, dolaşım zamanı krizini kullanım değeri üzerinden açıklar. Marx ise, dolaşım zamanı krizini değişim değeri üzerinden kurar.

Üretim zamanı ne zaman biter ve dolaşım zamanı ne zaman başlar? Ürün metaya dönüştüğü anda, üretim zamanı biter ve dolaşım zamanı başlar. Ürünün satılmak için pazara getirildiği zaman, dolaşım zamanının başlangıcıdır. “Pazara taşıma üretim sürecine girer. Ürün, ancak pazarda bulunduğu andan başlayarak ancak metadır, ancak dolaşımdadır.”[2] Bu zaman, sermaye açısından “ölüm taklası”nın atılacağı zamandır. Dolaşım zamanı, sermaye için ölüm taklasıdır. Meta, pazarda müşteriyi değil parayı bekler. Üründeki artı-değer, nesnelleşmiş emek zaman ve fiyat, metada kâra dönüşmeyi bekler. Değişilecek olan şey, ürünlerin kullanım değeri değil değişim değerleridir. Ölüm taklasının başarılması, artı-değerin kâra dönüşmesidir. Değişimde değiştirilen şey, fiyat bağlamında nesnelleşmiş emek zaman, kâr bağlamında ise artı-emek zamandır. Dolaşım zamanında değişim için, “artı-değer (başlangıçta değer olduğu kendiliğinden anlaşılır) için bir artı-eşdeğer gereklidir.”[3] “Demek ki, kullanım-değeri olarak ötekinin tüketimiyle sınırlanmış olması gibi, değer olarak da ötekinin ürünüyle sınırlanmıştır. Burada ölçüsü özgül ürüne olan gereksinim niceliğinde, orada ise dolaşımda var olan nesnelleşmiş emeğin niceliğindedir.”[4] Marx açısından öne çıkarılan şey, “kullanım-değeri üzerinden ‘gereksinim niceliği’ değil, değer açısından nesnelleşmiş emeğin niceliğidir.” Dolaşım zamanında, değişim için meta başka bir metayı, nesnelleşmiş emek zaman ise başka bir nesnelleşmiş emek zamanı çağırır. Para, toplumsal emek zamanın bir biçimidir. Fiyat, kâra dönüşmesi için parayı çağırır. Bu bağlamda dolaşım zamanı, üretim zamanının değişimi için başka bir üretim zamanını zorunlu kılar. Ortada eksik tüketim krizini aşan bir boyut vardır: Sermayeye dayalı toplumsal üretimin ve yeniden üretiminde, aşırı üretim krizi, değişim değerine dayalı eksik üretim krizidir. Artı-emek zaman, gerekli-emek zaman için bir ön koşuldur. Dolaşım zamanı krizi, emeğin toplumsal boyutta, ücretli emek altında sınıflaştırılamaması, sermayenin toplumsal emeği gerekli-emek zaman altında tahakküm altına yeterince alamaması krizidir. Bu bağlamda, dolaşım zamanı analitiği, bize dolaşım zamanı üzerinden sermayenin toplumsal dolaşımının ve tahakkümünün kapısını açar.

 

Sermaye Dolaşımı

“Sermayenin tüm üretim süreci hem asıl dolaşım sürecini, hem de asıl üretim sürecini kapsar. Bunlar, onun hareketinin iki büyük kısmını oluşturur, bu hareket bu iki sürecin bütünü olarak kendini gösterir. Burada bir yandan emek-zamanı vardır, öte yandan dolaşım zamanı. Hareketin bütünü, emek-zaman ile dolaşım zamanının, üretim ile dolaşımın birliği halinde kendini gösterir.”[5] Sermaye dolaşımının üretim ve dolaşım zamanının birliği olduğunu netleştirdikten sonra, ikinci bir netleştirmeye ihtiyaç vardır: “Dolaşımın kendisi üretimin bir öğesidir, çünkü sermaye ancak dolaşım yoluyla sermaye olur; üretim, ancak dolaşımın kendisi üretim sürecinin bütünü olarak ele alındığı ölçüde, dolaşımın bir öğesidir.”[6] Sermaye üretimini üretim zamanı ile, sermaye dolaşımını da dolaşım zamanı ile karıştırmamak gerekir. Üretim zamanı ve dolaşım zamanı, sermaye dolaşımının veya sermaye üretiminin birer öğesidir.

“Dolaşım Zamanı ve Eksik Üretim Krizi” başlığı altında, dolaşım zamanını değerin değişim ilişkisi üzerinden düşünmüştük. Şimdi ise, dolaşım zamanını üretim zamanı ilişkisi üzerinden düşünerek sermaye dolaşımına geçeceğiz. Bilindiği gibi üretim zamanı, gerekli ve artı-emek zaman üzerine kuruludur. Sermaye açısından temel sorun, gerekli-emek zamanı küçültüp artı-emek zamanı büyütmektir. Üretim zamanı içerisinde emeğin verimliği yükseltilerek artı-emek zaman artırılır. Mutlak artı-değere karşı nispi artı-değerin anlamı budur. Fakat üretim zamanından bağımsız olarak artı-emek zamanı belirleyen başka bir faktör karşımıza çıkar: Dolaşım zamanı. “Dolaşım zamanı, kendi niteliği gereği, değerlenmeye engeldir (gerekli emek zamanı da kuşkusuz bir engeldir; ama bu olmadan değer ve sermaye ortadan kaybolacağına göre, aynı zamanda oluşturulan bir öğedir); artı-emek-zamanından bir indirim, ya da artı-emek-zamanına oranla gerekli-emek-zamanında bir artıştır. Nasıl canlı emek değer yaratıcısı ise, sermayenin dolaşımı da değer gerçekleştiricidir. Dolaşım zamanı, yalnızca bu değeri gerçekleştirmenin bir engelidir ve bu ölçüde de değer yaratmanın engelidir; genel olarak, üretimden kaynaklanan bir engel değil, sermaye üretimine özgü bir engeldir.”[7] Bu bağlamda, üretim zamanı dolaşım zamanını belirlemez; fakat dolaşım zamanı üretim zamanını belirler. Bu belirleme, değer yaratma bağlamında bir engel değil, değer gerçekleştirmenin engeli dolayısıyla değer yaratmanın engelidir. Dolaşım zamanı uzadıkça üretim zamanında artı-emek zaman düşer, gerekli-emek zaman yükselir. Bu bağlamda, artı-değer miktarının kâra dönüşmesini üretim zamanı değil dolaşım zamanı belirler. Kar, dolaşım zamanının belirlediği artı-zamana bağlı artı-değerdir.Bu bağlamda sermaye, artı-emek zamanı artırabilmek için gerekli-emek zamanı azaltmayı zorunluluk olarak görüyorsa, artı-değer miktarını artı-emek zaman miktarıyla aynılaştırmak için dolaşım zamanının sıfırlanmasını gerekli görür. Sermaye dolaşım döngüsünü ne kadar hızlı tutarsa, o kadar sermayedir. Sermaye, gerek üretim zamanında gerekse dolaşım zamanında fazla beklememelidir. Üretim zamanında kalma süresini kısaltmak için, sabit sermayenin üretken gücünü artırarak bunu üretim zamanında başarabilir. Dolaşım zamanında kalma süresini kısaltmak için ise, toplumsal ilişkinin tüm boyutlarını sabit sermayeye ve bu bağlamda sermayenin toplumsal üretici gücüne dönüştürerek gerçekleştirir. Kapı, dolaşım çemberinin yatay ve dikey olarak genişlemesine ve derinleşmesine açılır. “Mutlak artı-değerin sermaye yoluyla –daha çok nesneleşmiş emek– yaratılması, dolaşım çemberinin genişlemesine ve sürekli genişlemesine bağlıdır. Bir noktada yaratılan artı-değer, başka bir noktada, karşılığında değişildiği artı-değerin yaratılmasını gerektirir… Bu yüzden sermayeye dayalı üretimin bir koşulu, çember ister doğrudan genişlesin, ister üretim noktaları olarak aynı çemberde daha çok nokta yaratılsın, sürekli genişleyen bir dolaşım çemberinin üretilmesidir. Dolaşım önce verilmiş büyüklük olarak bulunduğu halde, burada hareketli ve üretim yoluyla kendi kendini genişleten durumdadır. Ardından, kendisi üretimin bir öğesi olarak ortaya çıkar. Bundan dolayı sermaye nasıl bir yandan sürekli daha çok artı-emek yaratma eğilimi gösteriyorsa, tamamlayıcı eğilim de daha çok nokta yaratma yolundadır; yani burada mutlak artı-değer ya da artı-emek açısından bakıldığında, tamamlayıcı olarak daha çok artı-emeği kendine katmak ister; aslında bu, sermayeye dayalı üretimi ya da ona uygun düşen üretim tarzını yayma eğilimidir. Dünya pazarı yaratma eğilimi sermaye kavramının içinde verili olarak doğrudan vardır… Öte yandan, göreli artı değer üretimi, yani üretken güçlerin çoğalmasına ve gelişmesine dayalı artı değer üretimi tüketimin üretimini gerektirir; daha önce üretici çember için olduğu gibi, dolaşım içinde tüketim çemberinin genişlemesini gerektirir. Birincisi var olan tüketimin nicel genişlemesi; ikincisi var olan gereksinimlerin daha geniş bir çerçeveye yayılmasıyla yeni gereksinmelerin yaratılması; üçüncüsü, yeni gereksinmelerin üretilmesi, yeni kullanım-değerlerinin keşfi ve yaratılması. Başka bir deyişle, bu, kazanılmış artı-emeğin yalnızca nicel bir fazlalık olarak kalmaması aynı zamanda emeğin nitel farklarının çevresini (ve dolayısıyla artı-emeği) sürekli büyütmek, böylece daha çok çeşitlendirmek ve kendi içinde farklılaştırmaktır.”[8] Sermayenin toplumsal boyuttaki bu yayılımı ve yoğunlaşması ile, biçimsel tahakkümden sermayenin gerçek tahakkümüne, gerçek tahakkümden sermayenin toplumsal üretimin yeniden üretiminin ağsal network’üne geçilir. Sermaye, üretken güçlerin gelişmesini, gereksinmelerin genişlemesini, üretimin çok yanlı olmasını, doğal ve zihinsel güçlerin üretiminin çeşitliliğini ve işletilmesini sağlayarak, bu güçleri toplumsal artı-değerin üretilmesi için üretici güce dönüştürür. Bu boyutla birlikte maddi üretimin genel temeli, genel değişimin kendisi haline, dünya pazarı haline ve böylece bu pazarı meydana getiren etkinliklerin, ilişkilerin, gereksinmelerin bütünü haline gelir. “Sermaye, en yüksek gelişmesine, toplumsal üretim sürecinin genel koşulları, toplumsal gelirden yapılan kesintiden, devletin vergilerinden değil… sermaye olarak sermayeden ödendiği zaman ulaşır.”[9] İçinde bulunduğumuz zaman bu zamandır. Keynesçilikten neo-liberalizme, emperyalizmden imparatorluğa geçiş bunun ifadesidir. Toplumsal fabrika, toplumsal ilişkilerin üretiminin ve yeniden üretiminin biyo-politik üretimidir. Sermaye, biyo-politik üretimdir.

Cengiz Baysoy



[1] Karl Marx, Grundrisse cilt II, Sol yay. 2003, s: 26

[2] Karl Marx, Grundrisse cilt II, Sol yay. 2003, s: 116

[3] Karl Marx, Grundrisse cilt I, Sol yay. 1999, s: 306

[4] Karl Marx, Grundrisse cilt I, Sol yay. 1999, s: 307-8

[5] Karl Marx, Grundrisse cilt II, Sol yay. 2003, s: 102

[6] Karl Marx, Grundrisse cilt II, Sol yay. 2003, s: 15

[7] Karl Marx, Grundrisse cilt II, Sol yay. 2003, s: 34

[8] Karl Marx, Grundrisse cilt I, Sol yay. 1999, s: 308-9

[9] Karl Marx, Grundrisse cilt II, Sol yay. 2003, s: 25