Kategori: Emek ve Değer Teori
Yayınlanma: 17 Şubat 2012 Gösterim: 3829
Yazdır

‘Bilgi toplumu’ kavramı, bir yandan somut ve güncel olanın sınırlarına hapsedilip mutlaklaştırılma, ya da tarihsizleştirme riski taşırken, diğer yandan geçmişin ve geleceğin bugünde somutlandığını göz ardı eden bir yerden teorisizme kurban edilme riski taşıyor. Oysa kavram, kapitalist birikim sürecinin kendini yeniden

üretme ve örgütleme söylem ve pratiklerinin tarihselliği içinde, sermayenin kendini toplumsallaştırma dinamikleri üzerinden anlaşılabilir. Bu anlamıyla ‘bilgi toplumu’ kavramı, emeğin denetim altına alınması mekanizmaları, toplumsal yeniden yapılanma üzerindeki etkileri ve kapitalist sistemin iktidar işleyişini meşrulaştırma işlevi ile yorumlandığında ön açıcı olabilir.
Günümüzde ‘hızlı’, ‘kolay ulaşılabilir’ ve ‘kodlanabilir’ bilgi ve teknolojiye dayalı rekabetin kaçınılmazlığı sıklıkla vurgulanıyor. Bu, bir yandan ‘bürokratik’, ‘merkeziyetçi’ ve ‘hiyerarşik’ niteliklere sahip Fordist birikim sürecinin ve ona denk düşen toplumsal ilişkiler bütününün kurucu bilgisinin dönüştürülmesi anlamına gelirken, diğer yandan tüm toplumsal alanların ve öznelerin kapitalist birikim sürecinin iktidarına, başka hiçbir toplumsallaşma olasılığına yer bırakmadan, tabi kılınmasını sağlayacak bilinç, bilgi ve etkinlik biçimlerinin yaratılması anlamına geliyor. Dolayısıyla, emek-sermaye arasındaki çatışkı bağlamında, bilgi ve teknoloji, kapitalist üretim ilişkilerinin iktidarının kurulması işleviyle sermayenin kendisine içkin bir toplumsallaşma süreci olarak okunmak durumundadır. Bu tür bir okumanın önünü açacağını varsaydığım temel noktalar aşağıda açıklanmaya çalışılacaktır.

Bilginin, kapitalist iktidar işleyişinin kurucu ve kurulan denetleme mekanizmaları ile olan ilişkisinin içselliği.
Söylemi yaratan bilginin (burada, bilgi toplumu kavramının söylem olarak toplumsallaştırılmasının bilgisidir), ancak farklı toplumsal pratiklerin çatışkısı zemininde üretilebileceğini, bu üretimin karşıtlıkların birbirini dışlamasını önceleyen bir yöntemle gerçekleştirildiğini ve böylece iktidarın işleyişini meşrulaştıran bir hiyerarşi yaratarak, kendi iktidarını ilişkide bulunduğu tüm toplumsal yapılarla beraber mutlaklaştırdığını görmek gerekiyor. Bu anlamıyla bilgi toplumu kavramı ve onun üretilme mekanizmaları doğrudan kurulan ve kuran bir iktidara gönderme yapar, yani bilgi toplumu içselleştirilmiş bir toplumsal iktidarın kendisidir.
Bilgi toplumunu kapitalist ilişkilerden soyutlayan ve kendinden menkul bir toplumsal değişim ve mutlak bir gerçeklik olarak tanımlayan kuramların (egemen iktisat kuramları, sanayi sonrası toplum kuramları ve enformasyon toplumu kuramları) bilgi toplumu analizlerinde referans aldıkları yöntem itibariyle düştükleri açmazlar veya tartışmalı noktalar, ya evrimci düşünme sistematiğine özgü olan kaçınılmaz belirlenimcilik, ya da pozitivizmin sınırlı değişkenli genellemeleridir (yani yansız bilimcilik).
İlk defa 1960’larda kullanılmaya başlayan bilgi toplumu veya daha yaygın olarak ifade edilen biçimiyle enformasyon toplumu kavramı farklı gerçeklik tanımlarına gönderme yapsa bile temel olarak vurgulanan sanayi üretimine dayalı kapitalist üretim, tüketim ve bölüşüm ilişkilerinin dönüşmüş olduğu ve bilgi-iletişim teknolojilerine dayalı bir toplumsal yapıya geçişin başladığı veya geçildiğidir. Bilgi toplumu kuramlarının önünü açan Bell (1973) bilgi toplumunun ortaya çıkışını bilgisayarın ortaya çıkışı ile açıklar. Değişimin, yani enformasyon toplumuna geçişin, motoru bilgisayardır. Tıpkı tarım üretiminde toprak, sanayi üretiminde enerji, doğal kaynaklar ve makine teknolojisinin dönüştürücü etkiye sahip olması gibi, bilgi-iletişim teknolojileri de sanayi sonrası toplumun dönüştürücü gücüdür. Bell’e göre bilgi-iletişim teknolojilerinin dönüştürücü gücü, bu teknolojilerin bilginin üretildiği ve işlendiği merkez ve mekanlar ile bilginin iletilmesi arasında zaman ve mekan farklarının ortadan kalkmış olmasından kaynaklanır. Bu ayrımın ortadan kalmış olması, bilgi iletişim teknolojilerinin ekonomik büyümeyi ve teknik yenilenmeyi sağlayan bir üretim faktörü olmasının yanı sıra, kendisinin de doğrudan bir ekonomik etkinlik alanı haline gelmesini sağlamıştır.
Özellikle 1970’lerden sonra bilgi-iletişim teknolojilerinin ekonomik dönüşümün motoru olarak algılanmasıyla beraber kapitalist sanayi üretiminin temel dinamikleri hem iktisatçılar hem de sosyal bilimciler tarafından tartışılmaya başlanır. Tartışmaların en yoğun sürdüğü alanlar ise emek-değer kuramının çökmesi, kitle üretimi ve tüketimine dayalı, katı Fordist üretim ilişkilerinden esnek post-Fordist üretim ilişkilerine geçilmesi ve sınıf ilişkilerinin çözülmesidir. Sınıflı toplumun ve tarihin sonunun geldiğini iddia eden söylemler de bu süreçte ortaya çıkar. Emek-değer kuramının çöktüğü iddiaları asıl olarak değerin yaratıcısı olarak emeğin yerini bilginin aldığı tezine dayanırlar. ‘Bilgi sermayesi’ kavramı açıkça dillendirilir ve bilgi ekonomik zenginliğin yaratıcısı olarak tanımlanır (1980; Stonier, 1983; Masuda, 1981). Bu yönde yapılan analizler, kapitalizmin varoluş ve kendini yeniden üretme koşullarını nasıl güvence altına aldığına dair temel dinamikleri (emeğin toplumsallığının sömürülmesi ile yaratılan artı-değer, emek sermaye çatışkısı, kar oranlarının korunması vb.) gözden kaçırma eğilimi taşırlar. Oysa bilginin toplumsallığı veya yeni bir toplumsallığın yaratılması -adına bilgi toplumu, enformasyon toplumu, veya sanayi sonrası toplum diyelim- emeğin toplumsal üretkenliğinden bağımsızlaştırılarak analiz edilemez. Bu anlamıyla bilgi tek başına değer yaratmaz, ancak toplumsal olarak üretilen bilgi, beceri ve yetenekler kapitalist üretim, tüketim ve bölüşüm ilişkilerinin iktidar işleyişine tabi kılınarak değer yaratma güvence altına alınır.  

Mülksüzleştirerek özneleştirmeye dayalı denetleme ve tahakküm altına almanın toplumsallaştırılması ve bilgi toplumu.
Marksist kuram, emeğin metalaşmasını emeğin üretim araçlarından yoksun bırakılması, yani mülksüzleştirilmesi ile açıklar. Kapitalist sistemin kendini yeniden üretebilmesinin yegane koşulu da metalaşmış emeğin sömürülmesine dayalıdır. Emek cephesinin mülksüzleştirilmesi, emeğin sermayenin yeniden üretiminin bir öznesi olarak işletilmesi anlamına gelir. Bilgi toplumu bağlamında ele alındığında emeğin üretici gücünün toplumsal olarak yeniden örgütlenmesi ve düzenlenmesi ihtiyacı ile emeğin kapitalist sistemin işleyişi içinde özneleştirilmesi süreci bir arada yürür. Yoğun birikim rejiminin hiyerarşik, katı ve büyük ölçekli fabrika üretimine dayalı örgütlenme biçimine uzlaşma ve ücret politikaları ile tabi kılınan ve özneleştirilen emek cephesi, artık esnek üretim biçimine tabi kılınarak özneleştirilmektedir. Bilgi toplumu kavramını referans gösteren toplumsal analizlerde emeğin nasıl örgütlenmesi gerektiğine dair yapılan önerilerin merkezinde ise ‘bilgi yönetimi’ kavramı yer almaktadır. ‘Bilgi yönetimi’ kavramına eleştirel bir bakış açısı geliştirmeye çalışan Day’in analizine göre ‘bilgi yönetimi’ kavramı emeğin gerçek tahakküm altına alınmasının bir semptomudur ve emeğin üretkenliğini tüm toplumsal alanlarda verimlileştirmeye yönelik yönetim stratejilerini içerir.
Benzer biçimde, bilgi toplumunda emeğin denetim altına alınması mekanizmalarının nasıl işlediği konusunda sınıf tartışmaları da ön açıcıdır. Özellikle üçüncü sektör olarak tanımlanan hizmet sektörünün yaygınlaşması ile beraber gündeme gelen bu tartışmalar, emeğin fabrikada denetim altına alınmasının koşullarının dışında yeni denetim mekanizmalarının tartışılmasını gündeme getirmişlerdir. Fabrikalarda emeğin vasıfsızlaştırılması yoluyla emek gücünün denetlenmesini sağlayan Taylorizmin gördüğü işlevi, hizmet sektöründe bilgi toplumunun kurucu kavramlarından biri olan enformasyon teknolojilerinin üstlendiği ileri sürülür (de Benedetti, ak. Kumar, 1995).      
Bilgi toplumu kavramı ve emeğin denetim altına alınması mekanizmalarını anlamak için gözümüzü kapitalizmin yeniden yapılandırmasının ana aktörlerinden olan kurum ve kuruluşlara çevirmek anlamlı olabilir. Bunlardan ikisi olan Dünya Bankası ve OECD’nin ve bu kurumların politikalarını destekleyen akademik çevrelerin yayınlarında bilgi toplumu kuramlarına referans vererek açık veya örtük biçimde emeğin nasıl denetim altına alınacağına dair bir dizi önermeyi bulmak mümkün. Bu yayınlarda kullanılan bilgi toplumu kavramının kurucu öğeleri bilgi temelli ekonomik gelişme veya büyüme çerçevesinde tanımlanır (OECD, 1996; Stiglitz, 1999, 2001). Bilgi temelli ekonomi, bilginin doğrudan üretimi, yayılımı ve kullanımına dayalı ekonomik etkinlikler için kullanılır. Bilgi-iletişim teknolojilerine dayalı ekonomik gelişmenin, ancak bilgi ve teknolojinin üretim sürecini dışarıdan etkileyen bir faktör olarak değil, ‘iş gücü’, sermaye, üretim araçları ve enerji gibi üretim sürecinin içinden ve doğrudan girdisi olduğunda gerçekleştirilebileceği varsayılır. Bilgi temelli ekonominin kurumsallaştırılması ve güvence altına alınması için dört temel önermeye vurgu yapılır:
1.    Bilgi-iletişim teknolojilerinin dönüştürücü işlevlerinin yaygınlaştırılması: Ekonomik performansın arttırılması için bilginin formal ve informal yollardan yaygınlaştırılması gerekir. Bunun için bilgisayarlar ve iletişim ağlarının kullanımının genişletilmesi ve yeni bilgi-iletişim teknolojilerinin geliştirilmesi desteklenmelidir. Günümüzde, gelişmiş bilgi-teknolojilerine sahip olan ülkelerden bunlara sahip olmayan ülkelere teknik düzeyde bilgi transferi söz konusu olamaz. Her ülke, hatta her toplumsal birim kendi bilgi teknolojilerini geliştirmekle sorumludur. Yani bilgi teknolojileri ‘yerelleştirilmek’ durumundadır.      
2.    Bilgi-iletişim teknolojilerine dayalı sektörlerde uzmanlaşmış ‘işgücü’ istihdamı:  Bilgi yoğun ve yüksek teknolojiye dayalı ekonomiler uzman ‘iş gücüne’ ihtiyaç duymaktadır. Bunun anlamı, standart iş becerilerine ve standart bilginin yanı sıra esnek becerilere sahip, aynı zamanda iyi eğitim almış ‘iş gücü’ istihdamıdır.
3.    Bilim üreten kurumların (üniversiteler, araştırma merkezleri vb.) yeniden yapılandırılması: Bilgi temelli ekonominin güçlendirilmesi anlamında bilgi üreten ve yayan kurumların ‘iş çevreleri’ ile daha organik ilişkiler kurması gerekmektedir. Bu kurumlar geleneksel yapılarını değiştirmeli, hem sanayi üretiminin ihtiyaçlarını karşılayacak araştırmalara yönelmeli hem de nitelikli ‘iş gücünün’ eğitilmesi işlevini üstlenmelidir.
4.    Bilgi toplumu olma kriterlerinin tanımlanması: Bilgi toplumu, sanayi toplumu olmanın ötesinde bir gelişmişlik düzeyi olarak tanımlanır. Bu gelişmişlik düzeyinin temel kriterleri ise şunlardır: Bilgi üretim ve dağıtım olanaklarının yaygınlığı, bilgisayar vb.. bilgi-iletişim teknolojilerinin kullanım oranları, bilgi-iletişim teknolojilerine dayalı sektörlerinin diğer sektörlere göre oranı ve bu sektörlerdeki istihdamın genel istihdama oranı, bilgi-iletişim teknolojilerinin üretimi ve eğitimi için yapılan yatırım, beşeri sermaye yatırımlarının düzeyi (OECD, 1996).
Yukarıda kısaca özetlenmeye çalışılan bilgi temelli ekonominin nasıl yaratılacağına ve güvence altına alınacağına dair yapılan önermelerin en temel vurgusu, bilgi teknolojilerine dayalı bir toplumsal yapının kurucu söylem ve pratiğinin örgütlenmesinde tüm toplumsal birimlerin bu kuruluşun öznesi olarak yapılandırılması yönündedir. Bu özneleşme sürecinde emek cephesinin üretilen toplumsal değerden pay alan örgütlü bir güç olarak varoluşu dışlanır. Böylece hem emek cephesinin sermayeye tabi kılınmış olan örgütlü gücü parçalanmış hem de güçsüzleştirilmiş bir emek cephesinin sermayeye tabi kılınmak üzere nasıl özneleştirilebileceğinin varoluş koşulları araştırılır. Bunun tek koşulu ise emek cephesinin sahip olduğu ve toplumsal olarak üretilen üretici yeteneklerinin ve yaratıcılığının bireyselleştirilmesidir. Ekonomik büyümeyi sağlayacak olan verimliliği arttırmanın öznesi olarak bilgi-iletişim teknolojilerini kullanabilecek becerilere sahip bir ‘iş gücü’ tanımının yapılması, bir yandan güçlüleştirme ve yetileştirme olarak okunabileceği gibi, tersinden emek gücünün sahip olduğu toplumsal bilgi ve yeteneklerden mülksüzleştirilmesi olarak da okunabilir. Beşeri sermaye, yaşam boyu eğitim, esnek istihdam vb. söylem ve pratikler ise ancak emek cephesinin sermayeye tabi kılınmasını sağlayacak mülksüzleştirme sürecinin iktidar teknikleri olarak algılandığında anlamlıdır.

Münevver Çelik

Kaynakça            
Bell, D. (19973). The Coming of Post-Industrial Society. New York: Basic Books.
Day, R. E. ( ? ). Social Capital, Value and Measure: Antonio Negri’s Challenge to Capitalism. The Journal of the American Society for Information Society and Technology.
Kumar, K, ( 1999). Sanayi Sonrası Toplumdan Post-Modern Topluma: Çağdaş Dünyanın Yeni Kuramları. Ankara: Dost Yayınları
Masuda, Y. (1981). The Information Socity as Post-Industrial Society. Bethesda: World Future Society.
OECD (1996). The Knowledge-Based Economy. Paris.
Stiglitz, J.E. (1999). Scan Globally, Reinvent Locally: Knowledge Infrastructure and the Localization of Knowledge. First Development Network Conference. Bonn, Almanya.
Stiglitz, J.E. (2001). Information and the Change in the Paradigm in Economics. Nobel Ödülü Kurulu’na yazılmış mektup.
Stoiner, T. (1983). The Wealth of Information: A Profile of the Post-Industrial Economy. Londra: Thames Methuen.