Kategori: Emek ve Değer Teori
Yayınlanma: 18 Şubat 2012 Gösterim: 3085
Yazdır

Marx üzerinde düşünmek, Marx ötesi Marx’a geçmek ve Marx’ı güncelleştirmek ihtiyacı, “Neden Marx?” sorusunu yanıtlamaktan geçiyor. Ekonomi politik, kapitalizmin tözüdür ve ekonomi politiğin teorik ve pratik eleştirisi yapılmadan anti-kapitalist bir devrim mümkün değildir. Marx, devrimi hayatını adadığı ekonomi politiğin eleştirisi

içinden kurmuştur. Bu imzaya çarpmadan, Marx’ı içermek ya da aşmak mümkün değildir. “Neden Marx?” sorusuna yanıtımız budur.
Sol, Marx’ı Lenin üzerinden okudu. Emperyalizm çağında Marx, kapitalizmin rekabetçi dönemini ifade ediyordu. Böyle denildi ve biz de böyle bildik. İkinci resmî yönlendirme, bilimsel olmayan ve bilimsel Marx ayrımıydı. Bu ayrım, “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” kitabının önsözü ve “Kapital I” dışındaki Marx’ı önemsizleştirdi. “Grundrisse”de olduğu gibi “Alman İdeolojisi” kitabı da 1933’te yayımlandı. Bu durum iki sonuca neden oldu. Birincisi, Marx’ın politik eleştirisinin önü kapatıldı. İkincisi, Marksizmi bir devlet ideolojisi, partiyi devlet, devleti de emeğin üzerinde tahakküm aleti haline getirenlerin, Marx tarafından eleştirisi engellendi. Birbiriyle çelişen bu iki sonuç, tam da istenileni karşılıyordu. Ne Marx’ı eleştireceklerdi ne de Marx tarafından eleştirileceklerdi. Ve Marx unutturuldu. Böylece sol, dar pratikçiliğin içinde entelektüel gücünü ve şiddetini yitirdi. Oysa Marx, rekabetçi dönemi değil, tam da günümüzü ifade ediyordu. Hayat, anti- kapitalist komünalist bir devrimi talep etmeye devam ediyor. Ve Marx, “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı”dan önce yazılmış, “bilimsel olmayan” bu ötelenmiş eserlerinde komünizmden bahsediyor.
Konunun anlaşılır kılınması için, bilimsel olmayan Marx’ın yapıtları üzerine yapılan yorumlardan iki örnek vermek istiyorum. İlginç olan bu yorumlar, Marx’ın “bilimsel olmayan” kitaplarındaki sunuş ve tanıtım yazılarında bulunmaktadır. Auguste Corno, Marx’ın “1844 Elyazmaları” kitabında, “Geçmişi oluşturan kötü çağa, düşüncelleştirilmiş bir geleceğin karşıt çıktığı bu yapıtın henüz yarı-idealist ve ayrıca ütopyacı niteliğini bu durum belirler. Ama kapitalist rejimin henüz kurgusal bir bakış açısından yapılmış çözümlemesi, ona ideolojik düzeyde kesin bir ilerleme olanağı verir”  diyerek katkılarını sunuyor. “Alman İdeolojisi” kitabının “sunuş” yazısını kaleme alan Jacoques Milhau, şöyle değerlendiriyor: “Ama henüz marksist değillerdir. Onların anlayışlarındaki ilerleme, teorik olarak, Kantçı ‘İnsan nedir?’ sorusundan doğan sorunsala bağlı kalır… Şu halde, Marx ve Engels, daha 1845’ten itibaren Feuerbach’tan miras kalan hümanizme toplumsal-siyasal boyutlarını vermeyi ve onun ahlaki idealizminin yerine devrimci görevleri koymayı başarmışlarsa da, kurgul insanbilimin tutsağı olmaktan da kurtulmamışlardı.”  Bunlara benzer pek çok alıntı verilebilir. Fakat bu makalenin amacı Marx’ın yapıtları üzerine düşünmek olmadığından, metni alıntılarla sıkıntılı hale getirmenin gereği de yoktur. Peki Marx, ne zaman Marksist oldu? Marx, bilimselleştiği zaman, Marksizm bilimselleştirildiği zaman. Oysa Marx, “bilimsel olmayan Marx” iken şöyle yazmıştı: “Filozoflar dünyayı yalnızca değişik biçimde yorumladılar, oysa sorun onu değiştirmektir.”
Marx, daha “Marksist” olmadan ama “Marx” iken, idealizm ya da yarı-idealizmle ve kurgusal düşünme ile mesafesini açmıştı. Hegel ile mesafesi budur. Hegel’in başı üzerinde duran felsefesini idealizmden ve kurgusallıktan kurtarmak ve ayakları üzerinde duran maddeci bir tarih anlayışı kurmaktır. Marx’ın Hegel ile bütün polemiğinin altında yatan, “kurgusallık” eleştirisidir. Düşünce maddi hayatı değil, maddi hayat düşünceyi belirler. Marx, hiçbir zaman spekülatif düşünce içinde olmamıştır. Marx, 1843’te “Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi” kitabını yazdıktan sonra, özel olarak tekrar Hegel ile uğraşmamıştır. Feuerbach, zaten Hegel'i darmadağınık etmiş ve mesafeyi açmıştı. Marx’ı Marx yapan, Hegel eleştirisi değil, Hegel sonrası felsefe eleştirisidir. Marx, tarihsel ve toplumsallığından koparılmış soyut insan üzerine kurulmuş sol Hegelciler, kaba materyalizm, eşitlikçi, ortaklaşmacı ve ütopist komünizm ve Feuerbach eleştirisi üzerinden kendisini kurmuştur. Marx için Feuerbach, materyalist olduğu zaman tarihten uzak olmak ve tarihi hesaba kattığı zaman da materyalist olmaktan çıkmaktır. Marx, Hegel karşısında maddeci, Feuerbach karşısında tarihselcidir. Marx, tarihsel materyalizmin kurucusudur.
Bilimsel olmayan Marx, felsefeci, hukukçu ve tarihçi olarak karşımıza çıkarılmaktadır. Tarih, Marx için bilim değil miydi? O zaman, Marx’ı bilimsel kılan ekonomi politik midir? Marx, “Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi”ni kaleme aldığında, ekonomi politiğin önemini biliyordu. Marx için asıl olan sivil toplumdur ve sivil toplumun anatomisi ekonomi politiktir. “1844 Elyazmaları” ve “Alman İdeolojisi” de, ciddi bir ekonomi politik eleştirisidir. “1844 Elyazmaları”nın bir diğer adı, “1844 Elyazmaları - Ekonomi Politik ve Felsefe”dir. Marx, hiçbir zaman ekonomi politikten ayrılmamıştır. “Bilimsel olmayan Marx”ın bütün yapıtları, ekonomi politiğin eleştirisine içkindir. Marx, “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı”nın önsözünde, “Kafamda biriken kuşkuları gidermek için ilk giriştiğim çalışma, Hegelci “Hukuk Felsefesi”ni eleştirici bir gözle yeniden gözden geçirmek oldu… Araştırmalarım, devlet biçimleri kadar hukukî ilişkilerin de ne kendilerinden, ne de iddia edildiği gibi insan zihninin genel evriminden anlaşılamayacağı, tam tersine, bu ilişkilerin köklerinin, Hegel’in 18. yüzyıl İngiliz ve Fransız düşünürlerinin örneğine uyarak ‘sivil toplum’ adı altında topladığı maddî varlık koşullarında bulundukları ve sivil toplumun anatomisinin de, ekonomi politiğin içinde aranması gerektiği sonucuna ulaştı. Ben, ekonomi politiği incelemeye Paris’te başlamıştım ve bu incelemeye, Bay Guizot’nun hakkımda verdiği sınır dışı edilme kararı sonucu göçmek zorunda kaldığım Brüksel’de devam ettim. Ulaşmış olduğum ve bir kez ulaşıldıktan sonra incelemelerime kılavuzluk etmiş olan…”  o meşhur soyutlamasını yapmıştır. Bir başka çarpıcı örnek vermek gerekirse, Marx “Bizim görüş tarzımızın kilit noktaları, polemik tarzında olsa da, ilk defa olarak bilimsel şekilde 1847’de yayımlanmış olan ve Proudhon’u hedef alan “Felsefenin Sefaleti” vb. adlı yapıtımda sunuldu.”  demiştir. Marx’ın bilimciliğinden bahsedilecekse, Marx ekonomi politikçi değil, tarihçidir. Ekonomi politik üzerinden kapitalist toplumsal tarihi çözümlemiştir. Marx, hiçbir zaman tarihten, toplumdan ve ekonomi politikten kopmamıştır.
Genç Marx, olgun Marx, bilimsel olmayan, yarı-idealist ya da kurgusal Marx, bilimsel Marx ayrımları sahte ayrımlardır. Bu ayrımlar gerçekçi ayrımlar değildir ve çok ciddi olumsuz politik sonuçlara neden olmuştur. Marx’ın yarı-idealist, kurgusal ve bilimsel dönemsel ayrımları ve yalpalamaları yoktur. Bu tür ayrımlar üzerinden okumalar, Marx’ı, Marx’ın içinde bulunduğu tarihsel ilişkiden ve bu ilişkilerin çatışmasından bağımsızlaştırarak bir metne indirgemektir. Marx’ın tarihi, metinlerin, kavramların tarihi değildir. Marx’ı metinlerin, kavramların tarihi içinden okumak tam da kurgusallığın kendisidir. Marx tarihin ürünüdür ve Marx’ın tarihi, yaşadığı tarihsel dönemin sınıf mücadelesi tarihi içinden okunmalıdır.

1848 Kırılması
Bütün mesele, “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” kitabının öncesi ve sonrasındaki Marx ayrımıdır. Böylesi bir ayrım, Marx’ın kuramsal düşüncesindeki değişiklikler üzerinden -kurgusallık, yarı-idealistlik ve ütopistlikten bilimselliğe doğru- okunmasından kaynaklanmaktadır. Marx’ın kafasında, her zaman ekonomi politik ve ekonomi politiğin bilimsel çözümlenmesi vardı. Politik koşullar ve zaman problemlerine göre Marx düşündüklerini gerçekleştirebildi. 20 yüzyılda bazıları için yeni olan, Marx için eskimişti.
Kuramsal düşüncedeki değişiklik üzerinden bu okuma sahte bir okumaydı ve Marx’ın politik eleştirisinin önünü kapattı. Evet bir fark vardır, fakat bu fark kuramsal değil politiktir ve 1848 devriminin yenilgisi ve bu durumun Marx üzerindeki politik etkisidir.
Kuramsal ya da bilimsel bilgi üretimi çatışmanın ürünüdür. 1848 devriminde ve öncesinde Marx, politik mücadelenin devrimci bir militanıydı. “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı”dan önceki eserlerinde polemik yanının ağırlığı, bunu ifade etmektedir. Bilimsel olmayan Marx, 1848 devrimi öncesi işçi sınıfının mücadelesi üzerinde politik etki yapan kişilerin düşünceleriyle polemik içindeydi. Bu özneler, Hegel sonrası felsefe üzerinde temellenen politik adreslerdi. 1847’de kaleme alınan ve günümüzün masasında hâlâ geleceğin siyaset belgesi olarak duran “Komünist Manifesto”, Komünistler Birliği teşkilatının ve militan devrimci Marx’ın ürünüdür. Eğer bir ayrım yapılacaksa, bu ayrım “Manifesto” öncesi ve sonrasındaki Marx ayrımı olmalıdır. Marx’ın Marksizmleşmesi, kuramsal değil politiktir.
1848 devriminin yenilgisi, Marx’ın polemiğe girdiği güçlerin ve düşüncelerin dükkanlarının kepenklerini bir daha açılmamak üzere kapattı. Marx’ın bu durumdan etkilenmemesi mümkün değildi. Bu süreçten bu etkilenme içinde çıktı. Bu etkinin ne olduğu üzerine düşünülmedi. Bu, görülmediğinden değildi. Görülüp de görmezlikten gelinen bir sırdı. Bilimsellik adına bu sır yok sayıldı.
Marx, düşüncesinde her zaman taşıdığı fakat bir türlü gerçekleştirecek zamanı bulamadığı ekonomi politik üzerine çalışmak için zaman ve koşulu, ancak 1848 devriminin yenilgisinden sonra bulacaktır. 1848 yenilgisinden sonra, Komünistler Birliği feshedildi ve Marx İngiltere’ye yerleşti. Yoksulluk ve hastalık içinde geçen uzun yıllarını, ekonomi politiğin bilimsel çözümlenmesine adadı. “Grundrisse”, “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı”, “Kapital” gibi değerler bu sürecin ürünleri olarak doğdu.

1848 Yenilgisinin Sonucu
Engels’in 1895’te, 1848 devriminin yenilgisi üzerine, “Tarih bizi ve bizim gibi düşünenleri yanılttı” diyerek başladığı önemli özeleştiri üzerinde tekrar tekrar düşünmek gerekiyor. Bir devrim beklendi ve bu devrim gerçekleşmedi. Bunun nedenleri üzerinde Marx ve Engels’in değerlendirmelerinde örgütlenme, mücadele biçimi, devrimi yapacak sınıfsal güç ilişkilerinin oluşumunda solun pek de alışkın olduğu sınıf ittifakları ve taktiksel pozisyonlar üzerinde pek durulmadı. Çok daha köklü bir değerlendirme yapıldı. Marx, 1850’de “Burjuva toplumun üretici güçlerinin, burjuva ilişkileri çerçevesi içinde, mümkün olan olanca hız ve bereketiyle geliştiği bu genel refah döneminde, gerçek bir devrim söz konusu olamaz. Böyle bir devrim, ancak şu iki etmen, modern üretici güçler ile burjuva üretim biçimleri çatıştıkları dönemlerde mümkündür”  diyerek nesnel ve bilimsel bir yasanın soyutlamasını yapıyordu. “Ama bu yenilgilerde yenik düşen devrim değildi. Yenilgiye uğrayan, devrim-öncesi geleneksel uzantılar, keskin, uzlaşmaz sınıf karşıtlıkları noktasına henüz gelmemiş olan toplumsal ilişkilerin sonuçları idi.”  1848 Avrupasını sallayan devrim, tarihin bilimsel yasasına, “keskin uzlaşmaz sınıf karşıtlıkları noktasına henüz gelmemiş olan toplumsal ilişkilerin sonuçlarına” çapmıştı. 1848 yenilgisinden sonra, çubuk, sınıfsal güç ilişkilerinden nesnel yasaların devinimine büküldü. “Feuerbach Üzerine Tezler”de, değiştiren ve dönüştüren öznelliği (eylemsel pratiği, praksisi) nesnellik olarak göremedikleri için kaba materyalistleri eleştirirken ve bunun üzerine “tarih” kavramını önemserken, 1848 sonrası, öznellikten bağımsız nesnel devinim çözümlemesine dönüldü. “Komünist Manifesto”da, tarih, sınıflar mücadelesi tarihiydi. “Alman İdeolojisi”nde, tarihin devindirici gücü devrimdi. 1848 yenilgisinden sonra, tarih, üretici güçlerin gelişmesinin tarihi oldu. 1859’da yazılan “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı”nın o meşhur önsözü, 1850’de, 1848 devriminin değerlendirilmesinde yazılmıştı. Önsözden, 1850 değerlendirmesine “İçerebildiği bütün üretici güçler gelişmeden önce, bir toplumsal oluşum asla yok olmaz” soyutlamasını eklediğimizde, 1848 değerlendirmesinin önemi daha çok öne çıkmaktadır. Önsöz, 1848 değerlendirmesinin “bilimsel” açılımıdır.

Sır: Kriz Teorisinde Değişim
Tarih, insanın geçim araçlarının üretimi üzerinden maddi hayatlarının üretimi ve yeniden üretimidir. Toplumsal ilişkilerin niteliği; o toplumun üretimine, ne ürettiğine ve nasıl ürettiğine bağlıdır. Emeği verimli kılan üretim araçları, bu araçları üreten emeğin biçimsel niteliği ve toplumsal tarihin biriktirdiği genel zenginlik üretici güçleri ifade etmektedir. Marx, “Grundrisse”de buna “genel zekâ” der. Üretim ilişkilerini ise, mülkiyet ilişkisinin niteliği belirler. Üretici güçler, bu üretim ilişkileri, yani mülkiyet ilişkileri içinde devinir. Toplumsal hayatın maddi üretimi ve yeniden üretimi, üretici güçler ile üretim ilişkilerinin gerilimine bağlıdır.
Üretici güçlerin en önemli dinamiği, emeğin niteliğidir. Kapitalist toplumda, emeğin niteliği “ücretli emek”tir. Emek, sermaye tarafından ücretli emek biçimi altında sınıflaştırılır. Emeğin ücretli emek biçimi altında sınıflaştırılması, özel mülkiyetin kuruluşudur. Sorun, üretim ilişkisini, yani özel mülkiyet ilişkisini üreten ve yeniden üreten üretici güçlerin yıkıcı bir güce dönüşmesidir. Emek, “ücretli emek” biçimi altında sınıflaştırılmasına karşı, sınıfsızlaşma direnişiyle, özel mülkiyet ilişkisi karşısında yıkıcı bir güce dönüşür. Bu bağlamda, üretici güçlerin yıkıcı bir güce dönüşümü, üretici güçlerin gelişimine içkindir. Sermayenin olumlama pratiğinin diyalektiği içinde, emeğin “ücretli emek” altında sınıflaştırılması, üretici güçlerin gelişimidir. Emek, “ücretli emek” altında sermayeleşir. Bu durumda, sermaye açısından “ücretli emek” ile “sermaye” arasında bir uzlaşmaz karşıtlık yoktur. Sermayenin olumlama pratiğinin diyalektiğinde, sermaye ile ücretli emek arasında antagonizma yoktur, fakat çelişki vardır. Sermayenin olumlama pratiği diyalektik olarak çalışırken, emeğin olumlama pratiği diyalektik olarak çalışmaz! Emeğin olumlama pratiğinde, “emek” ile “sermaye” arasında çelişki değil tam bir antagonizma vardır. Bilimsel olmayan Marx’ta, “Komünist Manifesto” öncesi Marx’ta, 1848 öncesi Marx’ta kriz teorisi, emeğin olumlama pratiğine içkin antagonizma üzerinden kurulmuştur. Emeğin yıkıcı gücü, üretici güçlerin gelişimine içkindir. Öznellik, yıkıcı güç bağlamında nesnelliktir. Sorun, bu uzlaşmazlığı toplumsal antagonizmaya çevirebilmektir. Bu durum tamamen politiktir. Leninizm, emeğin olumlama pratiğine içkindir. Bilimsel olmayan Marx, özel mülkiyete karşı komünizmi politik olarak kurar. Komünizm, kapitalizmi yıkan politik pratiğin kendisidir. Bir başka deyişle, komünizm asıl olan devrimcilikle özdeştir.
Bilimsel Marx, kriz teorisini emeğin olumlama pratiğinden çıkarıp sermayenin olumlama pratiği içinde kurmanın dönüşümüdür. “İçerebildiği bütün üretici güçler gelişmeden önce, bir toplumsal oluşum asla yok olmaz.” Sermaye, emeği dünya çapında ücretli emek altında sınıfsallaştırmayı tamamlamadan kapitalizm yıkılamayacaktır. Bu durum, sermayenin olumlama pratiğinin diyalektiğinin kapanmasına kadar, emeğin toplumsal kurtuluş mücadelesini “ücretli emek” ve “sermaye”nin “çelişki”sine oturtmanın yolunu açmıştır. Hegel diyalektiği işte budur. Alman Marksizmi bu yolun yolcusudur. Bilimsel Marksizm, emeğin yıkıcı güç niteliğini üretici güçlerin gelişimine içkinlikten çıkarmaktır. Bu noktadan sonra, özel mülkiyet karşısında komünizm yıkıcı politik pratik değil, sermayenin kendi elleriyle kendisini yok edeceği tarihsel gelişmenin bir momentine bırakılacaktır. Artık toplumsal antagonizma politiklikten çıkmış, sermayenin olumlama pratiğinin diyalektiğine kapatılmıştır. 1848’in değerlendirilmesi ve özeleştirisi, diyalektik üzerinden yeniden Hegel’e dönüştür. Yıkılması gereken yabancılaşmış güç olan “devlet”, Alman Marksizminde düzenleyici planlayıcı devlete, Ekim Devrimi’yle birlikte de üretici güçleri, yani “ücretli emeği” geliştiren bir mülkiyet biçimine, “devlet mülkiyeti” biçimine dönüşmüştür. Toplumsal hayat “devlet”leştirilmiştir. Toplumsal hayat askerileştirilerek devlet derinleştirilmiştir. Hegel’de her şey, kutsal olan “devlet”e çıkar. Toplumsal hayat devletin dokularıdır. Fakat Ekim Devrimi, devleti yıkacağına toplumu devletleştirmiştir. Tarihin cilvesi: Hegel’i eleştirirken Hegel’i gerçekleştirdik. Bu, bizim üstlendiğimiz utancımızdır. Bu utancı üstlenmeyi, onurumuz adına bir borç biliriz.

Cengiz Baysoy